Mahmut Karslıoğlu

Read.Me (Director’s Cut Extended Edition)

Inside

95/100 Xbox ONE/PC, PlayDead Uzun süredir bu kadar keyifle oynadığım bir oyun olmamıştı. Keşke daha uzun sürseydi..


Inside’ın, Limbo’nun yapımcılarının yeni oyunu olduğunu söylemem bile eminim bir çok kişiyi heyecanlandıracaktır. Kendi adıma Limbo’dan sonra benzeri oyunların bende yarattığı hayal kırıklığından sonra Inside gerçekten ilaç gibi geldi. Hatta, bu köşe için milyon dolarlık bütçeli bir çok AAA oyun denememe rağmen uzun zamandır bu kadar keyifle  oynadığım bir oyun olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Yazabileceğim eksik bir noktası var mı diye düşündüğümde tadının damağımda kalmasının haricinde pek bir şey bulamadım.
 Aslında oyunun bir hikayesi yok. Daha doğrusu oyuna başladığımızda bu konuda bir bilginiz olmuyor demek daha doğru olur. Aynı Limbo’da olduğu gibi kendimizi nerede olduğunu bilmediğimiz bir ormanda buluyorsunuz ve başlıyorsunuz sağa doğru koşmaya. Oyunun başında bir süre herhangi bir bulmaca ya da tehlike ile karşılamadan sadece zıplayarak koşuyorsunuz. Oyunun mekaniklerine alışabilmeniz için en başa bir tutorial ya da oyun kontrollerini gösteren bir ekran koymak yerine bu daha doğal bir ısınma turu olmuş. Bulmacalar ve tehlikeler giderek zorlaşarak artıyor.
 Inside içinde neredeyse hiç tekrar eden bulmaca yok ve bulmacaların zorluk ayarı da çok iyi dengelenmiş. Sadece sağa ya da sola hareket edebilmenizden dolayı bir platform oyunu olarak kategori edilse de mekan tasarımlarındaki derinlik ve duruma göre çok iyi ayarlanan kamera açıları sinematik bir etki yaratarak çoğu zaman oyunun türünü size unutturuyor.
 Oyun mekanları hikayenin doğasına bağlı olarak kasvetli ve karanlık tasarlanmış, gölgeler, ışıklar ve alan derinliği çok iyi kullanılmış. Oyundaki nesneler ve karakter çok minimal çizgilere sahip olmasına rağmen ainmasyonların gerçekçliği sizi hemen havaya sokuyor.
 Inside, yıllar önce Amiga’da Another World’de olduğu gibi minimal grafiklerle de ne kadar iyi iş çıkarılabileceğini tekrar kanıtlayarak  o zaman duyduğum heyecanı bende tekrar yaşattı. Mutlaka oynayın diyorum. Kesin bilgi :)

Nesnelerin internetinde Ağustos ayında neler oldu?

Bağlantılı arabalar, giyilebilir teknolojiler ve akıllı evler konularında ayın dikkat çekici gelişmeleri karşınızda!

<k>Kendi kendine giden mini  otobüs, Olli ile tanışın!</k>
Local Motors tarafından üretilen, kendi kendine gidebilen, elektrikli, 12 kişilik bu minibüs,  IBM Watson IOT teknolojilerini kullanıyor ve DC’de kullanılmaya başlanacak. Olli, 30’un üzerindeki sensör ile yolcuların tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.

<k>IQBuds, dünyayı daha farklı bir şekilde duymanızı sağlıyor</k>
Duyduğunuz her sesin üzerinde gerçek zamanlı efekt uygulayabildiğinizi düşünün ya da uçakta ağlayan bebeğin sesini kısabildiğinizi! Doppler Labs’in artırılmış gerçeklik kulaklığı bir bluetooth kulaklık olmasının yanı sıra duyduklarınızı da kişiselleştirebiliyor.

<k>Wynd ile kişisel hava sahanızı her zaman tertemiz tutun</k>
Ayrılabilir bir sensöre sahip olan Wynd, havayı polen, alerjenler ve benzerlerine karşı sürekli analiz edip tıbbi kalitedeki hava filtreleri ile sizin için temizleyebiliyor. Çok sessiz çalışan cihaz havayı ne kadar temizldeğini telefonunuzdan size bildirebiliyor.

Sanal gerçeklik gözlükleri

Sanal gerçeklik gözlükleri gündemi ele geçirmeye başladı. Peki seçerken nelere dikkat etmek gerekiyor?

Yıllardır kullandığımız teknolojik cihazlar için bir satın alma danışmanı gereksiz olabilir ancak kendi kategorisini oluşturan yepyeni hi-tech cihazları tanıyana kadar bir satın alma danışmanına hala ihtiyacınız olacaktır. O yüzden ben de bu köşeyi bu aydan itibaren hi-tech cihazlar satın alma danışmanına dönüştürmeye karar verdim. İlk ayki konumuz sanal gerçeklik gözlükleri...

Kendinizi sanal ortamın içinde hissetmeniz için bu konuda ilk dikkat etmeniz gereken görüş açınızın mümkün olduğunca geniş olmasıdır. Şu an standart sayılabilecek 110 derecenin altına düşüldükçe (min. 95 derece olmalı) gerçekçiliğin azalacağını unutmayın. Görüntü çözünürlüğünün de en iyi deneyim için göz başına minimum full HD ve üzerinde olması gerekir. Yani akıllı telefonlar ile kullanılan sanal gözlükler için minimum ekran çözünürlüğü 2k olmalıdır. Şu an sadece tek bir markada (HTC Vive) olsa da konum takipi (sadece kafa hareket takibi değil) mükemmel bir sanal gerçekçilik için neredeyse bir gereklilik.

Akıllı telefon ile kullanılan sanal gözlüklerde; minimum 40mm ve daha üstü kaliteli lensler, göz kusurları için ayarlanabilirlik ya da gözlükle kullanabilme, geniş bir yelpazede ekran boyutu desteği, telefon için iyi bir havalandırma ve yumuşak yüz destekleri olmasına da dikkat etmelisiniz. Akıllı telefonunuz gözlük içinde kalacağı için dışarıdan kontrol için ek düğmeler ya da dahili bir bluetooth kontrol birimi de tercih sebebi olabilir.

2000’lerin devi Yahoo, nasıl bu hale geldi?

Ne kadar dev olursan ol, kalıcı olmak istiyorsan kendini yenilemen şart. İşte Yahoo’yu deviren en büyük nedenler!

Tarih oldukça eski ama çok net hatırlıyorum. CHIP’in ilk yıllarıydı. Web sitesi indeksleme işini bir başarı hikayesine dönüştüren Yahoo’nun kurucuları Jerry Yang ve David Filo’ya dahi gözüyle bakılıyordu. O dönem benim de ısrarla kullandığım ama başarısızlıkla sonuçlanan AltaVista girişiminin karşısında dayanmıştı. Ama Google gerçek bir arama motoru olarak karşılarına çıkınca ilk darbeyi almış oldular. Yahoo’nun en büyük hatası, yazılım geliştirme ve teknoloji altyapısına gerektiği gibi yatırım yapmaması oldu. Bunun yerine Google’ı kullanmayı seçmişlerdi. Arama motoru hikayelerinin; Inktomi ve Overture gibi başarısız iki satın almanın ardından 2010 senesinde de Google yerine Bing’e geçerek son bulduğunu söyleyebilirim.

Açıkcası firmaların bilinçsizce banner reklamlarına para döktüğü dönemde bir arama motoru ile ziyaretçileri başka sitelere yönlendirme yerine tüm parayı kendi portallarında tutmak en iyi seçimdi. Ancak bu durumun hiç değişmeyeceğini düşündüler. Ayrıca geçmiş dönemde AOL’un başarısından yola çıkarak dev yayın şirketlerinin artık ölmekte olduğu göremeyerek kendilerini bir teknoloji şirketi olarak değil bir medya şirketi olarak konumlama kararı da diğer bir hataydı. Sık değiştirilen ve Yahoo’yu yenilemekten uzak CEO’lar ise sonu hazırladı. Zamanında yapılan teklifleri kabul etmeyerek şimdi çok daha altına Verizon’un olmaktan kurtulamayan Yahoo’nun ibretlik veren hikayesi işte böyle...

Mirror’s Edge: Catalyst

70/100, Xbox ONE/PC/PS4, Dice/EA Yamakasi filmini seyretmiş miydiniz? Şimdi de oyununu oynayın bakalım!

 İlk oyunu oynamamış ya da adını hiç duymamış olan varsa Mirror’s Edge’i anlatmak biraz zor olacak. Çünkü bu oyun gerçekten diğer hiç bir oyuna benzemiyor. Aslında Yamakasi adındaki Fransız filmini seyretmiş olanlar varsa onun bilim kurgu versiyonu denebilir. Hatırlarsanız o filmde çatıların, binaların üzerinden hoplayıp zıplayan ve polisten kaçan bir grup gencin hikayesi anlatılıyordu.  Mirror’s Edge’de ise farklı olarak Faith Connors ismindeki tek bir kızı yönetiyoruz ve hikayede tam bir distopya söz konusu.
  
Bu distopik şehirde sisteme karşı çıkmaya hazır mısınız?
İlk Mirror’s Edge’den önceki dönemi anlatan Catalyst, 13 farklı büyük şirketin oluşturduğu bir oligarşiyle yönetilen, teknolojik ama özgürlükten de bir o kadar uzak bir şehir olan Glass’ta geçiyor. Şehir’deki en büyük düşmanımız güvenlik yönetimini ele almış olan Kruger Holding ve onun, K-Sec adındaki polis kuvveti. Şehirde yaşayan herkes Grid adındaki sisteme bağlı olarak yaşıyor. Bu sistem size reklam da gösteriyor, puan da veriyor, sizi uyarlılar ve haberlerle sürekli büyük sistemin içinde tutmaya çalışıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi koşucular ise bu distopyadan sıyrılmak için Grid’den ayrılan kaçakları oluşturuyor. Hikaye bu haliyle gerçekten de film olsa seyredilebilecek türden. Peki ama oyuna nasıl yansıyor?
  
Silahınız yok belki ama K-Sec güçlerini kafa kafaya çarpabilirsiniz
İlk oyunda olduğu gibi en büyük gücümüz  akrobatik yeteneğimiz ve düşmanlarımız silahlı olsa da biz silah kullanamıyoruz. Görevi tamamlayabilmemiz için hızlı düşünüp hızlı hareket etmemiz ve çıplak elle K-Sec güçlerine karşı koymamız gerekiyor. Burada size bir tüyo vereyim. Bir K-Sec ajanına vurarak diğerine ya da duvara çarptırarak onlara daha fazla zarar vermeniz mümkün. Koşarak yukarıdan üzerlerine uçan tekme ile atlamak da bir çözüm tabii ki :) Engellere takılmadan, durmadan uzun bir süre koştuysanız bir çeşit kalkana da sahip oluyorsunuz ki bu da düşman ateşinden korunmamıza, darbe almamamıza yarıyor. Dövüşlere girmeden önce ben sağlam bir depar atın derim. Oynanış şekli ilk oyundan farklı değil. Yeni oyunda farklı olan açık dünya konsepti.
 Yani oyun artık tekdüze ilerlemiyor ve Assassin’s Creed ve benzeri oyunlarda olduğu gibi görevleri bulmak için haritada özgürce dolaşabiliyorsunuz. Haritayı açtığımızda Glass’daki birçok noktada çeşitli ikonlar görüyor ve o noktalara giderek çeşitli ana veya yan görevleri alabiliyorsunuz. Oyunun ana teması hopla, zıpla ve koş olduğu için ana görevlerin tamamı A noktasından B noktasına belirli bir sürede ulaşmak üzerine kurulu. Dolayısıyla parkur oyunlarını sevmeyenler ve düştükçe başa dönüp defalarca tekrarlayacak kadar sabrı olmayanlara göre değil. Oyun içindeki NPC’lerin sizi bir kurye olarak kullandığı yan görevlerin ise çok çeşitli olduğu söylemek pek mümkün değil. Yani oyunu bitirdikten sonra yan görevler için oynamaya devam edeceğinizi sanmıyorum. Ama skor müceadelesi için multiplayer oynamaya devam edilebilir.
  
Temple Run ve benzeri oyunları seviyorsanız bence bir şans verin derim
Temple Run benzeri koşarken önünüze çıkan engellere karşı anında karar vermeniz gereken oyunlar hoşunuza gidiyorsa tüm bunları first person olarak serbest 3B bir dünyada yapmak daha da hoşunuza gidecektir. Catalyst’e eklenen ve ilk oyunda olmayan Mag Rope biraz konseptin dışına çıkıyor olsa da çeşitli noktalara halat atarak hareket etmenize olanak tanıyarak koşulara çeşni katıyor. Kişisel olarak VR gözlükle ileride tekrar oynamak istediğim oyunlar listesine ekliyorum.

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin