Mustafa Acungil

Gelecek, Tarih, Sosyoloji, Yapay Zeka, Bilim Kurgu, Fantastik Kurgu ve diğerleri...

Bileşik kaplar

Globalizme bir bakış

Teknolojinin dünya çapında yaşama etkisi üzerine kafa yormak lazım. Bu etkiler çok çeşitli ve teknolojiyle ilişkisini bir anda fark etmemizin de her zaman mümkün olmadığı şekillerde ortaya çıkıyor.

Teknolojinin günümüzdeki en önemli etkilerinden birisi, iletişimi kolaylaştırmış olmasıdır. Sadece 40-50 yıl kadar önce Demir Perde diye bir kavram vardı. Sovyet yönetimindeki ülkeler, Batı'da nasıl bir hayat yaşandığıyla ilgili en ufak bir fikre sahip değildiler. Devlet halkın algısını ve bilgisini neredeyse tamamen yönetebiliyordu.

Günümüzde Çin büyük çabalarına rağmen bunu tam olarak başaramıyor.

İletişimin böyle yaygınlaşması, kolaylaşması, ucuzlaşması, engellenemezliği, dünyayı bir bileşik kaplar ortamına çok daha fazla yaklaştırmıştır.

Bileşik kaplarda su aynı yükseklikte karar kılmaya meyillidir.

Dünyada da iletişim kanallarının iyice açılması, teknolojinin, refahın, bilginin, krizlerin, etik yaklaşımların ve daha pek çok şeyin dünya genelinde daha birbirine yakın seviyelere yönelmesine sebep oluyor.

İletişim kanalları eşit kaldığı ölçüde bu eşitlik seviyesine yaklaşma durumu devam edecektir.

Tabii ki, basit bir bileşik kaplar sisteminden çok daha karmaşıktır dünya. Bir yandan globalleşme sürerken, her ülke globalleşmeden sağlayacağı faydalara ve globalleşmeye karşı koruması gereken alanlara kafa yoruyor.

Kesin olan bir şey var: Kolaylaşan iletişim kanallarıyla açılan kanalları tıkamak artık pek öyle kolay değil. Teknoloji bizi globalleşmeye, bileşik kaplar sistemine dahil olmaya zorunlu kılıyor. İş bunu nasıl yapacağımızda!

Aslında bir açıdan şanslıyız. Geride olduğumuz bir hayli nokta var, bileşik kapların doğal etkisi bu alanlarda yükselmemizi sağlayacaktır. Korumamız gereken alanlar da bulunacaktır tabii...

Tercihlerimizi bakalım ne kadar doğru yapabileceğiz? Demokrasi konusunda global trendlere doğru ilerlememizi frenlemeye çalışmak pek doğru olmasa gerek. Öte yandan enerji üretimi konusunda yerel kaynakları zorlamayı bırakıp global enerji pazarında kendimizi bileşik kapların getireceği yere bırakmak pek de akıllıca olmaz.

Teknolojinin globalleşmeye etkisi konusunda Thomas L. Friedman'ın "The World is Flat" adlı kitabı çok iyi bir kaynak. Türkçeye'de çevrilmiş olması gerekli, yazar ismiyle aratırsanız bulursunuz.

Derin bir konu bu. Ama dünyayı bir bileşik kaplar sistemi olarak hayal etmek, globalleşmeye bu açıdan bakmak, herhangi bir yerde karşıma çıkmış bir yaklaşım değil. Bu resim, konuyu kafamda çok daha netleştiriyor. Bu yazının da hediyesi size bu olsun: Bileşik kaplar sistemi içinde çalkalanan, yerini, hizasını, dengesini bulmaya çalışan bir dünyadayız. Bazen ortam rüzgarları bu sisteme bağlantılarımızı güçlendiriyor, bazen içimize kapanmaya çalışır gibi oluyoruz.

Para

Napolyon ne demiş?

Küresel mali kriz daha en az aylarca gündemimizde yer sahibi olacak.

Bu krizin düşündürmesi gereken önemli konulardan birisi de para kullanımı. Para, güç demek. Ne kadar paranız varsa o kadar güçlüsünüz anlamında söylemiyorum; gücü olan para basar ve parası geçerli olur!

Eski dönemlerde, bir beyin saltanatının en önemli unsurlarından birisi adına para bastırması olmuştur. Türk tarihinden belki hatırlarsınız: Adına para bastırıp hutbe okutan kişi...

Roma'nın saltanatının en önemli unsurlarından birisi, tüm hüküm sürdüğü alanlarda parasının geçerli 'akçe' olmasıdır. Alışverişler Roma'nın parasıyla yapılır.

Günümüzde paraları beyler değil ülkeler bastırıyor. Ama kural yine aynı: Gücü olanın parası geçiyor.

Doların dünya hakimiyeti ABD'nin önemli avantajlarından biridir.

Bir arkadaşınıza bir yıllık bir borç verdiğinizi düşünün. 1000 dolar borç veriyorsunuz. Bir yıl sonra da geri alıyorsunuz.

Bu olayın iki tarafı yok, üç tarafı var. Arkadaşınıza bin dolar borç vermek için alnınızın teriyle kazandığınız yerli paranızla bin dolar satın aldınız. Yani Türkiye'de sizin emeğinizle karşılığını bulan yerli paranızla dolar aldınız. ABD'nin boyalı kağıdı sizin emeğinize karşılık edindiğiniz birikimle onu almanız sayesinde değer kazandı. Belki arkadaşınız alıp parayı bozdu kullandı, ama bir yıl sonra yine o da emeği karşılığında elde ettiği yerel birikimini dolar alıp size ödemede kullanacak.

Aynı şey döviz hesabı açtığınızda da geçerlidir. Ya da mesela Rusya'dan çıkan petrolü, Türkiye dolar ödeyerek aldığında da geçerlidir.

Faiz konusunda kaygı duyacak kadar hassas insanların ceplerinde dolar tomarlarıyla gezdiği bir ülkenin insanı olarak, çok da iyi bir eğitim almış olduğum halde bu gerçeği üniversiteden mezun olduktan yıllar sonra fark ettim.

Ticareti için ya da uluslar arası dengeler sebebiyle dolar bulundurması gereken insanlar ya da kurumlar gerekli bir iş yapıyorlar. Onların durumunu bile düşünmek gerekir. Dolara bağımlı olmadan bir çözüm geliştirebilirler mi bakmak gerekir, ama o iş benim buradaki kısa yazımın boyunu aşıyor. Kişilere bakalım, sıradan insanlara, sana bana bize...

Bir çıpa gerekli olabiliyor, bunu kabul ediyorum. Ama dolar borç alıp vermek yerine dolarak endeksli olarak yerli paramızla borç alıp versek? Yani bin dolar borç vermesek de bin dolar karşılığı TL borç versek ve geri alırken de bin dolar karşılığı TL olarak alsak?

Evimizi TL ile kiraya versek, ya da illa dolar olarak vereceksek, dolar karşılığı TL olarak versek?

İnanın sadece sıradan insanlar olarak dolara değil kendi paramıza yönelsek, o bile ülke ekonomisine önemli bir katkıda bulunur. Daha önemlisi, Türkiye'deki insanların yüzde kaçı ABD'nin politikalarını benimsiyor, seviyor? ABD'ye sempati oranı en düşük ülkelerden biriyiz. Peki neden politikalarına soğuk olduğumuz ABD'nin o politikalarını sahip olduğumuz ve gündelik hayata kadar her yerde kullandığımız dolarla destekliyoruz?

Elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün arkadaşlar. Unutmayın, bunu bir ayakları yere basmayan hayalperest olarak söylemiyorum. Bir çıpaya ihtiyacınız olabilir. İlle de gerekiyorsa bu çıpayı dolar alarak, dolar sahibi olarak değil, dolara endeksli YTL hesabıyla kullanmayı deneyebilirsiniz.

ABD'liler için paralarının kutsal bir yönü, manevi bir yanı vardır. Kendi paramıza kendimiz değer vermezsek kim verir? Paramıza verdiğimiz değer yükseldikçe geleceğe daha ümitle bakabiliriz. Davranışlar fiziksel dünyayı etkiler. 6 sıfırından kurtulması paramızın şahsiyetini geri kazanmasında önemli bir adım olmuştur. Gereksiz dolar bağımlılıklarından kurtulmaya başlamamız herbirimiz için küçük birer adım olabilir, ama ülke için topluca büyük bir adım olacaktır. Türkiye'nin geleceğinde, yüzüncü yılda iyi bir yerde olmak istiyorsak, davranışlarımızı değiştirmemiz gereken alanlardan birisi, paramıza olan bakışımızdır.

İlginizi çekebilecek bir facebook grubu

Neredeyse tüm vatandaşlarımızla ilgili..

Facebook'ta bir grup açtım.

Burada reklama girmesin diye bahsetmiycem. Ama linkini vereyim, bir göz atın:


Demişler ki: Kadı sağır müftü kör, kendi işini kendin gör.

Buna tam olarak katılmasam da, bazen kadının müftünün, iş yapması gerekenlerin, yapmaları gereken işe teşvik edilmeleri gerekiyor. Grup bu mantıkla oluşturuldu.

Evrim evrim dedikleri

Bir fay hattının iki yanından birkaç cümle

Türkiye'de ve dünyada insanlar arasındaki fay hatlarından birisi evrim kavramının üzerinden geçiyor.

Bir önceki yazımdaki yorumlarda da hemen baş gösterdi bu tartışma konusu.

Öncelikle tartışmayı ele alalım: Benim düşünce yapım tartışmadan kaçar. Tartışma, tarafların önceden karar verdikleri ve kararlarını ne pahasına olursa olsun savundukları düşmanca bir ortamdır. Açık fikirle görüş alışverişine imkan tanımaz. Konuşmak, görüş alışverişinde bulunmak, açık fikirlilikle yapıldığı zaman yararlı olur.

Kendinizi ne olursa olsun haklı çıkarmaya son gücünüzle çaba sarf ederken haksız olduğunuz detayları ve karşıdakinin haklı olduğu detayları fark edemezsiniz.

Evrim de hep 'tartışılan' bir konudur. Fen Lisesi'nde okuduğum yıllarda ben de bu tartışmanın taraflarından birinde duruyordum ve çok ateşliydim.

Ama o yıllardan beri belki bin kitap daha okudum. Öğrendiğim şeyler var.

İki açıyı da ele alalım.

Önce evrim karşıtlarına sesleniyorum: Allah yaratırken yanında mıydınız? İslam inancına göre (ve diğer ilahi inançlara göre) doğan her insanı Allah yaratmıyor mu? Bu yaratışın vesilesi, aracısı anne ve baba oluyor ama... Yağmuru yağdıran, güneşi doğuran O'dur. Ama hep vesilelerle... Peki varlıkları yaratırken, türlerin çeşitliliği sağlanırken vesileler kullanılmış olamaz mı? Hz. Adem gibi yaratılışı doğrudan vahiyle belirtilmeyen konularda evrim olmasına engel bir durum var mı?

Evrim olmasa bile, genlerin ıslahı, soyların verimliliğinin artırılması gibi konular tarımda yüzyıllardır insan eliyle bile yapılan şeyler...

Yani, toptan retçi bir yaklaşım çok anlamlı görünmüyor. Bu açıdan bakılınca evrim olmuşsa, onu da yaratan Allah'tır. Bu kadar yoğun bir şekilde retçi bir yaklaşım, bilimsel gerçeklerle çelişen noktalara kadar gidebiliyor. Oysa bakıp ders almak gerekir...

Şimdi katı evrim savunucularına gelelim. Evrimin kabulünü dinin reddiyle eş anlamlı görenlere...

Evrimin temel mantığı, güçlü olan, işe yarayan özelliklerin ayakta kalmasıdır. Doğal seleksiyon... Peki din fikri, Allah inancı asırlar boyunca neden güçlendi? Evrimin sosyal konulara uyarlanması ile ilgilenenler dinin de insanın evrimine paralel olarak gelişen bir kavram olduğunu söylerler. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz dostlar? Doğal seleksiyonun dini seçtiğidir...

Kılıçları kalkanları bırakın... Beraber geleceğe bakalım.

Konunun Gelecek Postası ile ilgili yönü de burada zaten:

Türkiye şu an dünyanın 17. büyük ekonomisi. Bu sadece ekonomik sıralamadaki yerini ifade ediyor. Dünyaya sunabilecekleri ile potansiyeli çok daha üst sıralarda olan bir ülkeyiz.

Gelecekte hak ettiğimiz yeri alabilmemiz için toplumun kesimlerinin birlikte çalışmayı öğrenmesi gerekiyor. Dindarlarımız bilimle barışmalı! Bilim adamlarımız toplumun değerleriyle barışmalı!

Bilenler bilir. Bir zamanlar İstanbul Valisi sanırım İsmet İnönü'ye şöyle bir şikayette bulunmuş: "Halk plajlara doluştu. Vatandaş denize giremiyor."

Türkiye'nin geleceğini de etkileyen ana problemi halk ile vatandaşın aynılaşabilmesi ya da aynılaşamamasıdır. Aynılaştığı ölçüde ilerliyoruz, başkalaştığı ölçüde ya da başka kaldığı ölçüde sorunlarla boğuşuyoruz.

Evrim fay hattı ile halk-vatandaş fay hattı nerdeyse tamamen üst üste düşüyor ve bu fay hattı Kocaeli-Sakarya üzerinden geçen fay hattından çok daha tehlikeli.

Ama Kocaeli-Sakarya fay hattının iyileşme ihtimali pek yokken, bahsettiğimiz diğer fay hattı bence günden güne iyileşiyor.

Problemlerin konuşulmaması olmadıkları anlamına gelmez. Ancak ortaya çıkarılarak, konuşularak, acıları çekilerek çözümlenebilir sorunlar. Türkiye o yoldadır.

Çıkma organ yerine yapma organ

Ben demiştim di mi?

İspanya’da doktorlar, bir kadına ameliyatla kendi kök hücrelerinden laboratuvarda ‘yetiştirilmiş’ nefes borusu naklini gerçekleştirdiler.


Ben yazmıştım arkadaşlar, hatırlar mısınız?

Yazdıklarımın bu kadar çabuk gerçekleşmesi beni de şaşırtıyor bazen. Soluk borusundan sonra sıra başka organların üretilmesine gelecektir.

Krizdeyiz. Doğru. Ama bu kriz ne kadar sürecek? Birkaç ay? Bir yıl? Birkaç yıl? İnsan ömründe bile birkaç yılın çok büyük bir önemi yok, insanlığın ömründe birkaç yıl ise göz açıp kapayana kadar bir süre.

Bence bu kendi kök hücresinden laboratuar ortamında oluşturulan organ haberi, tüm kriz haber ve değerlendirmelerinden daha önemli.

Peki biz ne yapıyoruz? İspanya'da şartlar Türkiye'dekinden çok mu iyi? Franco'yu duymuştunuz di mi? İspanya doğru düzgün bir demokrasiyle yönetilmeye başlayalı ne kadar oldu ki?

Çok çalışmamız lazım, çok! Yapacak çok şey var. Soluk borusu üretmek bile var listede baksanıza...

Takip Edin