Geleceğin interneti neye benzeyecek?

Geleceğin interneti neye benzeyecek? İşte bugün temeli atılan teknolojilerle, internetin geleceği!

Teknoloji günden güne gelişiyor ve geriye bakıp, bugünkü alışkanlıklarımızın yakın geçmişte hayatımızda olmadığına inanmak zorlaşıyor.

Çok değil, henüz 2006 yılında kullanıcıların yüzde 96,4'ü 256 Kbps ve altı internet erişim hızına sahipken, bugün hemen her internet kullanıcısı genişbant internet erişimine sahip. İnternetin bu hızlı gelişiminin yanı sıra, hemen hemen herkesin hayatında vazgeçilmez bir yer edinmiş olması da bugün hayatımızda yer edinen teknolojileri şekillendirdi.

Adı adeta internetle birlikte anılan Google 1998 yılında, internetin gelişimine de katkı sağlayan Facebook ve Flickr 2004, Youtube ise 2005 yılında hayatımıza girdiler. Bugün çoğumuz için bu servislerin yokluğu hayal bile edilemeyecek kadar hayatımıza yerleşmiş durumda.

8-10 yıl öncesinde, bugün geleceğimiz noktada internetin hayatımızda edineceği yer çoğumuz için hayal bile edilemezdi. Elbette gelecek için çok daha farklı ve gelişmiş bir dünya hayal edenlerimiz de vardı ancak bugün geldiğimiz nokta, şüphesiz hepimizi şaşırtmayı ve beklentilerini değiştirmeyi başardı.

Peki, yeni geleceğimiz nasıl olacak? 8-10 yıl sonrasında geriye baktığımızda, hayatımızın aynı derecede değiştiğini söyleyecek miyiz? İşte bugün temeli atılan teknolojilerle birlikte geleceğimize bir bakış...

IPv6 neler getirecek...

Günümüzde internetin yeterince kalabalık bir hal aldığını sanıyorsanız tekrar düşünün. Günümüzdeki internet nüfusu 1,7 milyar iken, 2020 yılında bu sayının 5 milyar olması bekleniyor. Elbette kullanıcı rakamlarına, çevrimiçi cihazları da kattığınızda ortaya çıkan internet nüfusunun IPv4 standardıyla, bugün bile karşılanması mümkün değil.

Yakın gelecekte (tahminen bu yıl) yetersiz kalacak ve 4 milyar kullanıcıyı adresleme kapasitesine sahip IPv4'ün yerini, neredeyse sınırsız adres sağlayabilen IPv6 alacak.

Üstelik IPv6'nın tek getirisi sayısız IP adresi değil. IPv6 sayesinde ağ güvenliği de iyileştirilmiş olacak. Ancak geçiş sürecinde bazı sıkıntılar yaşabilir. Zira IPv6 geriye uyumlu değil ve belli bir süre iki standardın da desteklenmesi gerekecek. Bilgisayarlar ve akıllı telefonların hemen hepsi bu geçişe hazır, ancak ISS altyapılarının, modem/router cihazlarının ve kurumsal ağların güncellenmesi gerekebilecek.

IPv6 standardına geçilmesiyle birlikte bulut bilişim sistemlerinin hızla gelişmesi ve hayatımızda önemli bir yer edinmesi de beklentiler arasında. Bulut bilişim sistemlerinin önümüzdeki yıl yaygınlaşması ve hayatımızın değişmez parçalarından birisi olma yolunda en önemli adımı atması bekleniyor.

Bulut bilişim...

E-postalarımız, resimlerimiz ve belgelerimiz şimdiden bulut tabanlı platformlarda saklanır ve erişilir hale geldi. Eğlence sektörü de çoklu platformu destekleyen bu akımın izinden gidiyor.

Ismarlama video (video on demand) servisleri bir süredir hayatımızda ancak internet hızının da artmasıyla birlikte indir-izle sistemi yerine, medya akışları yönünde gelişiyor. Bu sayede kullanıcılar istedikleri içeriği, platformdan bağımsız bir şekilde satın alarak veya kiralayarak anında izleyebiliyor. ABD'de uzun yıllardır Netflix tarafından kullanılan bu yöntem, gerekli platform bağımsızlığına henüz kavuşamasa da ülkemize de girmiş durumda.

Bunun yanında müzik servisleri de giderek bulut tabanlı hale geliyor. iTunes'un yakın zamanda medya akış servisini hizmete sokması bekleniyor. Tüm bu gelişmeler sayesinde, satın alınan içeriğe artık çevrimiçi olarak ulaşılıyor ve kullanıcılar satın aldıkları içeriğe diledikleri platformdan her an erişebilme özgürlüğüne kavuşuyorlar.

Video oyunları da bulut tabanlı olma yolunda ilerleyen eğlence sektörlerinden. OnLive adı verilen bir hizmet, konsol kalitesindeki oyunları düşük donanım imkanlarıyla çevrimiçi olarak oynamanızı sağlıyor. ABD'de hizmete giren OnLive, kısa vadede daha da gelişeceğe benziyor.

Akıllı telefonlar ve tabletler kadar, çevrimiçi televizyonların da hayatımıza girmesiyle birlikte, bulut bilişim daha da önem kazanıyor. Bunun yanında düşük donanımlı cihazlarla da gelişmiş uygulama ve oyunları kullanma konforuna kavuşuyoruz.

Üç ekran...

Bulut bilişim sayesinde, veri merkeziniz olarak evinizdeki kişisel bilgisayarınız yerine bulut tabanlı hizmetleri kullanmanız ve bu verilere, kişisel bilgisayarınızdan, televizyonunuzdan veya akıllı telefonunuzdan dilediğiniz yerde ulaşabilmeniz mümkün hale geliyor.

Elbette bir akıllı telefonla yapabileceğiniz birçok işi, büyük masaüstü bilgisayarlarda daha kolay yapabilirsiniz, ancak iş bu verilere ulaşmaya geldiğinde neden evinizdeki bilgisayara bağımlı olasınız? Akıllı telefon satışlarının 2013 yılında, bilgisayar satışlarını geçeceği öngörülüyor ve Google'ın bulut tabanlı işletim sistemi de ufukta. Bulut bilişim şüphesiz içinde bulunduğumuz dönemin en önemli teknoloji devrimi olacak.

Bizi bekleyen önemli değişimlerden birisi de televizyon alışkanlıklarımızda olacak. Hâlihazırda akış videoları ve yayınlar tüm dünyada yoğun bir ilgiyle karşılanmakta ve dünya internet trafiğinin çoğunluğunu oluşturmakta. Cisco'ya göre, 2013 yılında sabit internet erişimi trafiğinin yüzde 90'ının, mobil internet trafiğinin ise yüzde 64'ünün video akışları tarafından oluşturulması bekleniyor.

Microsoft ise video akış teknolojilerinin yeterli olmadığını düşünüyor ve çözüm olarak Smooth Streaming adını verdiği uyarlanabilir akış teknolojisini gösteriyor. Smooth Streaming, anlık erişim hızını veya sabit bir bantgenişliğini temel alan video akışları yerine, sürekli olarak erişim hızını takip ederek video kalitesini değiştiren, kesintisiz ve mümkün olduğunca kaliteli görüntüler sunan bir sistem. Bu teknoloji, ülkemizde Tivibu platformu tarafından kullanılmakta. Ayrıca bu sitede, Smooth Streming teknolojisinin sağladığı deneyimi yaşamanız mümkün.

Akış paylaşımı...

Bulut tabanlı video hizmetlerinin karşılaştığı en büyük sıkıntı internet trafiğinin büyüklüğü oluyor. Akış videoları tamamen sunucu-kullanıcı arasında çalışan sistemler ve akış verileri, tüm kullanıcılara doğrudan sunuculardan ulaşıyor. Neyse ki, BitTorrent'in de yaratıcısı olan Bram Cohen'in Pheon Projesi yardıma yetişiyor.

Pheon, klasik sunucu iletişimi yerine, BitTorrent benzeri paylaşım sistemini temel alıyor ve indirdiğiniz video akış verisinin bir kısmını diğer izleyicilere gönderiyorsunuz. Bu sayede uzak bir sunucu yerine size daha yakın olan kullanıcılardan daha yüksek hızlarla video akış verilerini alabilmeniz mümkün oluyor. Ayrıca akış paylaşımı sayesinde sunucu yükü azalarak hizmet kalitesi artırılırken, sunucu giderlerinin düşürülmesi mümkün hale geliyor.

Bu sayede canlı televizyon akışlarının çok daha hızlı ve kaliteli izlenmesi mümkün hale gelirken, ısmarlama video hizmetlerinde ise daha çok sunucu bağlantısı kullanılmak durumunda kalıyor ve kaliteli bir internet erişimine olan ihtiyaç artıyor.

Elbette önümüzdeki yıllarda internet erişim hızı ortalamasının iyileşmesi de muhtemel. Fiber optik internet erişiminin de gelişmesi beklenirken, fiber kabloların yüksek maliyetleri bu teknolojinin herkese ulaşması önündeki en büyük engel. Bunun yanında internet erişim paketlerinin tarifelendirilmesi ve sınırlamalarının da akış videolarını karşılayabilecek yeterlilikte olması, hız artışı kadar önemli. Zira yeterli ve sürekli bir internet erişim hızı, akış videolarının en temel gereksinimi durumunda.

Hoşça kal tarayıcı...

İlk bakışta iddialı bir söz gibi gelebilir, ancak çevrimiçi yazılım ve donanımlar arttıkça, klasik internet tarayıcılar önemini kaybediyor. İnternet üzerindeki veriler artık çeşitli yazılımlar tarafından alınıp gönderiliyor ve mobil cihazlar ile internet TV gibi donanımlar dâhili tarayıcı yetenekleriyle birlikte geliyor.

Buna en iyi örnek olan sosyal ağlarda; Twitter, Facebook ve Flickr trafiğinin çoğu, akıllı telefon uygulamalarından ve sosyal medya yetenekleriyle donatılan masaüstü yazılımlardan geliyor. Bu yazılımlar, fotoğraf ve video düzenleme programlarından, masaüstü araçlarına kadar çeşitlilik gösteriyor.

Bunun yanında internet TV'ler de artık web trafiğindeki etkisini hissettiriyor. Youtube içeriğine doğrudan erişen uygulamalara artık alışmıştık. Günümüzdeyse konsollar, internet TV'ler, dijital kamera ve video kayıt cihazları bile Youtube içeriğine erişme ve içerik yükleme yeteneklerine sahip olarak geliyor.

Bu uygulamaların temelini ise, API'ler (Uygulama Programlama Arayüzü) oluşturuyor. API'ler, yazılım geliştiricilerine, çevrimiçi servislerden veri alma ve gönderme imkanı sağlıyor. Örneğin, Facebook API'leri sayesinde birçok üçüncü parti yazılım geliştirilerek, internet tarayıcılardan bağımsız bir şekilde Facebook içeriğini almak veya içerik yüklemek mümkün hale getirilebiliyor.

HTML5 ve Flash...

Alışılagelmiş web tasarımı anlayışımız, HTML5'in hayatımıza girmesiyle birlikte önemli bir değişim yoluna girdi. Gelişmekte olan HTML5 standardının; animasyon, video ve efekt desteğini barındırması, platform ve çözünürlük esnekliğine sahip tasarımları mümkün kıldığı gibi, Apple'ın savunduğu gibi Flash gibi üçüncü parti eklentilerin kullanımını da gereksiz hale getiriyor.

HTML5, hiçbir üçüncü parti eklentiye ihtiyaç duymaksızın, animasyonları ve videoları oynatma ve sadece kodları kullanarak görseller oluşturma yeteneğine sahip.

HTML5 standardı henüz son halini almış değil ve geliştiriciler açısından Flash kadar popüler olması için zamana ihtiyacı var.

Uzun dönemdeyse, HTML5'in, Flash dâhil olmak üzere bugün kullanılan bir çok üçüncü parti eklentinin yerine geçmesi bekleniyor.

HTML5'in bir diğer ilginç yeteneği ise mikroveri özelliği. Bu özellik sayesinde tasarımcılar kodlanan içeriği etiketleyebiliyor ve bu bilgiler daha sonra arama motorları sonuçlarında yer alabiliyor.

Geleceğin arayüzleri...

Intel'in de aralarında bulunduğu birçok şirket, yeni nesil kullanıcı arayüzlerinin nasıl işleyeceği konusunda çalışmalarda bulunuyor. Bu çalışmalar, kullanıcı hareketlerine duyarlı, gerçekçi ve üç boyutlu arayüzlerin nasıl geliştirilebileceğini araştırıyor. Peki, yakın gelecekte üç boyutlu kullanıcı arayüzleri ile karşılaşacak mıyız?

Intel'e göre bu sorunun cevabı evet. 90'ların sonunda gelişim gösteren arayüzler sayesinde sanal gerçeklik konusunda ilerleme kaydedildi. Ancak bir tablet üzerinde çizgi çizebilmenizi sağlayan bu gelişim tam olarak istenilen ilerlemeyi temsil etmiyordu.

Öte yandan, kullanıcı arayüzleri konusundaki bir diğer sıkıntı, geliştirilen arayüzlerin ancak kullanıcı deneyimleri ile birleştiğinde ne kadar başarılı olduğunun ortaya çıkması. Günümüze dek birçok harekete duyarlı kontrol sistemi denense de, cihazsız hareket tespitine dayanan kullanıcı arayüzü olan Microsoft Kinect ile ilk kez başarılı şekilde, bir tüketici elektroniğinde yerini aldı.

Bu başarılı adımın ve gelişen donanımların gücüyle, bugüne dek güvendiğimiz 2D arayüzlerin yerine geçecek 3D arayüzlerin geliştirilmesi ve hayatımıza girmesi hiç olmadığı kadar yakın. Tüketici deneyimleri konusunda kazanılan bilgiyle birlikte 2D/3D karışımı olan arayüzleri kısa vadede bilişim dünyasında görmeyi bekleyebiliriz.

Intel'e göre gelecekte yaşayacağımız 3D internet deneyimi, basit avatarlardan ziyade, ışın izleme (ray-tracing) teknolojisiyle yaratılan gerçekçi ve eşzamanlı görselliği barındıracak. Aynı zamanda bu ihtiyacı karşılayacak kapasitede donanım gücüne ve internet hızına sahip olacağız.

Sonraki Haber

Forum