Gizli kamera planları

Analog fotoğraf makinelerinden dijital fotoğraf makinelerine doğru büyük ve hızlı bir geçiş yaşanıyor. Bu sırada akıllara bir çok soru gelmesi kaçınılmaz: Yarının dijital fotoğraf makinesi nasıl olacak? Eğilimler ne yönde, bizi ne bekliyor? CHIP, üreticilerin araştırmalarını ve icatlarını gözler önü

Bahsettiğimiz üreticiler genellikle hareketli mercek grupları sayesinde görüntü sabitlemeyi olanaklı kılan klasik yöntemin bir çeşitlemesini kullanırken Minolta apayrı bir yolda ilerliyor: Hareket eden objektifin kendisi değil, resim algılayıcı. Kompakt sınıfta iki teknoloji arasında bir fark yok, ikisi de eşit derecede iyi çalışıyor. Ancak gitgide önem kazanan DSLR piyasasında iş değişiyor. Bugüne kadar bu tarz aygıtlarda sallantı önleme özelliği isteyenler çok pahalı özel objektişer almak zorundaydılar. Minolta’nın çözümü bu zorunluluğu ortadan kaldırıyor, çünkü algılayıcının dengeleme etkisi, özel optik donanımlara gerek bırakmıyor. Minolta ilk DSLR modelini (Dynax 7 Digital) piyasanın diğer devlerinden yıllar sonra çıkarmış olsa da, bu avantajlı donanım sayesinde profesyonel dijital fotoğraf makinesi pazarında gelecekte bir devrim yaratabilir.

Daha büyük ekranlar: Daha iyi değerlendirme

Dijital fotoğraf makineleri, analog fotoğraf makinelerine kıyasla büyük bir avantaj sunuyor: Çektiğiniz fotoğrafı anında izleyebilmeniz. Eğer çektiğiniz fotoğraf söz gelimi ışıklandırmadan ötürü iyi gözükmüyorsa ayarları değiştirip bir kez daha çekebilirsiniz. Bu avantajlardan yararlanabilmek içinse fotoğrafları gerektiği gibi değerlendirebilmelisiniz. Bu alandaki olumlu bir gelişimin önümüzdeki sene de sürecek olması sevindirici: Dijital fotoğraf makinelerinin ekranları büyümekle kalmıyor, daha iyi görünür hale geliyor. Fotoğraf severler bu gelişmeleri bilgisayar ve eğlence endüstrisine borçlu. Üreticiler ince ekranların gelişimine daha çok para ve işgücü yatırıyorlar. Bu da “yan ürün” olan dijital fotoğraf makinesi ekranlarının işine yarıyor, çünkü teknolojileri büyük oranda aynı. Eğilimleri şimdiden sezmek mümkün. 1,5 inçlik ekranların yerine standart olarak 2 inçlik ekranlar yerleşti. 2,5 inçlik ekranlar da nadir değil. Ancak küçük makinelerde büyük ekran kullanılması optik vizörü devre dışı bırakıyor. Dijital fotoğraf pazarında buna büyük bir kayıp olarak bakılmıyor.

Standart resim formatı: Geleceğin fotoğrafları güvenli

Dijital fotoğrafçılıktan önce dosya formatı sorusu basitçe yanıtlanabiliyordu. Tek seçenek vardı, o da kağıt. Peki ya bugün? JPEG, TIFF, BMP, GIF, PICT, RAW... Dijital fotoğraf makineleri bu formatlardan çoğu zaman sadece ikisini sunsalar da, PC’ye geçince çeşitler kafa karıştırıyor. Üstelik can alıcı soru da bu arada gözlerden kaçıyor: Bugün çektiğimiz fotoğraflara 20 yıl sonra bakabilecek miyiz? Kağıttaki resimler biraz solsa bile 30 yıl sonra da hala anlaşılır. Peki ya dijital veri taşıyıcılar üzerindeki dijital resimlerimiz için aynısını söyleyebilir miyiz?

Fujifilm, Kodak ve Konica Minolta’nın dahil olduğu PASS (Picture Archiving and Sharing Standard – Görüntü arşivleme ve paylaşma standardı) inisiyatifi de bu soru üzerine kafa yoruyor. Amaç, üretici firmaların tüm dijital fotoğrafların ilerdeki bellek ortamlarında da izlenebilmesini sağlayacak standart bir yöntem üzerinde uzlaşması. Proje hala emekleme aşamasında ama ufukta, standardın geçici bir sürümünün tanımlanacağı yönünde belli belirsiz umutlar var. Adobe firması da benzer hedeşer peşinde. Şimdiye kadar her üretici RAW formatında kendine özgü bir şeyler yapıyordu. Adobe ise üreticiye özgü RAW formatlarının tümünü DNG’ye (Dijital Negatif) dönüştüren yeni formatıyla adını duyurmak istiyor. Dönüştürücü yazılımı ücretsiz olarak indirebilirsiniz bile.Ama böyle bir yaklaşım, ancak fotoğraf makineleri RAW için standart bir format belirler ve resimleri doğrudan DNG’de depolarsa anlam kazanıyor.

Aslında her iki tasarı da doğru yönde hareket ediyor: Kafa karışıklığı yerine standardizasyon, veri kaybı yerine istikrar. Ancak görünen o ki, fotoğraflarımızı gelecekte de kullanabileceğimiz güvenli bir biçimde arşivleyebilene dek daha epeyce bir zaman geçecek.

BAĞLANTILAR

www.adobe.com/products/dng/main.html
www.sandisk.com/retail/ext3-cf.asp
www.ansmann.de
www.batteryuniversity.com
www.minolta.com

BH / Garo Antikacıoğlu

CHIP test etti: Dijital fotoğraf makineleri için özellikle “High Speed”, “UItra” ya da “Extreme” etiketleriyle satılan bellek kartları gerçekten çok hızlı çalışıyor. Yalnız bu belleklerin sunduğu ekstra hızdan tümüyle faydalanabilen çok az aygıt var. (Şu sıralar tek istisna Nikon D70.) Fotoğraf makinelerinin dahili resim işleme işlemcileri ve yazılımsal algoritmaları genelde çok yavaş kalıyor. Fotoğraf çözünürlüğündeki artış eğilimi, pratikte bir darboğaz yaratıyor. Fotoğraf başına 5 Megapiksel ve daha yüksek çözünürlüklerde tek bir karenin depolanması bile bazen bir saniyeyi aşıyor ve bu da fotoğrafçıların anlık görüntüleri yakalamasını engelliyor. Üreticiler hangi fotoğraf makinesi sınıfının ne zaman hangi hıza ulaşacağına yönelik kesin bilgileri örtülü tutuyor, ancak tüm firmalarda bu konuda hummalı bir faaliyet söz konusu. Çünkü şurası kesin: Fotoğraf makineleri de hızlanmaya ve bellek kartlarının gelişiminin çok gerisinde kalmamaya mecbur. Bellek kartı üreticilerinden SanDisk, Apacer ve diğerleri, bu yıl veri aktarım oranlarını yeniden ikiye katlayacaklarını duyurdular bile.

Piller: Bir şarjda daha fazla fotoğraf

Fotoğraf makinesi üreticileri pil kullanımını iyileştirmek için önümüzdeki sene birden fazla strateji izleyecekler. Fotoğraf makinelerinin marka ve modele özgü pillerinin yanı sıra piyasa standardı olmuş pillerin kullanımı artıyor. Bu her şeyden önce ekonomik, çünkü şarj cihazları ve standart şarjlı piller ucuz olduğundan kullanıcı ikinci bir pil seti daha alabiliyor. Ayrıca uzak tatil yörelerinde de rahatça bulunan normal piller kullanılabiliyor.

Diğer yandan, bataryaların şarj başına dayanma kapasitesi de yükselecek. Bu da yine iki şekilde gerçekleşiyor: Akü kapasitesinin yükseltilmesi (yıl sonuna kadar 3.000 mAH’lik AA piller çıkacak) ve fotoğraf makinelerindeki iyileştirilmiş güç tüketimi önlemleriyle. Burada başlıca hareket noktası, artan piksel sayıları yerine, düşük akım tüketimine yönelik optimize edilmiş yeni resim işlemcileri.

Yani bu noktada da olumlu beklentiler var. Yeni başlayanlara ve orta sınıfa yönelik fotoğraf makineleri standart piller sayesinde gitgide ucuzluyor; spesifik pilli makinelerse gitgide daha uzun çalışma süresine sahip oluyor. Dijital fotoğraf makineleri için özel olarak yapılmış piller dahili işlemcilerle birlikte daha verimli çalışıyor.

Görüntü sabitleyiciler: Giderek netleşen fotoğraflar

Görüntü sabitleyiciler fotoğrafçının elinin titreme hareketlerini dengeliyor ve böylece daha uzun pozlama sürelerine ya da daha yüksek zum oranlı fotoğraflara izin veriyor. Öncü rolünü üstlenen Panasonic ve Minolta birçok güncel modelini bir sallantı önleyici ile donatmış bile. Canon ile Nikon’un ise piyasada sabitleyiciye sahip sadece birer modeli mevcut (Canon PowerShot S1 IS ve Nikon Coolpix 8800). Buna karşılık Sony’nin bu alanda bir ürünü yok. Bu aslında çok şaşırtıcı bir dağılım. Çünkü klasik kamera üreticileri olan Nikon ve Canon, çok uzun süredir ürün gamlarında SLR tipi makineler için sabitleyiciyle donatılmış objektişer bulunduruyorlar ve bu teknolojiyi kompakt makinelerin daha küçük objektişerinde kullanmak için yeterli bilgi birikimine de sahipler. Peki neden görüntü sabitleyicili modellerinin sayısı bu kadar az? Anlaşılan amatör fotoğrafçıların da bu özelliği aradığının henüz farkına varabilmiş değiller. Aynısı Sony için de geçerli. Yıllardan beri sarsıntı önleme mekanizmasına sahip video kameralar üreten Sony, bunu dijital fotoğraf makinelerine aktarmamış. Panasonic ise video kameralardaki teknolojilerin dijital fotoğraf makinelerine nasıl uygulanacağının iyi bir örneğini veriyor ve stabilizatörlü FX7 gibi küçük modeller piyasaya sunuyor.

Avrupa’da evlerin ancak dörtte birinde dijital fotoğraf makinesi bulunuyor, bu da üreticilerin önünde devasa bir pazar potansiyeli bulunduğu anlamına geliyor. Peki, tüketicileri analog makinelerden vazgeçirmek için ne yapmak lazım? Çok basit: Analog fotoğraf makinelerinin sahip olmadığı işlevleri dijital fotoğraf makinelerine eklemek. Bu aşamada her üretici farklı bir yol tutuyorsa da, genel eğilimleri daha şimdiden kestirmek mümkün. CHIP, bu eğilimlerin en önemlilerini gösteriyor.

GPS: Her fotoğrafta konum verisi

Aslında her dijital fotoğrafın EXIF verisinde GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) bilgisi için ayrılmış bir alan mevcut, ama şu ana kadar bunu kullanan olmamıştı. Ama artık işler değişiyor. Nikon’un profesyonel fotoğraf makinesi D2X’te, otomobillerdeki mobil yön bulma sistemlerinde de kullanılan türden bir GPS aygıtı yer alıyor. Geleceğin kameraları, istendiği takdirde coğrafi enlem, boylam, yükseklik ve yerel saat bilgilerini de depolayabilecek. Uygun GPS yazılımı ile fotoğrafın kayıt yerini harita üzerinde göstermek mümkün olacak.Ancak GPS modüllerinin de belli bir bedeli var ve bu, fotoğraf makinelerini daha da pahalı hale getiriyor. Modüllerin yer kaplaması, üreticilerin giderek daha küçük makineler üretme arzusuyla çelişiyor. Cihazın tükettiği akımla fotoğraf makinesinin pil ömrünü azaltması da cabası. Ancak şurası kesin ki, bir iki yıl içinde GPS desteği üst sınıf dijital fotoğraf makineleri için önemli bir özellik olacak.

Sonraki Haber

Forum