Mahmut Karslıoğlu

Ne olacak bu UBER’in hali?

Uber, gerçekten korsan mı yoksa teknoloji ile değişen iş modellerinin başarılı yeni bir örneği mi?

Teknoloji o kadar hızlı bir şekilde gelişiyor ki, her alanda, alıştığımız yaşam ve çalışma şekilleri üzerinde yarattığı etki ve hızlı değişimi kabullenmekte çoğu zaman zorlanıyoruz. Hiçbir şey tek taraflı olmadığı için değişim, bir taraf için büyük avantajlar sunarken diğer taraf için yıkıcı olabiliyor. Hele ki bu değişim ticari dengeleri bozacak türden olduğunda işini hızlıca adapte etmenin bir yolunu bulamayanlar, yeni sistemin avantajlarını kendi lehine çeviremeyenler her zaman en büyük zararı görüyor.

İnternet ve bunun üzerinde çalışan, her gün yeni bir tanesi eklenen servisler en çok etkiyi yapanların başında geliyor. Bir süredir yayıncılar olarak biz de etkilenen sektörler arasındayız, bu değişimin içindeyiz ve başlarda her ne kadar isyan etsek de artık kendimizi yeni iş modellerine adapte ederek dijital yayıncılık dönüşümü ile daha da güçlenerek yolumuza devam etmeyi başardık. Ancak bu kadar şanslı olmayan sektörler de var. Geçtiğimiz yıllar boyunca bunun birçok örneğini gördük. Bu konuda en taze örnek ise şu günlerde yasal sınırları zorlamasıyla tüm dünyada tartışma yaratan Über!

Über, kısaca arabası olan herkesin taksicilik yapabileceği, müşterilerin yakındaki sürücüleri BiTaksi benzeri bir mobil uygulama ile çağırabildiği bir sistem. Kurucusu Travis Kalanick’in, Paris’te kaldığı otelden katılmak istediği konferansa dakikalarca taksi bulamayınca ortaya attığı bu çılgın fikre aralarında Google’ın da bulunduğu yatırımcılar ön ayak olunca taksi sahiplerinin düşmanca baktığı sistem ortaya çıkmış. Bu sisteme karşılar çünkü Über’de, ülkemiz de dâhil olmak üzere hemen her ülkede taksi hizmeti verebilmek için ödenen vergi ve yüksek meblağlara satılan plakalar yok. Yani biraz lüks bir arabanız varsa hemen şu an hizmete ücretsiz kayıt olup taksicilik yapmaya başlayabiliyorsunuz. Dolayısıyla aralarında Türkiye de olmak üzere Über’in hizmet verdiği 58 ülkenin birçoğunda bugün hakkında açılmış yüzlerce dava bulunuyor. Peki kim haklı?

Aslında bu sorunun henüz bir yanıtı yok. Birçok ülkede Über’i korsan taksiler olarak nitelendiren taksi sahipleri plakaya ödedikleri yüksek meblağları, ödedikleri vergileri ve tabii oldukları zorlayıcı standartları öne sürerek haksız rekabetten şikâyetçiler. Bu konuda haklılar elbette, yasalar da yanlarında. Ancak alt metin olarak asıl şikâyet ettikleri konu; en başta bir kere yatırım aracı olarak aldıkları plakanın üzerine yatarak, müşteri memnuniyetini hiçe sayan, ne yolcu ne şoför için güvenliği olmayan külüstür taksilerde karın tokluğuna çalıştırdıkları sürücülerle servet elde ettikleri düzenin yıkılmasından korkuyorlar.  Über’in bu hızla büyümesinin en büyük sebebi de bu. Über’in en popüler olan iki servisi ÜberBLACK ve ÜberXL, ayrıcalıklı lüks taksicilik sistemi sunarak bu boşluğu dolduruyor. Düşünün ki insanlar, sırf bu yüzden devlet güvencesindeki, sertifikalı taksiler yerine kim olduğu belli olmayan belki de seri katil olma olasılığı olan bir şoför’ün kullandığı Über’i tercih ediyor.

Yasallığı tartışılan Über’i savunmuyorum elbette. Taksi emekçileri de yanlış anlamasın. Über onların çalışma şartlarının iyileşmesine de neden olabilir. Hatta yasallaşırsa kim bilir belki de başkasına çalışmak yerine kendi işlerinin patronu da olabilirler. Sonuç olarak eğer herhangi bir hizmette bir kalite eksikliği varsa elbette onu dolduracak ticari bir oluşum olacaktır. Kim bilir belki de Über, yıllarca kimsenin kalitelerini artırmaya zorlayamadığı taksi camiasının taşın altına elini koymasına neden olabilir. Tüzel kişilerin de rahatlıkla devlerle rekabet içinde olabileceği bir dünyaya doğru ilerlerken Über’in varlığını devam ettirmesi emin olun beni çok da şaşırtmaz.

Tatilde teknolojisiz kalmayın!

Bu ay tatile çıkarken mutlaka yanınıza almanız gereken elektroniklerin listesi konusunda size yardımcı olmaya çalışayım.

Yaz, bu sene gerçekten geç geldi. O yüzden bu yıl yapılan tatil planlarının Temmuz/Eylül dönemine kayacağını söylersek herhalde yanlış olmaz. Eğer siz de rezervasyonlarınızı bu dönemler için yaptırdıysanız artık yavaş yavaş hazırlıklara da başlamışsınızdır. Tatile giderken, evden uzak olacağınız için ihtiyacınız olan her şeyi yanınıza almak istemeniz oldukça normal. Peki acaba tatil listenizi eksiksiz hazırlayabiliyor musunuz?

Tatilde yanınızda alacaklarınızın listesinde teknolojik parçaların sayısı her sene biraz daha artıyor ve unuttuğunuz şarj cihazına artık unuttuğunuz mayonuzdan daha çok üzüleceğinize de eminim. Dolayısıyla ben de bu ay hem tatil öncesi hazırladığınız listeniz için yanınıza almak isteyeceğiniz öğeler konusunda hem de geride bıraktığınız evinizi güvene almak için önerilerimi paylaşmak istedim. Çocuklarınızın olup olmaması, tatile araba ile mi yoksa uçakla mı gideceğiniz ve bunun bir kültür mü yoksa güneş/havuz tatili mi olacağı tabii ki listeyi etkiliyor. Havluyu, terliği, mayonuzu ve güneş yağınızı siz ekleyin, mutlaka unutmamanız gereken elektronikleri ise şimdi size sayacağım.

Tatile gidince sizin enerjiniz depolanacak belki ama mobil cihazlarınız için hala enerjiye ihtiyacınız olacak. Dolayısıyla her şeyi unutun ama şarj cihazlarınızı yanınıza almayı unutmayın. Hatta kaç cihaz götürüyorsanız hepsi için alın. Dönüşümlü şarj ederim düşüncesinin işlemeyeceğini aklınızdan çıkarmayın. Yanınızda çocuğunuz varsa ve hele ki arabayla yola çıkıyorsanız anti-sıkıntı cihazı, tableti yanınıza almayı unutmayın. Yanınızda çocuk sayısı kadar tablet bulundurmanız ve mobil bağlantınızı yol boyunca tüketmemek için içlerine de önceden eğlenceli içerikle doldurmanız gerektiğini de herhalde söylememe gerek yok. Uzun süre priz bulamama koşullarına karşın iki usb çıkışlı ve tercihen güçlü bir taşınabilir pil edinmenizde de fayda olabilir. Eğer yoksa elektronik mağazalarından tercihen 10.000 mAh üstü bir taşınabilir pil, cihazlarınızı üst üste 2 kere şarj edebilir. Hızlı şarj özelliği ile Asus ZenPower, bu kriterlere uyan oldukça iyi bir seçenek.

Zorunlu ihtiyaçların yanında tatilden daha fazla zevk almanızı sağlayacak cihazları da unutmamak gerek. Havuz kenarında güneşlenirken müzik dinlemeyi seviyorsanız, şakacı arkadaşlarınız ya da aniden sudan çıkarak yanınıza gelen çocuklarınıza karşı su geçirmez bir kulaklık edinmeyi düşünebilirsiniz. Hepsiburada.com’dan satın alabileceğiniz H2O Audio Flex All Sport Su Geçirmez kulaklık sadece su sıçramalarına karşı değil 1 mt suyun altında da çalışabilmesi ile bir seçenek olabilir. Elektronik cihazlar için tatilde en büyük tehlikelerden biri su olduğu için mobil cihazlarınızı içine koyacağınız su geçirmez kılıfları önceden edinmek de yine iyi bir hareket olacaktır. Bu kılıflar siz havuz ya da denizdeyken telefonunuza sahip çıkacak biri yoksa hayatınızı kurtarabilir. Benzer şekilde aniden çıkacak bir rüzgarın uçurduğu havlu ile mobil cihazların sudan zarar görmesini de engelleyebilirsiniz. Yakın zamanda telefonu değiştirme planınız varsa daha da kolayı Sony Xperia M4 Aqua gibi uygun fiyatlı ama güçlü bir su geçirmez telefon tercih edebilirsiniz. Bu şekilde sadece tatilde değil hiçbir zaman sudan korkmanız gerekmez. Hem bu şekilde havuz içinde de rahatlıkla fotoğraf çekebileceğiniz için çantanızın içine ekstra bir su geçirmez aksiyon kamerası koyma zahmetinden de kurtulmuş olursunuz. İlle aksiyon kamerası alacağım diyorsanız da zengin aksesuar setiyle birlikte gelen, uygun fiyat ve yüksek görüntü kalitesi sunan Next magicam sd-21’i düşünebilirsiniz. Son olarak elektronik cihazlarınızı doğrudan güneşin altına bırakmamanız gerektiği konusunda da kısa bir hatırlatma yaptıktan sonra tüm tatile çıkacaklara şimdiden bol teknolojili tatiller :)

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer!

3G’ye geçerken o kadar geç kaldık ki, şu an standart olan 4G’yi atlayıp 5G’ye geçmeyi düşünür hale geldik!

Bilişim dünyasındaki gelişmeleri yakından takip edenler Nisan ayı içinde Türk Telekom'un 175. kuruluş yıldönümü için Ankara'da düzenlenen geceye katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 4G ihalesi ve 4G'ye geçiş hakkındaki ilginç açıklamalarını hatırlayacaklardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, özetle tüm dünyanın 5G'yi konuştuğu bir ortamda 4G ile zaman kaybetmememiz gerektiğini, 3G'ye 2 yıl daha sabrederek doğrudan 5G'ye geçmemizin daha doğru olacağını belirtmişti. Açıklamalarda en çok dikkat çeken kısım ise, eğer 4G'ye geçersek, Türkiye'nin çöplüğe dönüşeceğiydi.

Geçtiğimiz günlerde BTK’nın 4G ihalesini 3 ay ertelediğini açıklamasında bu söylemin etkisi var mı bilemiyorum ama eğer bu erteleme, şartnamenin LTE Advance olarak revize edilmesi ile sonuçlanacaksa isabetli bir karar olduğunu söyleyebilirim. Çünkü şu anki hali ile şartname 2008 yılından beri kullanılan yani nispeten eski olan LTE teknolojisine de açık ki bu şekilde tekliflerin eski bir teknolojiye (LTE) sahip olma olasılığını yükseltiyor. Tüm dünyada önümüzdeki Temmuz ayından itibaren devreye girecek yeni 4G versiyonu, LTE Advance için ise henüz geç kalmış olduğumuzu düşünmüyorum. Eğer Cumhurbaşkanımızın 5G’den kastı  LTE Advance olan 4G ise doğru bir tespit yaptığını söylemek mümkün. Ancak eğer gerçek 5G’den bahsediliyorsa bunun değil 2 senede, 5 seneden önce pratik kullanıma geçilmesi pek mümkün görünmüyor ve dolayısıyla 4G’ye geçmenin Türkiye’yi teknoloji çöplüğüne çevireceğini değil, asıl 4G’yi atlamanın birçok teknolojiyi ıskalamamıza neden olacağını da söyleyebilirim. Belki herkesle aynı anda 5G hıza sahip olmuş olacağız ama tüm dünya 4G/5G hıza ihtiyaç duyan hizmetleri, nesnelerin interneti ve benzeri bir çok teknolojiye yatırım yapmış ve kullanmaya çoktan başlamışken biz daha bunlar ile tanışmamış olacağız.

Türkiye olarak en büyük sorunumuz iletişim teknolojilerine acemilikten dolayı çok geç geçmemizde yatıyor. Dünya 4G’yi çoktan kullanmaya başlamışken ancak geçilmiş bir 3G sistemi, ardından benzer şekilde 7 yıldır kullanılan 4G için hazırlanan ihalenin bile şartname sıkıntıları yüzünden ertelenmeye maruz kalması bunun en büyük kanıtı. Oluşan geç kalmışlığı düzeltmek için bu saatten sonra bir standardı atlamak çok efektif olmayacaktır. Zamanında 3G atlanıp 4G’ye geçiş yapılabilirdi çünkü biz daha 3G için uğraşırken 4G kullanımı çoktan başlamıştı. Ancak şu an daha 5G yok ve beklemek, 5 yıldan da uzun bir süre ile bizi 3G’ye mahkum edecek anlamına gelir. Her ne kadar 3.5G ile hız nispeten kabul edilebilir olsa da her şey hız demek değil.  Türkiye’de mobil veri trafiği çok hızlı artıyor ve ne yazık ki 3G bantlarını genişletmek mümkün değil. 3G bağlantılarında daha şimdiden kalabalık alanlarda sorunlar çıkmaya başlamışken 4G’yi atlayıp 5G’yi beklersek, bu yollar artan trafiğe yetmeyebilir ve bugünkü kaliteyi koruyamayabiliriz.

Sonuç olarak teknolojide merdivenleri emin adımlarla tek tek çıkmamız gerektiğine inanıyorum. İkişer ikişer çıkmak yerine daha hızlı adımlarla tek tek çıkmaya devam etmeliyiz. Ancak bu şekilde teknolojinin doğal akışına yetişebilir ve hiçbir şeyde geri kalmadan uyum sağlayabiliriz. En basitinden geçmişten ders çıkarıp bundan sonra geçmek istediğimiz teknolojiler için hızlı karar verip, ihaleleri hızlı ve sorunsuz yapsak yeter…

20. yılın kutlu olsun CHIP!

Bizleri bu günlere taşıyan ve takibi hiç bırakmayan siz değerli okurlarımıza sonsuz teşekkürler…

20 yıl önce bu aylarda büyük bir ihtimalle bitirme ödevimi tamamlamak için gece gündüz çalışıyordum. O zamanlar boş zamanlarımızı ise liseden arkadaşlarımla üzerinde çalıştığımız üç boyutlu oyun projesi ne harcıyorduk. Bu aynı zamanda dinlenmek ve kafa dağıtmak için de yaptığımız bir şeydi. Teknoloji ve bilgisayarlar bizim hobimizdi. Aynı şimdi olduğu gibi.

Diğerlerine göre o zamanların taze bilgisayar dergisi CHIP, projemiz ile ilgilenmiş ve bize bir röportaj teklif etmişti. 1996 yılında üniversiteyi henüz bitirdiğim yaz aylarından birinde yayınlanan röportajımızın akabinde bize sunulan iş teklifini kabul etmemle birlikte hem CHIP ailesine dâhil olmuş hem de yayıncılık dünyası ile tanışmış oldum. O zamanlar için kariyer planım içinde yer almayan bu mesleği seçtiğim ve bu ailenin bir parçası olduğum için şu an gerçekten de çok mutluyum. İnsanın hobisi olan bir işi yapmasının başarının en büyük anahtarı olduğunu böylece öğrendim.

Başarılı olmak için doğru yerde, doğru şeyi, doğru zamanda yapmak da yine önemli bir kıstas. Yeni yayınlar açılıp kapanırken CHIP’in bir süreli yayın adına hatırı sayılabilecek kadar uzun bir süre olan 20 yıldır ayakta kalabilmesinin altında da işte bu kıstas yatıyor. Yaptığınız doğru hareketlerin, doğru yerde ve doğru zamanda olması ağırlıklı olarak tesadüflere bağlı olduğu doğrudur. Tıpkı benim kişisel olarak bu aileye dâhil olmamda olduğu gibi. Ancak CHIP’i bu günlere kadar getirmek için, 20 yıl boyunca attığımız her adımın doğru yerde ve doğru zamanda olması için büyük bir emek harcadığımıza emin olabilirsiniz. Hala sizlerin karşısında olabilmek, hala bu köşeden sizlere hitap edebilmek sanırım aldığımız en büyük ödül. Tabii ki bizleri bu zamana taşıyan ve takibi hiç bırakmayan siz değerli okurlarımıza da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bir yayın sadece okurları, takipçileri ve izleyicileri ile vardır. Umarız daha nice seneler hep birlikte teknolojiyi takip etmeye devam ederiz.

Şu an bu köşeyi okuduğunuz ve elinizde tuttuğunuz “dergi” medyası aslında, ilgilendiğiniz konular üzerine özenle seçilerek paketlenmiş içerikleri ilgililerine düzenli olarak nasıl ulaştırılabilir sorusuna karşın o zamanların kısıtlı şartlarında bulunmuş bir teknolojiden ibaretti.  Her şey çok hızlı değişiyor ve bugün kitlelere erişmek için çok daha fazla gelişmiş medyalar var. Dergi hala popülaritesini korusa da diğer taraftan bilgisayar ve teknoloji içeriğini sizlere daha kolay ulaştırabileceğimiz yeni medyaları da göz ardı etmediğimizi söylememe herhalde gerek yoktur.

Üzerinde CHIP markası yer alan basılı yayınlardan tablet sürümlerine, web’den sosyal ağlara kadar tüm mecralarda gördüğünüz her karşılaştırmalı teste, ürün incelemelerine, pratik bilgilere, haberlere, atölyelere ve benzeri teknoloji ve bilgisayar içeriğine gözünüz kapalı güvenebileceğinizi söyleyebilirim. Dolayısıyla 20 yıldır basılı mecramıza gösterdiğiniz güveni ve desteği bundan sonra dijital yayınlarımıza da bekliyoruz.  Her geçen gün daha da fazla bilgi çöplüğüne dönen ve neyin gerçek neyi doğru olduğunu ayırt etmekte artık zorlanmaya başladığımız bir dönemde yılların deneyimi ve güvenine sahip CHIP markası olarak yardımınıza koşmaya devam edeceğiz. Bizim işimiz içerik üretmek ve siz onu nerede okumak istiyorsanız orada olacağımıza emin olabilirsiniz. Bizi okumaya ya da yeni medya tabiri ile takip etmeye devam edin. Teşekkürler.

Işıklandır(ma)manın önemi!

Farklı ışık türlerinin kullanımı önemli. Ancak asıl sorun o ışıkları ne zaman kullanıp ne zaman kullanmamamız gerektiği!

Led teknolojisi kullanan ve gün ışığının doğal rengini sunan aydınlatma teknolojilerinin şıkır şıkır aydınlattığı salonları kim istemez? Üstelik aynı aydınlatma gücünü sunan akkor ampüllere göre kıyaslanamayacak derecede az elektrik harcayan bu yeni teknoloji, özellikle bizimki gibi elektriğin pahalı olduğu ülkelerde her geçen gün daha fazla popüler olmaya başladı. Sadece aydınlatma değil üzerinde ekran barındıran yeni nesil cihazlar daha az elektrik tüketmesi, mobil cihazlar ise daha uzun pil ömrüne sahip olması için bu teknolojiyi kullanıyorlar. Hava karadıktan sonra yatana kadar ışıktan hiçbir şekilde vazgeçmemiz mümkün değil ve hatta yattıktan sonra uykuya dalana kadar da elimizdeki mobil cihazlar ile bu ışığa maruz kalıyoruz. Bu kadar avantaj sıraladıktan sonra maruz kalma kelimesine anlam verememiş olabilirsiniz. Ancak ne yazık ki bunda bir sakınca görmeyenler, karanlıktan korkanlar ve hatta ışık açık olmadan uyuyamayanlara kötü bir haberim var.


Binlerce yıllık insanlık tarihinin başından beri biyolojisi tüm doğa gibi gün ve gece döngüsüne bağlı olarak işleyen vücudumuzun elektriğin bulunmasından bu yana geçen sadece birkaç yüzyıl içinde bozulan bu döngüye ayak uydurmasını beklemek herhalde çok mümkün değil. Geceyi gündüze döndüren ve tüm metabolizmamızı altüst edip depresyondan, obezite ve diyabete kadar birçok hastalığın kaynağı olan “zamansız ışığa maruz” kalma durumu, günümüzde ağırlıklı olarak mavi ışık yayan led teknolojilerinin ve 7/24 burnumuzun dibinden ayırmadığımız mobil teknolojilerinin de etkisi ile daha da kötüleşmiş durumda.


Mavi ışık (led) normalde sadece gündüz saatlerinde güneşten elde edilen bir ışık ve dolayısıyla aydınlatmada daha doğal göründüğü için yoğun bir şekilde tercih ediliyor. Ancak bu ışık gündüz ne kadar iyiyse geceleri de bir o kadar kötü etkiye sahip. İnsan vücudundaki hücrelerin yenilenmesi, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, vücudun biyolojik ritminin ayarlanması, çocuklarda ise en fazla gelişim, ağırlıklı olarak geceleri yani uyurken olur. Bunun sebebi ise tüm bunlardan sorumlu olan ve daha da önemlisi kanser riskini azaltan Melatonin hormonunun sadece ışık olmadığı zaman salgılanmasıdır. Özetle mavi ışık varsa bu hormon yoktur.


Yani ya mavi ışıktan komple kurtulmak ya da doğa size mavi ışığı ne zaman vermek istiyorsa o zaman kabullenip, diğer zamanlarda örneğin olabildiğince sarı ışığı tercih etmek, televizyonun karşısında uyumamak, gece lambası dahi olsa kullanmamak (mecbursanız solgun kırmızı ışık kullanılabilir) ve en azından Melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 ile 05.00 saatleri arasında tamamen karanlıkta uyumak bir çözüm olabilir. Tabii ki bir saatten sonra mobil cihazları komple kenara kaldırmanız gerektiğinden bahsetmiyorum bile. Peki bunları yapamıyorsanız ne olacak?


En azından zararları minimuma indirmek için birkaç tavsiyem olabilir. Bu tasarruf lambası ve LED'leri morötesini geçirmeyen filtreler ile filtre edip, ilave olarak sarı renkli tasarruf lambasını ortama karıştırıp, daha ziyade sarı ışığın daha baskın olduğu bir aydınlatma elde edebilirsiniz. Uyurken göz bandı takmak da bir çözüm olabilir. Mobil cihazlar için ise ekranın yaydığı mavi ışığı engelleyen uygulamaları kullanabilirsiniz. Android cihazlarda “Twilight” uygulaması ya da hem Android hem de iPhone/iPad’lerde “Mavi Işık filtresi” şeklinde aratacağınız herhangi bir uygulamanın yardımı olabilir.

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin
Kategoriler