Mahmut Karslıoğlu

Read.Me (Director’s Cut Extended Edition)

Quantum Break

80/100, Xbox ONE/PC, Remedy İçinden tv dizisi çıkan oyunda zamanı bükmek, oyunu bitirmek için en büyük kozunuz

Bilim kurguyla ilgili her şey sevdiğimden daha önce bahsetmişimdir mutlaka. Bu türde seyretmediğim çok az film ve dizi vardır. Hele ki konu zaman yolculuğu ya da paralel evrenler ise hiç kaçırmam. Quantum Break işte tam da bu tarzda bir oyun. Üstelik sadece oyun değil. İçinde,  oyunda ilerledikçe açılan mini bir dizi de bulunuyor. The Following dizisinden tanıdığımız Shawn Ashmore, Game of Thrones’un Littlefinger’ı Aidan Gillen ve Frinch’in dev FBI ajanı Lance Reddick gibi ünlü oyuncuların da yer aldığı 20’şer dakikalık 4 bölümden oluşan mini dizi ile Quantum Break daha önce hiç karşılaşmadığımız bir yapıya bürünüyor. Sağlam hikayeye sahip bir oyuna hasret kaldığımız multiplayer oyunlar döneminde ilaç gibi gelen bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Şimdi gelelim konuya...

Oyun alana, dizisi bedava
Oyun, tam da bir diziye yakışır şekilde Paul Serene’in yaptığı zaman makinesini arkadaşı Jack Joyce’a göstermek için laboratuvara davet etmesi ile başlıyor. Denemeler sırasında ortaya çıkan Jack’in kardeşi William’ın (bu kişi aynı zamanda zaman makinesini ilk temellerini atan kişi oluyor) müdehalesi ile bir kaza yaşanıyor ve  olaylar hızla gelişiyor!

Tamam, zamanı bük ama silah da şart
Daha önce aynı firmanın oyunu Alan Wake’i oynamış olanlar bazı öğelerin  Quantum Break’te de kendine yer bulduğunu fark edebilir. Karakterin silah kullanma mekaniği bunların başında yer alıyor. Jack, patlama sırasında zaman makinesine güç veren Chronon parçacıklarına maruz kaldığı için sahip olduğu güçlerine ek olarak oyunda çeşitli silahları da oldukça fazla kullanıyor. Oyunda herhangi bir şekilde eğilme, yerde sürünme gibi olanaklar olmadığından, çatışmaya girmeden bir siper bulmak neredeyse zaruri. Zaten bir sipere yaklaştığınızda otomatik olarak bu siper seçildiği için bu bir sıkıntı yaratmıyor. Jack’in sahip olduğu güçler oyun boyunca artıyor. Temel zaman kontrolü güçleri arasında bir düşmanın ya da bir bölgnin geçici bir süre dondurulması, bir noktadan diğerine hızlıca ilerleyebilmek ve kendine kurşun geçirmez bir zaman durdurma alanı oluşturulabilmek yer alırken oyunda ilerledikçe zamanı dondurup ilerleme, patlamalar yaratma gibi ek özelliklere de kavuşabiliyorsunuz. Düşmanlarınız güçlendikçe kısa dolum süreleri olan bu güçleri kombinasyonlarla kullanmanız da gerekebiliyor.

Bulmaca bölümleri de var gibi...
Remedy, her ne kadar çatışmalar ya da senaryo bölümleri kadar özen göstermemiş olsa da oyuna platform/bulmaca bölümleri de eklemiş. Örneğin bölgedeki yıkılmşı bir köprüden geçmek için zamanı geriye almak şeklinde çözülebilecek bu bulmacalar, oldukça kolay çözülebiliyor. Bu bölüm biraz daha detaylı olabilirdi. Oyunda yetenek geliştiren Chronon parçacıklarını bulmak için de etrafta bolca gezinmek şart. Bunlardan da her bölümde belirli sayıda var ve onlara yaklaştığımızda ekranın sağ kısmında bulunan Time Vision yeteneğimiz parlamaya başlıyor. Bunu çalıştırdığımızda da parçacığın yaklaşık yeri gösteriliyor ve oraya doğru yönleniyoruz.

Oyun içinde yaptığımız seçimler oyunun sonunu ya da oynadığımız yerleri çok az etkiliyor olsa da verdiğiniz kararlara göre şekillenen dizi bölümlerinin bir hayli kaliteli hazırlandığını ve izlemekten çok keyif aldığımı söylemeliyim. Oyun için grafik kalitesi ise belki de kullanılan özel efektlerden kaynaklanan bir nedenden dolayı beklentimin biraz altında kaldı. Yine de Xbox One için çıkan son dönem oyunlar içinde oynanmayı hakeden bir yapım. Sadece dizisi için bile oynanabilir.

Ayda üç beta bana fazla geldi!

Doom, Gears of War 4 ve Mirror’s Edge Catalyst’in Beta’larını oynarken bu ay ofise kapandım. Yani 3G bölümü bu ay yok :)

Gittim, gördüm geldim (3G) bölümü için elbette bir yerlere gitmek gerekiyor. Peki ben ne yaptım? Bu ay oynadığım Quantum Break’e ek olarak bir de merak ettiğim üç oyunun kapalı ve açık betalarına daldım. Sonuç: Tüm ay ofisteydim. Ama olsun zamanında heyecanla oynadığım 3 oyunun  yeni sürümlerine bir göz atma şansı bulmuş oldum. Bir de itirafta bulunayım. Oynadığım BETA oyunlardan biri olan Gears of War’un daha önceki tüm bölümlerini oynamış olmama rağmen ilk defa olarak Multiplayer deneyimini tattım. Şimdi diyorum ki keşke daha önce deneseymişim :) Neyse, Doom ile başlayalım.  
Wolfstein’dan sonra bizlere ilk gerçek FPS denyimini tattıran Doom’un bir çoğumuzda yerinin ayrı olduğuna eminim. Benim için de öyle. 4. jenerasyon Doom’un Beta’sında Heatwave ve Infernal haritalarında 6ya6 Team Deathmatch ve Warpath oynama şansım oldu. Görebildiğim tek boss Revenant’tı , ama çok geniş bir yelpazede Doom’un klasik yıkıcı silahlarını deneyebildim. İlk Doom’un grafiklerinin de aklınızda muhteşemmiş gibi kaldığına eminim ama emin olun yeni sürümün ki gerçekten öyle :) Zaten onun haricinde pek bir yenilik yok.  Çoklu oyuncu deneyimini bir de eski dost Doom tadında yakalamak isteyenler ilgilenebilir.
Xbox 360’daki ilk FPS göz ağrım Gears of War 4’ün betası da sadece çoklu oyuncu deneyimi sunuyor. Hikayesinin yine muhteşem olacağına eminim ama beta’da ilk defa denediğim çoklu oyuncu modu; grafik kalitesi, akıcılığı ve sorunsuz sunucu bağlantısı ile tek kelime ile müthişti. Bu yazıyı yazdığım için ara vermiş olsam da şu an amacım Level 20 olup, hediye silah ve skin paketini kapmak :) İlk üçünü oynayanlar 4’ü de es geçmesinler bence.
İlk Mirror’s Edge ile bir kaç küçük eklenti dışında benzer oyun mekaniklerine sahip olan Catalyst’te yine geleceğe ait çok steril bir şehir ile karşı karşıyayız. Bu yüzden birbirine benzeyen kaplamalar oyuna tekdüze bir hava katabiliyor. Ama açık dünya şehri serbestçe dolaşmak raytrace’i andıran grafik kalitesi ile yine de mükemmel oluyor. Özellikle arkadaşlara karşı bir parkurda yarıştığım Social Play’in bu oyunu sevenlerin en çok vakit geçireceği mod olacağına eminim.

Nesnelerin internetinde Mayıs ayında neler oldu?

Bağlantılı arabalar, giyilebilir teknolojiler ve akıllı evler konularında ayın dikkat çekici gelişmeleri karşınızda!

Mazda açık kaynak dedi. Linux’u seçti...
Japon otomobil üreticisi Mazda da Toyota’nın daha önce katıldığı Linux birliğine altın üye olarak katıldı. Böylece bağlantılı arabalardaki açık kaynak yazılım konusu çok önemli bir destekçi kazanmış oluyor.

Temiz havayı yanınızda taşımaya ne dersiniz?
Kıyafetinizin altında belli bile olmayan Oxie, sanki görünmez bir baloncuk oluşturup soluduğunuz havayı duman ve alerjenler gibi zararlılarda temizliyor. Temiz havayı artık yanınızda taşıyabilirsiniz.

Akıllı mandal çamaşırları ıslanmaktan kurtarıyor
Genelde yağmur yağdığını bildiğiniz halde dışarda asılı çamaşırlar aklınıza iyice ıslandıktan sonra gelir. Ama bu akıllı mandal yağmur damlasını hissettiği ilk anda cep telefonunuz yardımı ile sizi uyarıyor.

Biri uyku sorunu mu dedi?

Uykusuzluk çekenler teknolojik cihazları yatak odasından çıkarsın diyenler, ben yenilerini eklemeyi öneriyorum.

Aslında teknolojik cihazları yatak odasından çıkarma konusunda tavsiye verenlerin haklı sebepleri var elbette. Özellikle üzeride ekran bulunan bu tür cihazların yaydığı mavi ışık türü insan anatomisini gündüzmüş gibi kandırdığı için uykuya dalmak zorlaşıyor. Bu konuda daha önce detaylı bir köşe yazısı da yazmıştım. İdeal bir uyku için belli türdeki ışık ve sesi çevremizden uzaklaştırmamız gerekiyor. Doğal koşullar bunu sağlayamıyor ise teknolojiyi yine teknolojiye kırdırmaktan başka şansımız da yok. Sleep Infuser, (350$) adlı ilk yardımcımız (http://sleepinfuser.com), esen rüzgar ya da dalga sesine benzer sabit bir ses çıkararak insanı rahatsız eden 40dB altı, 70 dB üstü sesleri baskılayarak uykuya dalmanızı kolaylaştırıyor. Işık konusunda ise Auro (300$) yardımımıza koşuyor. (http://withings.com) Mavi ışığı engelleyen turuncu bir ışık yayan bu cihaz aynı zamanda yatağın altına yerleştirdiğiniz sensör ile uyku dalgalarını ölçerek frekansı buna göre ayarlıyor. Sonuç yine ideal bir uyku ortamı! Peki uykuya dalma zorluğu çekenler ile ani uyandırıldığı için sinirli olanlar ne olacak? Onlar da uyku için Nightwave Sleep Assistant ve uyandırılmak için de Philips Hf3470 Wake-Up Light’dan yardım alabilirler.

CHIP Youtube kanalımızda yepyeni bir dönem başladı

CHIP Youtube kanalı da baştan aşağı yenilendi.Yepyeni serilerle içerik artık daha da zengin. Bence hemen abone olun!

Bilişim dünyası belli trendlerin peşinde sürüklenip gidiyor. Teknoloji ve bilim çok hızlı ilerliyor olabilir ama her yeni gelen trend ile o ilerleyen bilgiye erişmek için daha da az emek harcar hale geliyoruz. Önce okumak yerine galerilerdeki resimlere bakarak konuyu anlamaya çalıştığımız bir trende yakalandık. Anlaşılan tek tek resimlere tıklamak da zor geldi ki uzunca bir süredir trend artık seyrederek öğrenip haberdar olmak.
Aslında bu durum yeni değil. Televizyon bunu yıllardır yapıyordu. Ama internet sayesinde insanlar kendilerine sunulanı değil istediklerini seçebilme şansına kavuştular. Dolayısıyla istediklerini öğrenmek için televizyonun yani izlemenin rahatlığına kapılmayacaklar olmaları da düşünülemezdi. CHIP olarak bu durumla ilgili öngörülerimizde yanılmadık elbette.  Neredeyse 10 yıla yakın bir süredir ürettiğimiz video içerikler ile bugünler için uzun bir süredir çalışıyoruz ve en az bir televizyon programcısı kadar deneyim sahibi olduğumuzu söyleyebilirim. Çeşitli nedenlerden şimdiye kadar video içeriklerimiz için kendi web sayfamızı kanal olarak kullanmıştık. Bundan sonra da kullanmaya devam edeceğiz elbette. Ama hep diyorum ya trendlere de uymak gerekiyor.
İşte bu yüzden CHIP TV Youtube kanalımızda 1 Nisan tarihinden itibaren yepyeni bir döneme girdik. Artık sadece ürün inceleme videoları değil, lansmanlardan canlı yayınlarda yapacağımız ön incelemeler ile en yeni cihazları ile siz görebileceksiniz. Kutu açılışlarını sevenler; “Ercan, bugün ne gelmiş?” serimizi de sizler için hazırladık. Çok yakında yayına girecek “Kendime Karşı”, “Kankanı bırak, sen bizi dinle” ve “3G (Gittim, Gördüm Geldim)” gibi sizi daha bir çok sürprizler bekliyor olacak. Tüm yeniliklerden anında haberdar olmak için hemen şimdi gidip CHIP Youtube kanalına üye olun, herşeyden sadece seyrederek haberiniz olsun.

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin