Ahmet Ertuğrul

Lullaby

William Blake

Arkadaşlar, bu şiiri çok küçükken ağabeyim Loreena Mckennitt'in Best of albümünü dinlerken duymuştum. Tabi o zaman İngilizce bilmiyordum. Şimdi tekrar dinlediğimde ne kadar anlamlı ve güzel bir şiir olduğunu gördüm. Çevirisini buraya koymuyorum, isteyen Google'dan bulabilir. Ben baktım, çevirisi aynı etkiyi vermiyor. Konu olarak savaşın ne kadar kötü olduğunu anlatan bir şiir.

William Blake - Lullaby

O for a voice like thunder, and a tongue
To drown the throat of war! - When the senses
Are shaken, and the soul is driven to madness,
Who can stand? When the souls of the oppressed
Fight in the troubled air that rages, who can stand?
When the whirlwind of fury comes from the
Throne of God, when the frowns of his countenance
Drive the nations together, who can stand?
When Sin claps his broad wings over the battle,
And sails rejoicing in the flood of Death;
When souls are torn to everlasting fire,
And fiends of Hell rejoice upon the slain,
O who can stand? O who hath caused this?
O who can answer at the throne of God?
The Kings and Nobles of the Land have done it!
Hear it not, Heaven, thy Ministers have done it!

Şair hakkında bilgi için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/William_Blake

Neden Opera Kullanıyorum?
İndirmek için tıklayın=>>> [url=http://www.operaturkiye.net/operalat?katilimci=Ahmet Ertugrul][/url]

Bende Kalan Mektuplar

Rıza Polat Akkoyunlu

Arkadaşlar geçenlerde bir arkadaşımın sınıfta okuduğu bir şiiri çok beğenmiştim. Paylaşmak istedim. Şiir dört bölümden oluşuyor. Ben normalde bu tür şiirleri pek sevmememe rağmen ilgimi çekti. Şiir sevenlerin dikkatine.

-------------------------------------------------------------

Sen ey
Yirmi dört baharımın en güzel süsü
Sen ey
Mutlu günlerimin mutlu türküsü
Sen ey
İlk yaz akşamları kadar güzel çocuk
Sen ey
Altın gözlerinin hisli dünyasında
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen ey
Çıplak bir hançer gibi boylu boyunca
Gönlümde yatan
Sen ey
Her şeyim olan herşey:
Son mektubunda
Söz verdin, tut diyorsun
Unuttum, unut diyorsun...
Unutmak mı?
Ne mümkün seni unutmak...
Güneş tekrar doğmayı unutabilirmi hiç?
Gönül ferman dinler söz tutabilirmi hiç?
Sen ey
Yirmidört baharımın en güzel süsü,
Sen ey
Mutlu günlerimin mutlu türküsü,
Sen ey
Her şeyim olan her şey....

------------------------------------------------------------
Dün bir dosttan
Uzun bir mektup aldım.
Beni anlatmış sana,
Ve sen ona,
"Unuttum artık onu! " demişsin.
Hem bu sözü gülerek
Medar-ı iftiharla söylemişsin
Unutamazsın!
Nokta noktam
Unutamazsın!
Çünkü inan,
Unutmak için,
Önce unutulmak gerek,
Oysaki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın..
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil,
Silemezsin,
Dişi dudaklarına, dişlerimle yazdığım,
Dört heceli adı..
Unutamazsın..
Seninle biz,
Hala bir kabukta,
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın,
Kokacaksın..
Güneşsin yakacaksın,
Sabah yatağım kadar rüya dolu.
Sabah yatağım kadar sıcaksın..
Unutamam,
Unutamazsın
Şimdilik bu kadar..
Öbür mektuba,
Daha diyeceklerim var.
Gücenme sakın,
Darılma bana,
Ankara günlerinin bem beyaz ufkundan,
Binlerce selam
Sana...

----------------------------------------------------------------
Bahar başladı, nokta noktam,
Ankara'da bahar...
Veriminde toprak ana,
Aylar var ki sana,
Tek satır yazamadım.
Oysaki, şimdi mevsim bahar,
Ötüşlerde adın,
Kokuşlarda tadın
Var.
Artık yazmalıyım...
Takvime baktım bu sabah,
Ayrılalı, beş ay olmuş,
Düşün ki nokta noktam.
Beş ay denilen nesne tam,
Yüz elli gün eder..
Bunca uzun bir ayrılıksa,
İnsanı her şeye küskün eder...
İnan bana nokta noktam,
İnan bana...
Dargınlığım herkese,
Ve tek hasretim sana.
Düşünüyorum,
Hava keskin kokularla dolu,
Düşünüyorum,
" Aşıklar pazarı " na çıkan yolu
Düşünüyorum,
Bu yolun sağında yükselen,
Her geçişte penceresinden,
Tebessümler gelen,
Bahçesinde iri
Kayısı gülleri
Açan evi...
Düşünüyorum,
Bir türlü gelmiyor,
Düşüncelerin ardı:
Ablan yanımda çorapsız gezer,
Baş örtüsüz annen,
Benden,
Kaçardı! ..
Düşünüyorum:
Bu mevsimde baban,
Bir yerine iki şişe içerdi.
Miyoplaşınca gözleri,
" Şair! iç be oğlum,
Bahar dişidir, doğurur... " derdi.
Bahar başladı nokta noktam,
Ankara'da bahar,
Gönül ufkumda yağmur bulutları;
Cennet olsa da artık,
Sevmiyorum, sevemiyorum,
Sensiz baharı...

--------------------------------------------------
Bu gece yılbaşı,
Başkente kar yağıyor, nokta noktam,
Başkente kar.
Ve tütüyor gözlerimde,
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar..
Başkente kar yağıyor,
Başkente kar...
Bu gece yılbaşı,
Bilirsin ki nokta noktam,
Yılbaşlarında hesaplanır
Çoğu zaman,
İnsanların yaşı! .
Bu gece yılbaşı.
Tokmaklarında yirmi dört hece,
Eğilip üstüme sessizce,
Şehrin kule saati
Bilirimsin nokta noktam,
Bilirmisin ne dedi:
"Şair! Kutlu olsun, yaş otuz yedi..."
Ve bir el, saçlarından tutarak kalbimi,
Sana kadar sürükledi...
Bu gece yılbaşı,
Başkent ayakta,
Çalınan Tuna Dalgalar dır komşu plakta.
Nede kıvrak bu vals havası...
Başladı gönlümün yine,
On yıl evvelki kanaması.
Ne günlerdi o günler, cancağızım,
Ne günler..
Sen on yedisinde,
Sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben,
Yirmi dört üstünde,
Gönlü her güzelle nişanlı,
Öylesine bir şair,
Öylesine bir delikanlı.
Ne de çabuk geçti zaman,
Hey gidi dünya hey...
Bu gece yılbaşı,
Dışarıda kar yağıyor,
Dışarıda kar.
Ve tütüyor gözlerimde,
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar:
Köşede bir kırlent,
Kırlentte bir resim,
Resimde bir mevsim
Bartın'da bahar..
Elimle yapmışım:
Asma köprüsünde kocaman deresi.
Sağda lise,
Solda,
"Çakırbeyler" in elma bahçesi
Derede bir kayık,
Kürekde sen,
Dümende ben,
Hava berrak,
Hava temiz,
Ve sularda sarmaşan gölgemiz..
Bu gece yılbaşı,
Başkent ayakta.
Çalınan (Tuna Dalgaları) değildir artık
Komşu pikapta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta...
Dışarıda kar yağıyor,
Dışarıda kar
Ve tütüyor gözlerimde,
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar

Rıza Polat Akkoyunlu