Ercan Uğurlu

Ghost of Tsushima Director's Cut İnceleme

Ghost of Tsushima Director's Cut ile yolculuğumuz bu kez Tsushima'dan Iki Adası'na!

Geçen sene, başından sonuna dek sindire sindire oynadığımız, bitmesin diye çok ağırdan aldığımız, hikaye modunun bitmesinin arkasından gelen Legends moduyla beraberse yeniden kılıcımızı kınından çekip kendimizi arenalarda bulduğumuz bir oyundu Ghost of Tsushima. Aslında bu oyun çok şaşırttı, zira bu denli büyük bir etki bırakacağını kesinlikle düşünmemiştik. Gerçekten geçen sene bizi en çok heyecanlandıran yapım The Last of Us Part II olur diye düşünürken, hemen arkasından çıkan Ghost of Tsushima, tam bir ters köşe etkisi yarattı ve artık adını duyduğumuzda bile heyecanlandıran yapımlar arasındaki yerini aldı. Oyunu oynamış olanlar da bu düşüncelerimize katılacaktır kanaatindeyiz.

Evet, Ghost of Tsushima bitti. Arkasından Legends modunda heyecanımızı sürdürdük ve açıkçası bir süre Ghost of Tsushima'ya yeni bir DLC gelir gibi bir beklentimiz de yoktu. Ancak oyunun yapımcı ekibi Sucker Punch, yine bizi şaşırttı ve karşımıza taş gibi Ghost of Tsushima Director's Cut'ı çıkarttı.

Hemen söyleyelim: Director's Cut, yeni, başlı başına bir oyun değil. Ghost of Tsushima'ya gelen bir ek paket olarak düşünebilirsiniz. Yaratıcı ekip, Ghost of Tsushima'yı PlayStation 5'e taşırken Director's Cut ile beraber bize yeni bir hikaye daha sunuyor. Bu defa yolculuğumuz Iki Adası'na oluyor ve tabii ki oyuna önemli yenilikler de geliyor.

Ana sayfada incelemeyi kaçırdıysanız doğrudan bu linke tıklayarak hemen ulaşabilirsiniz.

Ratchet & Clank: Rift Apart İnceleme

Boyutlar Arası Eğlence Fırtınası: Ratchet & Clank: Rift Apart İncelemesi

Ratchet & Clank herhalde bugüne kadar oyun dünyasında gördüğümüz en eğlenceli ikili olabilir. 2002 yılında PlayStation 2'de tanıştığımız bu renkli karakterler öyle sevildi ki, tam 19 yıldır maceraya hiç sıkmadan tam gaz devam ediyor. Arada onlarca oyun gördük, jenerasyonlar değişti ve geldiğimiz noktada PlayStation 5'e özel olarak geliştirilen Ratchet & Clank: Rift Apart gerçekten de PS5'in tanıtımındaki etkiyi bıraktı. Rengarenk bir dünya, boyutlar arası seyahatler, soluksuz macera, eğlenceli diyaloglar, akıcı bir hikaye ve oynanıştaki ferahlık hissi neticesinde çok keyifli bir macera bu oyunda sizleri bekliyor.

(Evet, ferahlık hissi, Ratchet & Clank'i Resident Evil: Village'ten hemen sonra oynadığımız için olabilir.)


Ana sayfada incelemeyi kaçırdıysanız doğrudan bu linke tıklayarak hemen ulaşabilirsiniz.

Resident Evil Village İnceleme

Cesaretinizi toplayın, köye gidiyoruz! İşte Resident Evil Village incelemesi!

Oyun dünyasının çeyrek asırlık çınarı Resident Evil serisinde bugüne kadar farklı konseptler denendiğini gördük ve bunların her biri de çalıştı. Her oyunuyla fanlarından tam not alan seri, 2017 yılına geldiğimizde ise Biohazard ile yeni bir cephe açmış ve yeni oynanış şekli, serinin köklerindeki "Survival Horror" türünü daha fazla pekiştirmeyi başarmıştı. Sürekli gergin bir atmosfer, atmaktan çekineceğiniz adımlar ve bolca kan derken, bu bölümde yepyeni bir aile ile tanışmıştık: Baker Ailesi ile. Yeni oyun da Biohazard'ın izinden yola devam ediyor. Biohazard'da eşini bir şekilde Baker Ailesi'nden kurtarmayı başaran Ethan'ın çilesi de öyle.

Ana sayfada incelemeyi kaçırdıysanız doğrudan bu linke tıklayarak hemen ulaşabilirsiniz.

Returnal İnceleme

Returnal İncelemesi: Döngüyü Kırın...

Edge of Tomarrow filmini izlediniz mi? Hah, işte Returnal tam olarak oradaki Tom Cruise'un kadın versiyonunun yaşadığı maceraların "daha çok" bilim kurgu ve korku teması ile harmanlanmış hali. "Filmi izleyenlerin, "daha ne kadar olabilir?" dediğini duyar gibiyiz. Tabii konsept biraz daha farklı. Edge of Tomarrow'un Alien ve Prometheus ile karıştırılarak servis edilmiş hali diye de özetleyebileceğimiz Returnal'da uzaydasınız, yalnızsınız ve ölüp ölüp diriliyorsunuz. Hani oyunun zorluğunu ifade etmek için kullanmıyoruz "ölüp ölüp dirilme" deyimini. Oyun tamamen bunun üzerine kurulu. Elbette siz fark yaratıp tek seferde bu döngüyü kırabilirseniz, o zaman başka.

Evet efendim, Returnal'da ana karakterimiz Selene. Astra adı verilen bir uzay araştırma birliğinin üyesiyiz ve yolculuğumuz sırasında bir gezegenden yardım çağrısı alıyoruz. İnmememiz gerektiğini adeta bile bile yardım çağrısına kulak veriyor ve gezegene iniş yapıyoruz, ancak iniş sırasında işler istediğimiz gibi gitmiyor ve mekiğimiz tamamen parçalanıyor...

Ana sayfada incelemeyi kaçırdıysanız doğrudan bu linke tıklayarak hemen ulaşabilirsiniz.

The Sinking City inceleme

Cthulhu Düş Görerek Bekliyor: The Sinking City İncelemesi

Eğer korku türüne aşinalığınız varsa ve kitap okumayı da seviyorsanız Howard Phillips Lovecraft adını duymamamız oldukça güç. Amerikalı bir korku yazarı olan ve korku, fantezi ve bilimkurguyu bir araya getirerek yazdığı mektuplarıyla ünlü, ancak bir o kadar da gizemli bir yazar olan Lovecraft da tıpkı J. R. R. Tolkien gibi bir evrenin yaratıcısı. J. R. R. Tolkien, Orta Dünya’yı kurarken, Lovecraft ise, bilinmezliklerle dolu, tarifi bile imkansız karartısıyla ünlü Cthulhu Mitosu’nu ortaya çıkarmasıyla tanınıyor. Eğer buraya kadar ilginizi çektiyse Call of Cthulhu (Cthulhu'nun Çağrısı) isimli kitabını muhakkak okumanızı tavsiye ediyoruz. Bugün inceleyeceğimiz The Sinking City’yi ise, “tahammülünüz varsa” oynayabilirsiniz.

The Sinking City’yi hemen hızlıca harcamak istemiyoruz, veryansınımız başka! Zira böylesine gizemli, işlenebilecek çok fazla hikayeyi barındıran, kurmacalarla çeşitlendirilebilecek, zenginleştirilebilecek ve pazarlanabilecek bir dünyaya sahip Cthulhu evreni neden bugüne kadar bir AAA oyunu olarak karşımıza çıkmadı, anlaması gerçekten güç. Adının geçtiği bir oyunu duyduğumuzda, “bu defa oluyor,” diye heyecanlanıp sonrasından hayal kırıklığına uğramaktan yıldık doğrusu.

Bugüne kadar birçok kez Call of Cthulhu adının geçtiği oyunu görme şansımız da oldu ve hatta bunlardan sanırız –çıktığı yıl itibariyle- en iyisi 2005 yılındaki Call of Cthulhu: Dark Corners of the Earth idi. Genişleme paketleri ve 2018’de de “Call of Cthulhu” adıyla çıkan oyunlarda ise yine vasat bir grafik çizilirken, hiçbiri aranan o “tadı” veremedi doğrusu. Belki de bunda, Lovecraft’ın kaleme aldığı dünyanın, hayal gücümüzde gerçeğe dönüştürülemeyecek bir şekilde canlanmasının karşılığı, gerçekten de Cthulhu’nun dünyasının herhangi bir geometrik veya matematiksel değerlerle tarif edilemeyecek yansıması şeklinde anlatılmasının payı vardır –ki bu hiç de yabana atılmayacak denli kuvvetli bir pay.

Neyse, yeteri kadar Lovecraft övdüğümüze göre şimdi The Sinking City’ye geçebiliriz.

Ana sayfada incelemeyi kaçırdıysanız doğrudan bu linke tıklayarak hemen ulaşabilirsiniz.