30 Temmuz 2008

Ölüm 3

Doğal Ölüm, Ani Ölüm

İnsan ömrünün uzaması, ölümün ertelenmesi ile mümkün. Bazı bilim kurgu yazarları ölümün ortadan kaldırılması ya da çok az karşılaşılan bir durum haline getirilmesi fikrine kadar götürüyorlar işi. Ancak bunun gerçekleşmesi çok düşük bir ihtimal. Çünkü ölüm hayatın içinde. Tüm dengelerimiz ölmek üzerine kurulmuş durumda. Bir önceki yazıda bu dengelerin bir kısmından bahsetmiştik.

Şimdi gelelim ölümün ertelenmesine… Ölümün ertelenmesi nasıl olur?

Aslında bu soruya cevap verirken ölüm tiplerini iki geniş kategoriye ayırmak gerekiyor.

İlk kategoriye doğal ölüm başlığını verebiliriz. Her ne kadar bu başlık biraz aldatıcı olsa da… Ne de olsa her modelleme biraz basitleştirme ve gerçekten uzaklaştırmadır. Mesela hastalık sonucu ölüm doğal ölümdür. Organların zamanla güçten düşmesi ve tahribat miktarının sürdürülemeyecek duruma gelmesi de doğal ölümdür. Eskiden bilinmeyen bazı hastalıkların ortaya çıkmasıyla oluşan ölümleri bu kategoriye sokmak istemeyebiliriz. Ama bunlar da doğrudan insan üretimi bir virüsün bir bölgeye atılıp insanları öldürmesi gibi uç olaylar haricinde bu başlık altında yer alsın. Trafik kazaları sonucu ölümler gibi ölümleri doğal ölümler başlığına sokmayacağım. Kaza ölümlerinin de toplum dinamikleriyle ilişkili olduğu kesin. Bu anlamda doğal kabul edilebilirler. Biz modelimizde kaza ölümlerini başka bir başlık altında ele alacağız.

O başlık ikinci kategorimizin başlığı: Ani ölümler. Kaza sonucu, savaşta ya da bir saldırıda gerçekleşen ölümler.

Bu ana başlıkları oluşturduktan sonra sınırları biraz değiştirmek istiyorum. Sebebine birazdan geleceğiz. Bizi daha iyi ilerletecek ve daha basit bir model, ani ölümler ve ani olmayan ölümler olarak oluşturulabilir.

Buradaki kritik nokta şudur: Can nedir? Hayat nedir? Bunu henüz bilmiyoruz. Tam olarak açıklayabilen tek bir bilim adamı yok. Ani ölüm hayat dediğimiz unsurun geri döndürülemeyecek şekilde ortadan kaybolmasıdır. Ani olmayan ölümde ise müdahale şansı vardır.

İnsanın kalbinin durmasını düşünelim. Kalbin durması ölüm değildir. Beynin ölmesi ölüm durumunu kesinleştirir. Kalbi durduğu halde beyin ölümü gerçekleşmeden birkaç dakika içinde hayata döndürülen insanlar var. Hatta süre uzadığı halde, yaşam destek ünitelerine zamanında bağlanabildiği için yarım saat gibi uzun bir süre sonra bile kalbi tekrar çalıştırılıp hayata döndürülen insanlar var.

Şimdi sınıflamamız yeniden şekil aldı. Buna göre, belirtilerini hiç göstermeyerek aniden ortaya çıkan ve çok kısa bir sürede beyin ölümü gerçekleştiren ya da organlara müdahale edilemeyecek bir hızda zarar vererek ölüme götüren bir hastalık da ani ölüm kapsamında sayılabilir. Öte yandan ağır bir kaza geçiren ve bunun sonucunda bir iki gün içinde ölen bir insanın ölümü ani ölüm değildir.

Bu analiz üzerinde bu kadar durmamızın sebebi şu: İki ölüm şekli ile mücadele etmenin yolları birbirinden çok farklı.

Ani olmayan ölümlerin engellenmesinde tıbbın son yüzyıldaki gelişmeleri büyük başarı sağlamıştır. Belirli bir organdaki hasar yüzünden bir süreç sonucunda karşılaşılan ölümler, organ nakli gibi yöntemlerle onlarca sene ertelenebiliyorlar. Bu alandaki gelişmelerin düşünme yapımızı zorlayıcı noktalara doğru ilerleyeceğini düşünüyorum. Organ nakli bugün nasıl dünyada yaygın olarak yapılıyorsa, organ yetiştirme de bir müddet içinde yapılabilir hale gelecektir. İnsanın kendi bünyesinden ya da kendi yapısıyla uyumlu bir bünyeden, sorunlu organdan alınmış bir kök hücresi yoluyla dış ortamda organ geliştirmek mümkün olabilir. Bu, o organa can vermek anlamında değildir. Organı canlı bir yapıya ekleyerek o canlı yapıdaki canın kullanacağı bir parça haline getirmektir.

Organ naklindeki iyileştirmeler ve şu an nakledilemeyen başka organların naklinin mümkün hale getirilmesi ve insan yedek parçası yetiştirilebilmesi, ölümü ertelemede çok önemli bir aktör olacaktır. Bu alandaki atılımlar ortalama insan ömrü beklentisini birkaç senelik gelişme sonucu 10 yıl artırmak gibi etkiler yapabilir. Normalde insan ömrü beklentisindeki artışın yüzyılda 10 sene gibi bir hızda olduğu düşünülecek olursa bu ivme insanlık için çok zorlayıcı olacaktır.

Ani olmayan ölümlerde sağlanan hızlı iyileştirme bence bizi bir başka duvarın önünde bırakacak. Tekil olarak organları iyi anlıyoruz ve onlarla ilgili üretmeye kadar gelişmeler sağlamak insanın ufkuna girmiş durumda. Ancak bir sonraki aşamada sistemlerin yıpranması sorunuyla karşı karşıya kalacağız. Tekil olarak organları değiştirebilirsiniz. Ama insan gibi karmaşık bir yapıda, dolaşım sistemi, sinir sistemi gibi sistemlerde yıpranma ve yaşlanmadan dolayı oluşan bozulmalar daha önce görülmemiş yaşlara ulaştıkça yaygınlaşacaktır. 90-100 civarındaki barajı organ üretme ile aştıktan sonra belki 120-150 yaş arasındaki bir baraja bu sebeple takılacağımızı düşünüyorum.

Ani ölümler ise tamamen başka bir hikayedir. Bombayla parçalanan bir vücut, beyni parçalayan bir kurşun, ya da bir kaza sonucunda kopan bir baş, geri dönüşü olmayan hızlı bir ölüm demektir. Bunları azaltmakta sosyal düzenlemeler ancak işe yarar. Kaza oluşmasını sağlayan şartları ortadan kaldırmak, ülkeler arası sorunların barışçıl şekilde çözülebileceği ortamlar oluşturmak, terörün beslendiği unsurları azaltmak… Ani ölümlerle mücadele etmenin yolu bunlardan geçiyor.

Ama şu var ki, ani olmayan ölümleri ne kadar başarılı bir şekilde ertelersek, ani ölümlerin sebepleri o kadar beslenme ortamı bulacaktır. Bir yüzyıl öncesine göre 1,5 belki 2 kat daha uzun yaşayabilen insanlar, bu uzun ömre göre düzenlenmemiş sosyal düzenekler içinde sıkışırlarsa, toplumsal barışı korumak çok zor olacaktır. Bu tür durumlarda savaşların ve çıkar çatışmalarının artması, akrabalar ve ortaklar arasında cinayetle sonuçlanan tartışmaların büyümesi, trafik ve enerji gibi alanların aksamalarıyla kaza ölümlerinin artması kaçınılmazdır.

Kısaca, biz dünyada daha uzun yaşamaya uyum sağlayamazsak, dünya üzerinde gereğinden uzun süre kalmayı başarıp da bunun gereği düzenlemeleri yapmakta başarısız olan insanları öldürmenin yollarını bulacaktır.

Sanırım ölüm serisine biraz daha devam edeceğiz. Ne de olsa, ölüm hayatı şekillendiren en büyük etkendir.

Toplam 4891 kez okundu.
 
19 Temmuz 2008

Ölüm 2

ÖLÜMÜ NE KADAR ERTELERSEK, BAŞIMIZA NELER GELİR?
İnsanlar ölüm beklentisi ile yaşarlar. Bunu kendilerine kolay kolay ve sık sık ifade etmeseler de, her insanın kafasında aşağı yukarı bir ömür beklentisi vardır. Bu ömrün hangi aşamasında olduğunu düşünür ve ona göre birtakım olayların zamanlamasına karar verir. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak...

İnsan ömrünün giderek uzadığı tartışılmaz bir gerçek. Ancak bu gerçeğin arka planındaki sebeplere inince durum biraz değişiyor. Son birkaç yüzyıldaki büyük artışlarda en temel etken, bebek ölümündeki azalma. Şöyle bir durum düşünün: 9 kişi 80 yıl yaşıyor, ama bir bebek bir yaşını doldurmadan ölüyor. Bu on kişinin ortalama yaşı 72 olacaktır. Birisi hemen hiç yaşamadığı için yaşamış olanların 80 yıllık ömür beklentisinin ortalaması 72’ye düşer. Oysa bebek ölüm oranı yüzde on yerine yüzde bir olsa, bu etki 8 yıldan 0,8 yıla düşerdi. Yani ortalama insan ömrü beklentisi 79,2 yıl olurdu.

Biraz acı bir sürpriz olabilir, ama insan ömrü beklentisinin artmış olması, eğer bebekken ölmediyseniz, sizin için beklediğiniz kadar büyük bir anlam içermiyor olabilir. Ama yine de, bebek ölümlerindeki düşmelerin oluşturduğu farkı devre dışı bıraksak bile, ortalama insan ömrü uzuyor.

Acaba ani bir gelişmeyle ortalama insan ömründe hızlı bir değişim olsaydı ne olurdu? Şimdilerde beklenti, Afrika hariç tüm kıtalarda 68-78 yaş aralığında. 70 civarındaki bu yaş, ortalama. Çok daha genç ölenlerde var, 120’nin üzerini görenler de…

Diyelim ki ortalama beklenti 100’e, hatta 120’ye çıktı. Ne olur?

Neler olmaz ki…

Öncelikle insan ömrü uzarken sağlıklı olma halinin de uzayıp uzamayacağı önemli. Hayatta kalmış olabilirsiniz, ama acaba dinçliğinizi koruma süreniz de uzayacak mı? Mesela erkeklerin ve kadınların çocuk sahibi olabilecekleri yaşlar da belirgin bir şekilde uzayacak mı? 120 yıllık bir ortalama ömürde bakıma muhtaç olmadan 110 yaşlarına kadar yaşanılabilecek mi?

Öyle görülüyor ki, uzun yaşamakta paranın önemi büyük olacak. İnsanlar ömürlerini uzatacak ameliyatlar, genetik müdahaleler, organ nakilleri, özel bakımlar satın alabilecekler. Ve önemli bir öngörü yapıyorum: Bunları satın almaya sadece özel sermayenin gücü yetecek. Devlet ya da genel geçer sigorta organizasyonları bu tür sağlık harcamalarını karşılayamayacaklar. Çünkü beklentilerini hızlı revize edemeyecekler. Onlarca yıl öncesinde o zamanki yaşam şartlarına göre hesaplanmış pirim oranları, çalışma süreleri, emekli yaşama süreleri hiçbir anlam ifade etmeyecek gelecekte. Ve bu tür organizasyonların sunabileceği imkanlar çok kısıtlanacak. Özellikle de ödeme yapmaya devam edecekleri, belki hesapladıklarından yirmi sene daha fazla devam edecekleri bir kişiyi hayatta tutacak pahalı bir operasyona para harcamak bu tür kurumlara çok zor gelecektir. Hesapsız bir şekilde bu paraları harcayan herhangi bir kurum ise yok olur.

Bu durumda, 110’lu yaşlarına kadar sağlıklı yaşayabilen ama bunun için ciddi paralar harcaması gereken insanları birkaç açıdan çok zor durumda kalacaklar:

1. Yeterince imkanı olmayanlar, böyle olmayabileceğini bile bile ölüme gidecekler. Hayatlarını bir on yıl daha uzatabileceğini bildikleri bir gen tedavisi olacak. Ama bu tedaviyi karşılayamayacaklar. Bu, çok acı bir ölüm olur doğrusu. Aslında ölmeyebileceğinizi, bir on yıl daha en azından zinde yaşayabileceğinizi bildiğiniz halde ölüme yaklaşmak hoş olmasa gerek.

2. Sadece hayatta kalabilecek kadar imkanı olanlar, çocuklarının kendilerine kalmasını bekliyor oldukları minik servetleri biraz daha hayatta kalmaya harcayacaklar. Normalde ölen atadan çocuklara geçen servet, ölmemeye çalışan atadan ona yaşamı uzatma imkanı sunabilen –belki de başka bir ülkedeki- şirketlere geçecek. Atanın bu uzayan ömründe çocuklar kendi hayatlarını kurabilmiş ve mirasa ihtiyaçları kalmamışsa pek büyük sorun olmaz. Ama köklü eski alışkanlıklarla böyle beklentiler taşıyan, onlarca yıldır paranın kontrolünün kendisine kalmasını beklemiş çocukların akıl sağlıklarını korumaları zorlaşacaktır.

3. Gerçekten iyi gelir sahibi olanlar, toplumsal etkilerden en uzak kalacak şekilde hayatta kalmayı başaracaklardır. 100, 120, hatta belki 150 yaşlarına kadar.

Aktif çalışmayı bırakma yaşı ne olacak peki acaba? Emeklilik kavramı bana hep çok anlamsız gelmiştir. İnsanların üretmeyi bırakması, artık kendi istediği bir şekilde bile olsa üretim yapmayıp, vaktini öylesine geçirmesini anlamakta güçlük çekiyorum. 65 yaşta emekliliğe bile güçlü direnç gösteren bir toplum, ortalama yaşam süresi sadece on yıl gibi bir sürede 100-120 arasına çıkarsa, büyük zorluklar çekecektir. Emeklilerin bir iki sene ortalama daha fazla emekli maaşı almaya başlaması bile sosyal sigorta benzeri sistemlerin çökmesi için yeterli olabilir. 10 yıl gibi adaptasyon geliştirmek için kısacık bir sürede ortalama ömür beklentisi 30 yıl ya da daha fazla artarsa, buna hiçbir sosyal güvenlik sisteminin dayanabileceğini sanmıyorum.
Emekli maaşları eriyecek, sağlık giderleriyle ilgili imkânlar giderek kısılacak ve emeklilik çağında olduğu halde sağlığını ya da çalışma gücünü koruyabilmiş insanlar bir şekilde üretim yapmaya dönmek zorunda kalacaklardır.

Peki evlilikler ne olacak? 20 yıl, 30 yıl, 50 yıl süren evlilikler var. 80 yıl süren evlilikler olabilir mi? Bence olabilir. Sorun daha çok, ilk 20 yılı bile dolduramayanlarda olacaktır. 30 yaşından itibaren her on yılda bir yeni bir evlilik yapan bir insan 100 yaşına kadar zinde yaşamını sürdürse 7 ayrı evlilik yapabilir? Her evlilikten çocuk sahibi olmak isteyecek midir? Bunlar şimdiye kadar hiç alışık olduğumuz düşünce şekilleri değil. Ama hepsini düşünmek gerekiyor.

Mesela 70 yıl gibi beklenen ömür olan bir ortamda insanların ilk evliliklerini yapma yaşı rahatlıkla 30’u bulabiliyor. Beklenti 100 yıl olunca, 40’ından sonra ilk evliliğini yapmak yaygınlaşabilir mi? Bu durumun ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkiye etkisi ne olur?
İnsan ömrünün uzaması iyi bir şey mi? Otomatik olarak böyle düşünüyoruz. Ama gerçek etkileri ne olacak? Belki de insan ömrünün tıp açısından uzayabilmesini sağlayan gelişmeler oluşturdukları sosyal etkilerle nüfus artış hızını düşürdükleri gibi, hatta (doğurganlık üzerindeki etkilerle) nüfusların geriye gitmeye başlamasına sebep olabildikleri gibi, oluşturdukları sosyal çalkantılarla belirli ölüm kalıplarının yaygınlaşmasına sebep olacak ve böylelikle beklenen ömrü bir yandan da düşürücü etki yapacaktır.

Şu an dünyada yaşayan insanlar olarak önümüzdeki 50 yıllık sürede insan ömür beklentisindeki ani değişikliklerin sonuçlarına farkında olmadan katlanmak zorunda kalacağını öngörüyorum.
Nüfus hareketleri çok yavaş yön değiştiren, ama yavaş oluştukları için değişiklikleri kolaylıkla da kavrayamadığımız olgulardır.

Ezber bozmakta fayda var. Mesela kaç çocuk sahibi olmalı? Kimler çocuk yapmaya daha istekli olmalı? Acaba on yıl önce düşünce şeklimizi bu konuda belirlemiş olan veriler hala geçerli mi?

Açık fikirli olmak gerekli. Açık fikirli olmayan bir insan, zaten bir bilim kurgu dizisini takip etmezdi sanırım.

Toplam 6202 kez okundu.
 
13 Temmuz 2008

Ölüm 1

Hayatın büyük şekillendiricisi
Lokman Hekim’in hikayesini duymuşsunuzdur. Ölümün çaresini bulmuş ama sonra yazdıklarını rüzgar uçurup nehrin sularına katmış ve akıtmış.

Ölümü yenmek, öteden beri insan kültürlerinin kızıl elmalarından birisi olmuştur. Bilim kurgunun ya da gelecek kurgularının da bu konu üzerinde odaklanması kaçınılmazdır. Daha doğrusu odak noktalarından birisinin bu olması…

Bilişim alanındaki gelişmeleri bir kenara bırakın… Enerji ihtiyacına ilişkin petrole alternatif ürün geliştirmeye yönelik çalışmaları da… İnsanın doğasında ölmeme arzusu, genç kalma isteği, dünyaya tutunma kaygısı yatıyor. Parası olan yaşlı insanların arttığı bir gelişmiş ülkeler topluluğu hayatta kalma sanatına tarihte görülmemiş boyutlarda para harcayacaktır.

İş hayatta kalmak olunca kurallar da tartışmalı hale gelebilir. Tüm inanç sistemlerinde bile, hayatta kalma konusu gündeme gelince genel geçer kurallar silsilesi kalkar ve başka kurallar gündeme gelir.

Önümüzdeki onyıllarda genetik alanında yaşanacak gelişmelerin hayatta kalma olgusuyla birlikte gündeme geleceğini düşünüyorum. Bu durum da bizi etik açısından verilememiş kararların kendiliğinden uygulanmaya başlandığı bir dünyaya götürecek. Ya da çok tartışmalı bazı kararlar alınacak.

Demografik dengelerdeki değişikliklerin de dünyada çok şiddetli toplumsal depremlere sebep olacağını düşünüyorum. Yasaları çıkarırken, kararlar alırken, günümüz dünyasına göre düşünüyoruz. Hatta ne yazık ki çoğu zaman geçmişin dünyasında kalmış oluyoruz. Oysa eğitim, sağlık sistemi, emeklilik gibi konularda dün ya da bugüne değil, yarına uygun kurallar koymamız, yöntemler uygulamamız gerekir.

Ölümün gecikmesi, yani insan hayatının uzaması dengeleri değiştirmeye devam edecek. İnsan ömrünün beklenen değerinin 70’leri geçip 80’lere yaklaşması bile pek çok ülkenin dengesini bozdu. Ya peki genetik alanında dramatik gelişmelerle insan ömrünün beklenen değeri sadece 10 yılda 120’ye çıkarsa ne olacak dersiniz?

Ruanda’da Tutsilerle Hutiler arasında soykırıma yaklaşan seviyede kıyım olmasına sebep olan çatışmaları hatırlar mısınız? Sadece tek bir Tutsi yaşayan bir bölgede bile onlarca insanın öldürüldüğünü okumuştum. Çünkü gençler kendilerine işleyecek toprak bulamıyorlardı. Toprak bulamayınca kendi evlerini kurup evlenemiyorlardı. Çünkü uzun yaşamaya başlayan aile reisleri toprakların sonraki nesillere kalıp devam etmesinin önünde engel oluyorlardı. Tutsi-Huti çatışması olmayan yerlerde bile bu mevcut toprak sahiplerinden onlarcası kim vurduya gitti.

Ölüm ve ölümle ilgili değişiklikler geleceğin şekillenmesinde belirgin rol oynayacak. Ama çok geniş bir konu bu. Her hayatın sonunda yer alan, dünyada yaşamış her insan kadar yaşanma adedi olan/olacak bir deneyim ölüm. Sonraki yazılarda daha dar başlıklar altında ölümün hayatımızı şekillendirmeye nasıl devam edeceği üzerine düşüneceğim.

Lokman Hekim’den beri çok şey değişmedi. Bir insanın yaşamını 3-5 yıl uzatacak bir keşfe imza atabileceğinizi düşünüyorsanız, bu alanda çalışmanız elde edeceğiniz karşılık olarak sizin için en iyi maddi seçenek olabilir.

Toplam 6885 kez okundu.
 
8 Temmuz 2008

Kamil Asma'ya: Görüşmek üzere Kamilcim…

Gelecek Postası’nda Kamil Asma’ya biraz ara veriyorum. Gelecek Postası’na ara vermiyorum ama.

Gelecek üzerine yazmak ve bunu kurgu olarak yazmak beni biraz zorlamaya başladı. Hem gelecekle ilgili düşündüğüm çok şey var, hem de kurgu yazmayı çok seviyorum. Ama çokça düşünceyi kurguyla vermeye çalışınca, yoğun düşünceli kurgusu biraz askıya alınmış yazılara yönelmek zorunda kalıyor insan.

Kurgu yazma açlığımı gidermek için roman yazmam gerekli. Ama uzun süreli ve yoğun odaklanma şansım en azından şimdilik pek yok. O yüzden roman yazamıyorum. Ben de zincir hikaye yazmaya karar verdim. Başladım da. Ama henüz onları bir yerde yayınlamıyorum. Uygun bir yer bakarız biraz birikince…

Gelecek Postası’nda ise, kurgudan ve 2050’li yıllardan bu yana doğru bakmaktan şimdilik vazgeçiyorum. Bunun yerine kavramlar ve gelişmelere odaklanarak yarının dünyasıyla ilgili yazmayı düşünüyorum.

Böylelikle hiç vazgeçemediğim kurgunun tadını yazılarımın içinde yine biraz koruyarak fikirlere daha fazla odaklanabileceğim.

İlk yazımı yakında görmeyi bekleyebilirsiniz.

Toplam 7794 kez okundu.
 

GELECEK POSTASI

Gelecek Postası önceki yazılar:

Gelecek Postası-Arşiv

CHIP Online'da Bugün

Son Eklenen Haberler ve Makaleler

Günün Tam Sürüm Programı

Her gün tam sürüm bir yazılım

CHIP Online ve GiveAwayOfTheDay işbirliği ile, her gün ücretsiz bir tam sürüm yazılımınız var! Bugünün ücretsiz tam sürüm yazılımını indirmek için aşağıdaki Hemen İndirin'e tıklayın.

Hemen İndirin

En Çok Okunan Haberler


En Çok Okunan Makaleler


CHIP Online-GaleriRSS-Feed

Galeriler, Ürünler ve Duvarkağıtları

2008 Beijing Olimpiyatları Duvar Kağıtları

Halen devam etmekte olan 2008 Beijing Olimpiyatları'nın muhteşem duvar kağıtları...

diğer galeriler...

Okur HaberleriRSS-Feed

Üyelerimizin gönderdiği Teknoloji Haberleri

CHIP Dergisi: Ekim 2008


Diğer Yayınlar

İşbirliği ortaklarımız

  • Hepsiburada.com
  • Turk.Net
  • Turhost