Dark Executioner

Pes 2011 sistem gereksinimleri

Oyunseverlerin merakla beklediği Pes 2011'i acaba bilgisayarınız kaldırıyor mu?

Herkesin merakla beklediği Pro Evolution Soccer 2011'in sistem gereksinimleri açıklandı.Oyun her zamanki gibi sistem gereksinimi olarak pek fazla bir donanım istemiyor.Günümüz standart bilgisayarının kaldırabileceği bir oyun halinde karşımıza çıkıyor.


MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ:
-Windows XP SP3, Vista SP2, 7
-Intel Pentium IV 2.4GHz veya eşdeğeri işlemci
-1GB RAM
-DirectX 9.0c uyumlu video kartı. 128MB Pixel Shader 3.0 (NVIDIA GeForce 6600 veya AMD ATI Radeon x1300 video kartı)

ÖNERİLEN SİSTEM GEREKSİNİMLERİ:
-Windows XP SP3, Vista SP2, 7
-Intel Core2 Duo 2.0GHz veya eşdeğeri işlemci
-2GB RAM
-DirectX 9.0c uyumlu video kartı. 512MB Pixel Shader 3.0 (NVIDIA GeForce 7900 veya AMD ATI Radeon HD2600 veya daha gelişmiş)

Bilgisayar satın alma rehberi

Okulların açıldığı şu günlerde nasıl bir bilgisayar seçmeli...

Okul ihtiyaçları arasında kalem, defter ve kitabın yanında bilgisayar da vazgeçilmez bir yer edinmiş durumda. Okulların açıldığı şu günlerde çocuğuna bilgisayar almayı düşünen aileler, bilgisayar alırken aşağıdaki noktalara dikkat etmeli.

Eylül ayı geldi çattı, yeni eğitim ve öğretim yılı başladı. ABD ve Avrupa’da yılın en büyük ikinci alışveriş dönemi olarak bilinen “okula dönüş” dönemi, ülkemizde de yoğun alışverişe sahne oluyor. Bu dönemde kalem, defter ve çanta gibi ihtiyaçların yanı sıra çocuğunuz için olmazsa olmaz bir ihtiyaç daha var: Öğrencilerin yüzde 80’inin okulda çalışmak için ihtiyaç duyduğu, yüzde 70’inin evinde halihazırda bulunan ama eskimiş olan kişisel bilgisayar…

Bilgisayar alışverişi teknolojiye yakın olmayan tüketiciler için zaman zaman korkutucu olabiliyor. Özellikle ihtiyaçları sizden farklı olan çocuğunuz ya da çocuklarınız için alıyorsanız, bilgisayar alışverişi daha da zorlaşıyor. Dünyanın en büyük işlemci üreticisi Intel, çocuğunuza bilgisayar ararken aklınızda tutmanız gereken ipuçlarını hazırladı. İşte bilgisayar almaya giderken göz önünde bulundurmanız gereken sekiz temel soru.

1. Bilgisayarımı neye göre seçmeliyim?

Bilgisayar alırken dikkat edilmesi gereken en önemli bileşen kuşkusuz bilgisayarın beyni ya da kalbi diyebileceğimiz işlemcidir. İşlemci, bilgisayarın gerçekleştirdiği işlemlere temel oluşturan hesaplamaları yapar, bilgisayardaki işlemleri gerçekleştirir ve gerekli yerlere gönderir. Örneğin klavyedeki bir tuşa basmamız, fareyi hareket ettirmemiz birebir olarak işlemcide gerçekleşir. Bu nedenle işlemci seçimi çok önemlidir. Seçeceğiniz işlemcinin modeline ve hızına karar verirken, bilgisayarınızı ne amaçla kullanacağınızı ve onunla ne tür çalışmalar yapacağınızı göz önüne almanız gerekir. Özellikle grafik kalitesi yüksek oyunlar, mimarlık/mühendislik programları, yüksek işlemci kapasitesi gerektirir. Ancak bilgisayarı ağırlıkla yazı yazmak, internette dolaşmak ve sohbet etmek için kullanıyorsanız, en üst fiyat kategorisinden işlemci seçmenize gerek yok.

2. Nasıl bir bilgisayar almalıyım?

Tasarımına ve kullanım alanına bağlı olarak üç farklı seçenek karşımıza çıkıyor:

. Dizüstü bilgisayar:
Günümüzde dizüstü bilgisayarlar taşınabilirliği nedeniyle birçok bilgisayar kullanıcısının tercihi. Alt seviye dizüstü bilgisayarlar bile, 250 GB sabit disk kapasiteyle tüm işletim sistemlerini, Microsoft Office uygulamalarını ve diğer grafik yazılımlarını sorunsuz çalıştırıyor. CD/DVD okuyucu ve yazıcı özellikleri de bulunan dizüstü bilgisayarlar farklı çevre birimlerinin bağlanabilmesi için portlar da sunuyor. Masaüstü bilgisayarlara rakip sayılabilecek daha yüksek seviye dizüstü bilgisayarlar, günümüzde sürücü boyutu ve hızıyla orta seviye masaüstü bilgisayarlarla örtüşüyor. Kısaca bu bilgisayarlara hayallerinizin taşınabilir veri makineleri diyebiliriz. Ancak dizüstü bilgisayarlar söz konusu olduğunda dayanıklılık dikkat edilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor. Standart sabit disk tabanlı cihazlar çalışır durumdayken hareket ettirilmeleri gerekiyorsa özen göstermeniz gerektiğini hatırlatalım. Bu sorunu SSD’si olan bir bilgisayar alarak çözebilirsiniz. Dizüstü bilgisayarların olumsuz olabilecek bir diğer yanı da ağırlık. Bu cihazlar modeline göre 2 kilodan daha az olabildikleri gibi, 4 kilonun üzerine de çıkabiliyor. Bu da tüm gün taşındıklarında sırt ağrısı yapabilecekleri, yaşı çok küçük olan çocuğunuzun vücuduna zarar verebilecekleri anlamına geliyor. O nedenle dizüstü bilgisayar seçerken ağırlığa dikkat etmek gerekiyor.

.Netbook (Taşınabilir bilgisayarın ultra-taşınabilir versiyonu): Dizüstü bilgisayarlardan daha küçük, daha hafif, daha sade ve daha şık cihazlar olan netbook’lar, daha sınırlı bilgisayar işlem kapasitesine ihtiyaç duyan kullanıcılar için iyi bir çözüm. Netbook’lar, Word, PowerPoint ve Internet Explorer gibi giriş seviyesi programlar, göreceli olarak daha az depolama alanı ve çevre birimi erişimi gibi sınırlı ihtiyaçları olan kullanıcılar için ideal cihazlar olarak dikkat çekiyor. Bu cihazların olumsuz yanı, küçük kullanım alanı nedeniyle ergonominin sıkıntı yaratma ihtimali. Ama eğer çocuğunuz okul ödevleri için bir bilgisayara ihtiyaç duyuyorsa, sırt çantasına kolay sığacak bir cihaz istiyorsa ve sınırlı bütçeniz varsa netbook tercih edebilirsiniz.

.Masaüstü bilgisayar: Daha fazla dayanıklılık, daha fazla depolama alanı ve aksesuvarlara daha kolay erişim isteyen gelenekselci insanlar için masaüstü bilgisayar hala iyi bir seçenek. Masaüstü bilgisayarınızda, makinenin gücüne paralel olarak istediğiniz monitör boyutunu kolayca seçebilir, böylece daha geniş ekran alanına sahip olabilirsiniz. Masaüstü bilgisayarların olumsuz yanı, herkesin bildiği gibi taşınmalarının zorluğu. Eğer bilgisayarınızı yanınızda taşımanız gerekmiyorsa ve yeterli alana sahipseniz çocuğunuza masaüstü bilgisayar almayı düşünebilirsiniz.

3. Hangi işletim sistemini tercih etmeliyim?

Halihazırda bilgisayarlar için dünün teknolojisi olan ama mevcut yazılım uygulamalarıyla hala fazlasıyla popüler olan Windows XP, 2007’den bu yana kullanılan Windows Vista ve 2009’da duyurulan ve neredeyse tüm yeni bilgisayarlarda kullanılan Windows 7 gibi çeşitli işletim sistemi seçenekleri bulunuyor. Elbette güvenlik önlemleri çok daha sıkılaştırılmış Windows 7’yi kullanmanızı öneriyoruz.

Öte ayndan yine Intel işlemcinin güç verdiği Mac bilgisayarlarda, Apple’ın kendi geliştirdiği Mac OS işletim sistemleri kullanılıyor. Bunlar işletim sistemi, özellikle şık arayüzü ve dış tehditlere karşı korumalı olduğu için tercih edilebiliyor.

Bunlar dışında Linux tabanlı, yani açık kaynak kodlu, Pardus gibi işletim sistemleri de temel görevlerde sorunsuz performans gösteriyor. Ne var ki bazı çok özel yazılımlarda işletim sistemiyle uyumsuzluk yaşanma ihtimali var.

4. Günümüzde iyi sabit sürücü boyutu nedir?

Konu bilgisayar olunca hiçbir zaman çok fazla sabit disk alanınız olmaz. Çok küçük ve sadece birkaç uygulama ile (ya da müzik ve video gibi özel dosyalar yüklendikten sonra) dolan bir sabit diske sahip olmak istemezsiniz. Bu konuda masaüstü bilgisayarlar en fazla seçeneği sunarlar. Dizüstü bilgisayarlar 640 GB’a kadar çıkabilir. Netbook’lar 160 GB ile 320 GB arası boyutta kapasite sunar. Bazı istisnalar olsa da, sabit disk boyutu büyüdükçe fiyat artar. Ana kural, alabileceğiniz en yüksek kapasiteli bilgisayarı almaktır. Bütçe kısıtınız varsa ya da kapasiteniz dolarsa da, bir harici disk alarak kapasitenizi artırabilirsiniz.

5. Ne kadar RAM’e ihtiyacım var?

Çoğu tüketici uygulaması, 2 GB RAM’e ihtiyaç duyar. Belirli bilgisayar işlem ihtiyaçları için eklemeler yapmak isterseniz ekstra para harcamanız gerekebilir. En küçük bilgisayarlar olan netbook’lar 512 MB’tan başlayarak en düşük RAM’i sunarlar ve en fazla 2 GB’a kadar olmak üzere en az yükseltme kapasitesine sahiptirler. Yine de bu sınıfta bir cihazla yapacaklarınız için bu kapasite yeterlidir. Grafik açısından yoğun programları ya da genel olarak çok fazla uygulama kullanacaksanız daha yüksek RAM tercih edin. Bazı makineler yine de yükseltme için uygun RAM eşlerine ihtiyaç duyabilir. Bu, bir defada her ikisi de aynı boyutta olan iki ayrı kart yerleştirmeniz gerektiği anlamına gelir. Diğer türlü, bilgisayar sadece en büyük RAM kartını tanır.

6. Ya oyun oynamayı seviyorsak?

Eğer çocuğunuza bir bilgisayar veriyorsanız, çevrimiçi ya da yüklenen oyunların da hayatına gireceğini kabul edin. Bunun için tüm masaüstü ve birçok dizüstü bilgisayarda bulunan GPU’yu, yani grafik işleme birimini göz önüne almalısınız.

7. Ya pil ömrü?

Genelde netbook ya da dizüstü bilgisayarınızla ne kadar çok şey yapmaya çalışırsanız ve bu bilgisayarlar ne kadar güçlüyse, pil ömrü o kadar kısa olur. Netbook üreticileri cihazlarının şarj edildikten sonra 12 saate kadar çalışabildiğini, dizüstü bilgisayar üreticileri de cihazlarının genellikle 8 saate kadar pil ömrü olduğunu duyururlar. Ama bunlar “ideal” koşullar altında geçerlidir.

8. Geçen yılın modelini ya da elden geçirilmiş bir cihaz mı almalıyım?

Eski model bilgisayar almak, geçen yılın arabasını almaya benzemez. Arabalar yıldan yıla çok değişmez ve bir arabanın ömrü ona nasıl baktığınıza bağlıdır. Ama sürekli teknolojik gelişmeler nedeniyle bilgisayarların ömrü yaklaşık 3 – 4 yıldır. Yükseltmeler bu ömrü birkaç yıl uzatabilir. Eğer çocuğunuz bilgisayarı sadece okul ödevleri için bir araç olarak kullanıyorsa, bilgisayarı ona liseye ya da üniversiteye kadar yetebilir. Bu noktada dikkat etmeniz gereken, alacağınız bilgisayarın garanti süresidir. Garanti süresinin uzun olması ve sadece el işçiliğini kapsamayan daha geniş bir garantisi olması önemlidir.

Teknolojik gelişmeler bilgisayarlara ve kullanıcılara daha fazla güç katıyor. Kısa bir süre öncesine kadar bilgisayar alırken bütçeniz yetmediği için sahip olamadığınız ya da daha azıyla yetindiğiniz bazı özelliklere, teknolojik gelişmeler sayesinde artık daha rahat sahip olabiliyorsunuz. Örneğin:

.Ekran çözünürlüğü:
İster netbook, ister dizüstü ister masaüstü bilgisayar olsun, cihazdan bağımsız olarak ekranınızda gördüğünüz şeyler günlük kullanımınız için yeterlidir. (Oyun ya da daha yoğun grafik gerektiren programlar daha fazla ekran çözünürlüğü gerektirebilir) Standart çözünürlüğün dizüstü bilgisayarlarda 1440x900 dolaylarında, masaüstü bilgisayarlarda 1440 x 1080, netbooklarda da 1024x600 olmasını bekleyebilirsiniz.

Ethernet ve kablosuz ağ arayüz kartları:
Bir zamanlar internet bağlantısıyla kablosuz bağlantı isteyenlerin tercih ettiği ethernet ve kablosuz ağ kartları günümüzde artık bilgisayarlarla birlikte standart olarak geliyor. Bilgisayarınızda olmasalar bile USB portları aracılığıyla bilgisayarınıza kolayca bağlanabiliyorlar.

Ekstra USB portları:
Kablosuz klavye, mouse ve yazıcı erişiminin sağlanabildiği günümüzde bilgisayarınızda 6 port olması gerekmiyor. Birçok dizüstü bilgisayar ve netbook’un zaten 2 ya da 3’ten fazla portu bulunmuyor. Eğer daha fazla porta ihtiyacınız olursa, istediğiniz zaman bir USB hub’ı edinebilirsiniz.

Firewire, RCA, telefon ve Ethernet erişim portları:
RCA portları dışındakiler, 2007’den sonra üretilen dizüstü ve masaüstü bilgisayarlarla birlikte standart olarak geliyor. Ama kablosuz erişim ve çevirmeli bağlantının ortadan kalkmasıyla birlikte yakın zamanda tüm bu birimler demode olacak. Bazı üreticiler şimdiden yeni modellerine Firewire girişi koymaya başladılar bile.

RAM genişletme yuvaları:
Her ne kadar bazı sınırlamalar olsa da, günümüzde her bilgisayar sanal olarak hafızayı genişletebilme yeteneği ile birlikte geliyor.
Web kamerası: Kamera da artık bilgisayarlarla, hatta bazı netbook’larla birlikte standart gelen bir özellik. Ancak dahili kameraların çoğunun 3 megapiksel dolaylarında, yani göreceli olarak düşük çözünürlüğe sahip olduğunu unutmayın. Bu yüzden isterseniz daha yüksek çözünürlüklü harici kameraları tercih edebilirsiniz.

Ufak bir 'ataş' hikayesi

Bir ataşınız varsa bu bir evinizde olabilir anlamına geliyor

Dünya ekonomisini krizden kurtaracak çözüm bulundu: Eski eşyalarınızı atmayın, saklayın, değiştirin! Amerika'da bir çığ gibi büyüyen takas hareketi yeni bir ekonomik düzenin habercisi.

Şaşırtıcı ama gerçek: Küçücük bir ataş karşılığında bir araba ya da bir ev sahibi olabilirsiniz!

Ekonomik hayatın başlangıcı farklı malların -ve hizmetlerin- benzer değerdeki başkalarıyla değişimiyle oldu. Tarımın gelişmesiyle ihtiyaçlarından fazla miktarlarda üretim yapan insanlar bu fazlaları değiş tokuş ederek diğer ihtiyaçlarını karşılamaya başladılar. Takas ekonomisinin uygulamada bazı zorlukları vardı mutlaka ama en azından anlaşılması kolaydı.

Paranın icadıyla bu fiziksel zorluklar ortadan kalktı ama enflasyon, devalüasyon ve resesyon gibi -tarlasından kalkıp pazara patates satmaya gelen çiftçinin aklının ermeyeceği- muhtelif teknik sıkıntılar ortaya çıktı. Bir başka deyişle, para icat oldu mertlik bozuldu. Özellikle sanayi devrimi sonrası toplumun en önemli değeri haline gelen para, günümüzde ise git gide gözden düşme' başladı.


Kredi kartları ya da kişisel çek artık demode. Tüketim toplumunun sınırsız ihtiyaç doğrultusunda biriktirdiği lüzumsuz eşya yığını zaten sınırlı bir hale gelen yaşam alanlarını tehdit etmeye başladı. Dar apartman dairelerine sıkışan şehir yaşamının kısıtlı kapasiteleri hızlı ve sürekli tüketim dinamiğini kaldıramaz duruma geldi.

Modern insan, kirasını içinde yaşadığı alan için değil sahip olduğu lüzumsuz eşya yığınını depolamak için ödeyen bir varlığa dönüştü. Daha fazla para, bu ikilemi çözmeyi denedi ama başaramadı.

Çözüm arayışları ise en ilkel ekonomik sistemi bir kez daha gündeme getirdi: Takas, post-tüketim toplumunun yeni ekonomik tercihi.


Bir kırmızı ataş hikayesi

Kyle MacDonald 12 Temmuz 2005'te sadece bir kırmızı ataşa sahipti. Bir internet sitesi kurdu ve burada yayımladığı ilanda kıymetli kırmızı ataşını değiş tokuş etmek istediğini yazdı.

Ataşı bir kalemle, kalemi bir kapı tokmağıyla değiştirdi. On dört değiş tokuşun ardından 12 Temmuz 2006'da bir Hollywood filminde kaptığı rolü değiş tokuş ederek Kipling Saskatchewan kasabasında bir eve sahip oldu.


Böylece One Red Paperclip (oneredpapeıdip. blogspot.com) projesi parasız takas ekonomisinin en başarılı örneklerinden biri olarak iktisat tarihine geçti. Otuz yaşını henüz deviren Kyle MacDonald şu anda zamanını evini takas edebileceği teklifleri bekleyerek geçiriyor.

Bir yandan da başarı hikâyesini anlattığı kitabının satışlarını izliyor.

Yeni özgür ekonomi

Teksas Üniversitesi'nden e-ticaret ve internet teknolojileri uzmanı, Yardımcı Profesör Bin Gu "Küresel ekonomik krizin her an hissedilen olumsuz etkileri ve internet çağının iletişim olanakları bu özgür değişim hareketinin tavan yapmasına sebep oldu." diye açıklıyor.

Amerika'nın en çok tıklanan ilan sitesi Craigslist (craigslist.org) son derece popüler bir takas bölümüne ev sahipliği yapıyor. Emin olun, işinize yaramayan anlamsız bir eşyanıza karşılık arayıp da bulamadığınız öncelikli bir ihtiyacınıza sahip olacaksınız. Türkiye'de de bu akımın öncüleri ortaya çıkmaya başladı.

Türkçe ücretsiz değişim siteleri takasmeTkezi.com, takasta.com, beadekiler.com, etakas.com ve takasx.com henüz büyük kitlelere
ulaşamıyor olsalar da belirli bir potansiyel vaat ediyorlar. Tüketim kültürünün buralardaki popülaritesi takas sisteminin önündeki en büyük engel.

Büyük değişim

Neleri değiştirebilirsiniz? Her şeyi... Yasadışı olmayan ve ihtiyaç duyulabilecek her şey takas ekonomisinde bir yer buluyor. En popüler değişim ürünlerinin başında giysiler, kitaplar, dergiler, DVD ve CD'ler, bilgisayar oyunları ve elektronik eşyalar geliyor.

Bookmooch.com, paperbackswap.com ve readitsvapit.co.uk, okumadığınız kitaplarınızı sadece posta ücreti karşılığında değiş tokuş edebileceğiniz internet siteleri.

Itamos.com adresinde dünyanın her köşesinden tatilinizi geçirebileceğiniz bir ev ya da coucfeuriMg-.org-adresinde kıvrılabileceğiniz bir kanepe bulmanız mümkün. Evet, hepsi tamamen bedava...

Tabii işin bir de ekonomik boyutuna bakmak gerek. Yaptığı araştırmalar sonucunda Bin Gu "Bedava değişim her yıl dünya çapında on altı milyar dolarlık mal ve hizmet hareketliliği yaratıyor." diyor. Bu, maddi bir sermaye kullanılmaksızın hiç de azımsanmayacak büyüklükte bir ekonomik değer yaratılması anlamına geliyor.

Hepsinden önemlisi ise daha iyi, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam biçimini benimseyen öncü kitleler gereksiz enerji kullanımından kaçınma, geri dönüşüm, ekolojik yaşam gibi çevreci fikirler doğrultusunda eski eşyaların yeniden kullanımını; yeni üretimin paylaşıma dayalı, özgür ve çevre dostu olmasını destekliyorlar.

Birçok kişi meyve sebze üretimi ve satışında gönüllü çalışarak karşılığında üründen belirli miktarlarda pay alıyor. Motorlu taşıtlar yerine ulaşım için bisiklet kullanmak ilk tercih hatta bir moda.

Yeni eşyaların üretimi, taşınması, depolanması sadece enerji israfı demek, bu yüzden ikinci el eşyalar herkesin favorisi.

Yeni dünya düzeninde kimin daha çok parası olduğu değil kimin daha çok paylaşımda bulunduğu önemli. Bu fikirler geleceğin dünyasını daha iyi bir yer haline getirmeyi hedefliyor.

Evet, belki biraz ütopik ama bu bahaneyle daha fazla gereksiz tüketimden vazgeçmek son derece cazip ve ekonomik bir seçenek.

Heryönünle USB 3.0

USB 3.0 hakkında bilmeniz gereken herşey bu makalede

USB, uzun adıyla Universal Serial Bus, 1996 yılında piyasaya tanıştırıldığından bu yana çok yol katetti. Intel, Compaq ve Microsoft gibi şirketlerden oluşan USB-IF  birliği, bu ilginç ve yeni arayüzün standartlaşmasında önayak oldular. Harici bir güç kaynağına ihtiyaç duymadan bilgisayarınızdan elektrik alabilen, bilgisayarı kapatmaya ihtiyaç duymadan cihazları birbirine bağlayabilen USB, 1998 yılında 12Mb/sn hızında veri transferine ulaştı.

USB arayüzünün yeni nesli USB3.0, diğer adıyla Super-Speed USB, geliştirilmiş yeteneklerinin yanında bir önceki versiyona oranla 10 kat daha hızlı veri taşıyabiliyor ve USB2.0 ile geriye dönük uyumluluğa sahip. Belli ki çevre birimlerinin yeni gözdesi USB3.0, çok hızlı bir şekilde hayatımıza girecek. Dolayısıyla bu standart hakkında birkaç noktaya değinmekte fayda var.

Hız:

Yeni standart, 4.8Gb/sn veri transferi vaadediyor. Fakat bu değer tabii ki teorik. Gerçek hayatta USB standardı ilk çıkışında hiçbir zaman duyurulduğu hızlara ulaşamadılar. USB-IF birliği bu standardı olgunlaştırarak zamanla 3.2Gb/sn hızına yaklaştıracak. Karşılaştıma yapmak gerekirse 27GB büyüklüğünde bir HD filmi bir dakikadan biraz daha uzun bir sürede taşıyabileceksiniz.

Çift Yönlü Veri Transferi:

Verilerin yalnızca bir yöne doğru taşınabildiği önceki versiyonların tersine, USB 3.0 ile bilgiler aynı zamanda yazılıp okunabiliyor. Bunun gerçekleşmesini sağlayan ise arayüze ikişer adet daha kablo eklenmiş olması. Bunlardan bir çifti SuperSpeed veri gönderen, diğer çifti ise alan kablolar. Yani USB 2.0 kablolarda hat sayısı 4 iken (1 güç, 1 toprak, 2 veri) USB 3.0 kablolarda bu sayı 3.0 toprak bağlantısı dahil 9′a çıkıyor.

Ayrıca sinyal metodu da değişiyor. Hala ana denetleyici cihazın yönlendirmesine bağlı olması ile birlikte, yeni kesme (interrupt) denetimli protokoller sayesinde biriktirme işlerinden de kurtulmuş oluyoruz. Yani ana denetleyici karşıdaki cihazı sürekli kontrol etmek yerine,  USB cihazlar veri transferini başlatmak için ana denetleyiciye sinyal gönderiyorlar.

Daha İyi Enerji Tasarrufu:

Yukarıda bahsettiğimiz sinyalleşme metodu, aynı zamanda güç tasarrufu konusunda da USB 3.0 arabirimini daha yetkin kılıyor. Zira o sırada aktif olmayan ya da bekleme konumundaki cihazlar, ana denetleyicinin sürekli kontrol etmesi gerekmediği için boşu boşuna enerji tüketmiyorlar. Minimum işletim voltajı 4.4V iken 4.0V seviyesine düşüyor.

Diğer taratan, USB-IF birliği, harici AC adaptörlere tamamen veda edebilmek için veriyolu güç çıkışını 500mA’den 900mA’e çıkarmış çünkü artık yeni elektrik arsızı cihazlar için 500mA yetersiz kalabiliyor, birden çok cihazı tek bir ana denetleyiciden bağladığınızda çıkış gücü bu cihazların bazılarını çalıştıramayabiliyor. Ayrıca bu sayede USB üzerinden şarj ettiğimiz medya oynatıcılar, cep telefonu gibi cihazlar da çok daha hızlı şarj olacak.

Uyumluluk:

Halihazırda kullandığınız USB2.0 arayüzlü cihazlarla uyumlu. USB3.0 destekli bir cihazı USB2.0 portuna takabilirsiniz (ya da tam tersi) ancak bu senaryolarda veri hızı USB2.0 seviyesinde olacak. Yeni arayüz bir öncekiyle uyum içinde çalışmak için tasarlandığı için, konnektörler (uçlar, caklar, jaklar, jack’ler) de USB 2.0 tasarımındaki konnektör karşılıklarına sadık kalıyor. Yeni kablolar için eklenen ekstra pinler arkaya yerleştirilmiş ve ancak uygun bir USB 3.0 portuna takıldıklarında devreye giriyorlar. Fakat aynı sebepten dolayı yeni USB3.o yuvaları da bu gerideki pinlere temas edebilmek için daha derin tasarlanmışlar. İçinden geçen tel sayısının artması sebebiyle USB3.0 kabloları Ethernet kabloları kadar kalın olacak.

Uyumlu Ürünler:

USB Tanıtım Grubu’nun üyesi olarak USB3.0 arayüzünün geliştirilmesine ortak olan Intel, aynı zamanda donanım ortaklarının üretim için ihtiyaç duydukları bilgilere erişmelerine engel olduğu gerekçesiyle eleştirilmişti. Intel sonunda pes etti ve 2008 Ağustos ayında bu bilgileri kullanıma açtı ve USB3.0 Tanıtım Grubunun diğer üyeleri de kendi çözümlerini geliştirmeye başladılar.
Fakat ne yazık ki Intel henüz (en azından 2011′e kadar) bu teknolojiyi kendi yonga setlerini kullanan orta sınıf ürünlere entegre etmek gibi bir niyete sahip değil (diğer taraftan Intel geçtiğimiz Eylül ayındaki geliştiriciler forumunda tanıttığı ve PC’ler için 10Gb/sn transfer hızına ulaşabilen Light Peak adında bir teknolojiyi de geliştirmekle meşgul)

Şimdilik (Ocak 2010 itibarı ile) piyasada tek yongalı USB 3.0 çözümüne sahip yalnızca NEC’e ait  mPD720200 model ana denetleyici bulunuyor. Bu cihaz 10x10mm boyutlarında ve yalnızca 1W tüketime sahip. Toptan fiyatı 15 dolar civarında. USB3.0 destekli netbooklardan bahsetmek ise şimdilik imkansız.

Anakartlar:

NEC’in ana denetleyicisini kullanan birkaç anakart üreticisi, USB3.0 işlevselliğini kendi ürünlerinde sunmaya başladılar. Bunlar arasında Asus, Intel LGA1156 Lynnfield destekli 4 adet P7P55D-E anakartı, 180 ila 280 dolar arasında fiyata sahip. Intel LGA 1366 Bloomfield destekli P6X58D anakartı ise 300 dolar civarında.

Gigabyte ise fiyatları 135 ila 250 dolar arasında değişen P55A serisi 4 adet anakartında USB3.0 arayüzüne destek veriyor. Ayrıca AMD 790X ve 790FX yongasetlerine sahip iki anakartı ve  350 dolarlık GA-X58A-UD7 ürünü de USB 3.0 desteğine sahip.

MSI da P55 destekli P55-GD85 anakartı ile, ayrıca AMD’nin yakında çıkacak 890FX yongasetli yeni ürünü ile de USB3.0 arayüzüne destek veriyor.


Diğer Cihazlar:

Pazarda USB3.0 destekli cihazların patlaması birkaç yıl alacak. Yüksek bant genişliği isteyen cihazlar tabii ki yeni arayüze geçen ilk ürünler olacak. Fakat talep ve sipariş büyüklüğü gibi etmenlerle belirlenen fiyatlar yüzünden bu cihazların da şimdilik piyasada görünmesi zor.

Ocak 2010 itibarı ile piyasada bulunabilecek USB3.0 destekli cihazlar, orta sınıf bütçesi için hayli pahalı. Super Talent tarafından sunulan 64GB kaaisteli USB belleklerin fiyatı 400 dolar civarında.

Buffalo da yeni harici hard disk ürünü DriveStation HD-HXU3 ile 1TB ve 2TB kapasiteyi USB3.0 hızında sunuyor. Bunların fiyatları biraz daha insaflı; sırasıyla 200 ve 400 dolar. Şirketin USB3.0 Blu-ray kaydedicisi de Japonya’da 450 dolar seviyesinde satılıyor.

Bir hafta sonra Las Vegas’ta yapılacak olan CES fuarında yeni USB3.0 cihazların boy göstermesi bekleniyor. Bunlar arasında her ikisi de Symwave’in henüz çıkmamış ana denetleyicisine sahip iki ürün göze çarpacak: OCZ ‘den de bir SSD ve LaCie‘den bir RAID depolama çözümü. Ayrıca yine USB3.0 destekli birkaç DisplayLink ürününün de fuarda dikkat çekmesi bekleniyor.

USB3.0 Adaptörler:

Adaptör kartlar USB3.0′a geçişte büyük rol oynayacak. 150 dolar verip yeni bir anakart almaktansa 2 portlu bir PCI-Express kartı 30 ila 50 dolara satın alıp bilgisayarınıza USB3.0 desteği kazandırabilirsiniz.  Bu arada bilmeniz gereken diğer bir nokta, şimdilik Windows 7′nin USB3.0 sürücülerine yerleşik desteğinin olmadığı. Ancak Microsoft bir güncelleme ile işletim sistemine bu fonksiyonu da kazandırmayı planlıyor.

Diğer taraftan bu 30-50 dolarlık adaptörler ve yerleşik USB3.0 desteği veren P55, H55 ve H57 anakartların  denetleyicileri arasında hiçbir fark yok. Her iki opsiyonda da PCI-E x1 veriyolundan faydalanılıyor; bir denetleyicinin iki porta destek verdiğini düşünürsek toplam bant genişliği maksimum 250Mbps seviyesinde kalıyor.  Eğer bu porttan 500Mb/sn verim almak istiyorsanız yapacağınız tek şey; BIOS ayarlarından ekran kartının kullandığı PCIe 2.0 x16 portunu x8′e çevirerek kalan bir PCI- 2.0 veriyolunu USB denetleyiciye yönlendirmek. Bu sayede tümleşik USB3.0 portlarına 500Mbps bant genişliği sağlayabilirsiniz. Kısacası sadece USB3.0 desteği var diye bir anakart almaya gerek yok (Teşekkürler Don Quichotte).

Performans Beklentilerimiz Ne Olmalı?

Başta da belirttiğimiz gibi teori ve pratik birbirini genellikle tutmuyor. USB arayüzünün gerçek hızı birçok faktörden etkilenir. Bilgisayarınızın hızı, arayüzü bağlayacağınız cihazın özellikleri, kullanılan yongaseti, protokol, aynı veriyolundan bağlanan diğer USB cihazlarının sebep olabileceği girişim (enterferans) gibi etmenler bunlardan yalnızca birkaçı. Yani USB2.0 ile vaadedilen 480Mb/sn (60MB/sn) hız gerçek hayatta 280Mb/sn (35MB/sn)’yi geçmediği gibi, USB3.02'dan beklentilerimiz de 1.2Gb/sn (150MB/sn) seviyesinde olacak.

Bu açıklama aynı zamanda şu anlama geliyor: Artık harici USB depolama cihazlarının veri transfer hızları 35MB/sn seviyesinde değil, sürücünün performansı ile değerlendirilecekler. Maalesef USB3.0 ile gelen 150MB/sn veri hızı, şimdilik pazardaki hızlı SSD diskleri tam kapasitelerinde çalıştırmaya yetmiyor, ama yine belirttiğimiz gibi yeni arayüzün geliştirilmesi için çalışmalar devam edecek ve ileride beklediğimiz hıza da kavuşabileceğiz.

Depolama cihazlarının yanısıra yüksek çözünürlüklü web kameraları, harici Blu-ray sürücüler, USB arayüzü ile bağlanabilen geniş LCD ekranlar, dijital kameralar gibi yüksek bant genişliğine sahip cihazlar da USB 3.0 desteği kazandırıldıklarında çok daha hızlı çalışabilecekler.

hardwaremania

Avatar 2 geliyor

Hemde okyanusun 11 km altında

Senaryosundaki onca eksiğe rağmen “Avatar,” yaptığı 2.7 milyar dolarlık hasılatla, finansal açıdan tüm zamanların en başarılı filmi olmayı çoktan başardı.İlk başta pek bir mana ifade etmemesine rağmen, filmin DVD’sinin 22 Nisan’da satışa çıkacağı haberiyle birlikte, her şey netlik kazanmış durumda. Anlaşılan o ki, filmin yapımcıları: “Avatar’ı Sinemada 3 Boyutlu Şekilde Seyredebilmek İçin Son Şansınız” isimli kampanyayla, küçük çaplı bir voli vurma peşindeydiler. Fakat ne yazık ki, bu manevralarında pek de başarılı olamadılar. Film, vizyondaki 18. hafta sonunda sadece 1 milyon dolar daha yaptı ve 12.’likte kaldı. Zira “Avatar” hayranlarının sabırsızlıkla beklediği, bir son dakika vurgununa alet olmak değil, Avatar 2!

Bununla birlikte devam filmi bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklar gibi. Filmin yapımcısı John Landau, geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte: “Bu sefer daha tecrübeliyiz. Amacımız bir sonraki projenin daha az maliyetli olması ve yapım aşamasındaki zamanımızı daha verimli kullanmak istiyoruz. Avatar’da birlikte çalıştığımız ekip, şu an başka bir projenin üstünde çalışıyor, ama yola birlikte devam edeceğimiz kesin.” şeklinde konuştu. Yani üstü kapalı olarak: “ Ben yapımcıyım ve paradan anlarım. Avatar’da elde ettiğimiz tecrübeyi daha hızlı çekeceğimiz, daha az yenilikçi filmlerle, paraya tahvil etmek istiyorum” demek istiyor kısaca. Daha ne kadar kazanmak istedikleri hakkındaysa pek bir veri yok. Gözünüz doysun demekten başka bir şey gelmiyor aklıma.

James Cameron daha önce “Alien 2” (Aliens) ve “Terminatör 2” gibi, çok başarılı iki devam filmi çekti. Genelde devam filmleri para kazanmak adına daha basit çekilmesine karşın Cameron, bu iki filmde de çıtayı en azından teknolojik olarak kesinlikle düşürmedi. Sinema dünyasında titizliği ve detaylara verdiği önemle tanınan yönetmen, Avatar için gerekli teknolojiyi geliştirebilmek adına tam 10 sene uğraşmıştı. Yani “Avatar 2”yi çekmeye karar verse bile, yapımcıları dinlemeyip, yine çıtayı yüksekte tutmak isteyeceği kesin. Kısacası “Avatar 2” imkansız olmasa da, sinemaseverlerin yeni bir film için daha çok beklemeleri lazım. Öyle ki “Alien 2” ve “Terminatör 2” için 7’şer yıl sabretmeleri gerekmişti.
Öte yandan Avatar-severler için iyi haberler de yok değil. İfade ettiğim gibi filmin DVD’si bu hafta sonu Amerika’da satışa çıkıyor. Türkiye’ye gelmesi de uzun zaman almayacaktır. Ayrıca şu anda Cameron, filmde kullanılmayan 40 dakikalık ek görüntülerin de yer aldığı bir “Yönetmen Versiyonu” üzerinde çalışıyor. Yıl sonuna doğru, özellikle IMAX markalı salonlarda, “Avatar”ı 3. kez vizyonda görürseniz sakın şaşırmayın.

Takip Edin
Kategoriler