Mustafa Acungil

Gelecek, Tarih, Sosyoloji, Yapay Zeka, Bilim Kurgu, Fantastik Kurgu ve diğerleri...

Altıncı ayının bitiminde Kamil Asma

Günümüz (Mustafa Acungil)

Türkiye Bilişim Derneği’nin dokuzuncu bilim kurgu öykü yarışmasında kazandığım üçüncülük ödülüyle başladı her şey. “Kurgunun Sonu” adlı bu öykümü okumak isterseniz, arama motorunuzda “kurgunun sonu” “Mustafa acungil” diye aratın. Birkaç adreste yayında, birinden okursunuz.

Chip Online’ın editörü Cenk Tarhan’la MVP’lik üzerinden tanışırız. Yarışmayla ilgili haber konusunda bir ayrıntıyı eposta üzerinden konuşurken, bir bilim kurgu günlüğü yazmayı düşündüğümü kendisiyle paylaştım ve aynı gece yazılan test yazısının ardından birkaç gün içinde Kamil Asma doğmuş oldu.

Kamil Asma 2053-2054 yıllarından yazan bir hayali karakter. Kasım 2007’de Kamil Asma ağzından ilk yazımı yazdım. Bu ay bir hayli hareketliydi. Hala inanamadığım bir hızla, Kasım 2007’de 8 yazı yayınladım. https://www.chip.com.tr/blog/gele ... ek-Postasi_295.html adresindeki ilk yazım Gelecek Postası başlıklı ve Kamil Asma karakterini sunuyor.


adresindeki 2053’te veri depolama başlıklı yazım uzun süredir düşündüğüm veri patateste depolanamaz mı sorusunun etrafında olgunlaştı. Veri depolama geleceği etkileyen en önemli teknolojilerden ve ilerleyen onyıllarda günümüzdekinden çok daha farklı medyalar bulacağına inanıyorum. Bu konu üzerinde serbestçe düşünüyor musunuz diye bir görmek için bu yazımı okuyabilirsiniz, çünkü ben hayli serbest düşündüm. Tüm bu seride olduğu gibi…

Hemen ardından https://www.chip.com.tr/blog/gele ... Kamil-Asma_297.html adresindeki yazımda insan beyni ve bu yüksek kapasiteli depolama alanları arasındaki ilişki üzerinde durdum. İnsan ve internetin doğrudan bağlanabildiğini düşünün. Klavye, fare ve ekran gibi aracılara gerek kalmadan… Bu yazı, bu fikirden ortaya çıktı.

Hemen ertesi gün hızlı Kasım ayının 11’inde (() 2050’li yılların büyük gücünün Afrika olduğunu yazdım. 50 yıla yakın bir zaman diliminde dünya haritasında gücün odağının böyle dramatik bir hareket yapması ilginç değil mi?

Bundan sonra Amerika’nın düşüşü ve Afrika’nın yükselişini anlattığım dört yazı geldi.

(Yayınlanma sırasıyla:








)

Amerika’nın düşüşe geçeceğine inanıyorum. Ama bunun temel sebebi, Amerika’nın bir ülkeyi büyük dünya gücü yapan değerlere uzaklaşması olacak. Roma’yı yıkan da Osmanlı’yı yıkan da budur. Amerika’yı da bu yıkacak.

Bu dört yazıda güçten düşen Amerika ile Amerika’daki güçlü olan ruhu birbirden ayırmak için Bill Gates sembolünü kullandım.

Afrika’nın giderek önem kazanacağına da kesin gözüyle bakıyorum. Bu kadar büyük bir kıta, tarihin ilerleyişine uzak kalamaz.

Amerika ve Afrika ile ilgili detayları bu dört yazıda okuyabilirsiniz. Böylece Kasım 2007’deki yazıların da sonuna gelmiş olduk.

Aralık 2007’ye Afrika’daki bu yeni gücün nasıl bir yönetim sistemi olduğuna kafa yorarak geçti.  Bu ay yayınladığım ilk iki yazının politika ve idari sistemlerle bilimsel olarak ilgilenen kişilerin üzerinde akademik çalışmalar yapmasını gerektirecek kadar önemli olduğunu düşünüyorum. İnanıyorum ki, kendi hayatım süresinde, dünyada bu tür yönetim sistemleriyle ilgili tartışmalar ve uygulamalar gerçekleşecek. Doğrudan demokrasinin artık mümkün hale geldiğini düşünüyorum ve bu iki yazıda bunun nasıl uygulanabileceğiyle ilgili fikirlerim yer alıyor:




Bir sonraki yazı biraz daha sansasyonel:


Anı projeksiyonunun kanlı doğumu başlıklı bu yazıda insan deneyimlerinin bir kişiden başka bir kişiye aktarılabilmesi fikri üzerinde duruyorum. Sonraki yazılarda beyin ve zihin ile ilgili gelişecek fikirlerin habercisi bu yazı.

Bir sonraki yazım ise biraz daha konvansiyonel:


Zaten gelişmekte olan asenkron eğitim modelleri üzerinde duruyorum. Örgün eğitimin asla tanıyamayacağımız bir şekle bürüneceğine inancım tam. Yeni kılığının nasıl olacağıyla ilgili tahminlerimi bu başlıkta okuyabilirsiniz.

Böylelikle 2007 yılını, Kamil Asma’nın takvimiyle 2053 yılını bitirmiş oluyoruz.

2008 yılına, Amerika ve Afrika ile ilgili açtığım falların ardından Avrupa ve Japonya’nın geleceğine göz atarak başlıyoruz:




Avrupa yolları dar diye dile gelip Japonya’nın geleceğini Ada Balık ve Deniz diye özetledikten sonra belki Japonya ile ilgili yazmanın çağrışımıyla robotlar üzerine kafa yoruyorum. Robotlarla ilgili düşüncelerimin temelinde bir slogan vardı. Yazdığım şiirlerin pek çoğunun da temeli bir kelime, bir ifade ya da bir görüntüdür. Robotlarla ilgili serinin ilhamı İngilizce olarak beynimde parıldayan bir cümle oldu: Robots no more! Bu cümle Zenginleştirilmiş Çağdaş Zeka ve Robotlar üst başlığıyla üç yazı doğurdu.

Temel argümanım şu: İnsan beyninin daha iyi anlaşılması sayesinde beyin ve dış global network arasındaki iletişim daha güçlü hale gelecek. Mikro seviyede bir insanın beynindeki sanal yaşam olasılıkları ile makro seviyede dış networkteki sanal yaşam imkanları birleşecek. Bu durum, robot denen varlıkların önemini hayli azaltacak. Çünkü bu üç yazıda henüz çok net belirmemiş olsa da, sonraki altı yazılık serinin konusu olacak olan, sanal mevcudiyetler yani sanal varlıklar yani sanal kişilikler mümkün hale gelecek.

Üçlünün ilk yazısının alt başlığı Otobot ve arabaların gelecekte ne hale geleceği üzerinde kafa yoruyor:


Serinin ikinci ve Şubat 2008’in ilk yazısı Yapay Zekanın Sonu başlığını taşıyor:


Serinin son yazısı ise, sonraki altı yazıda işlemeye devam edeceğim sanal mevcudiyet kavramı üzerine ve Sanal Mevcudiyet alt başlığını taşıyor:


Hemen ardından Şubat, Mart ve Nisan boyunca altı yazıda işleyeceğim Sanal Mevcudiyet serisi başlıyor. Alt başlıkları ve linkleri şunlar:

İlişkiler ilişkiler ilişkiler: https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-1_505.html

Olmayan mülkün temeli nedir? https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-2_580.html

Sertifikalı paralel mevcudiyetler: https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-3_684.html

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur: https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-4_740.html

Yeni bir lojistik: https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-5_790.html

Yine yeni yeniden beden: https://www.chip.com.tr/blog/gele ... vcudiyet-6_877.html

Altı ay ve bunca yazıya şöyle bir dönüp geri baktığımda önemli bir birikim oluştuğunu görüyorum. Bu altı ayı benimle birlikte geçiren sürekli okuyucularıma teşekkür ederim. Bu özet yazısı bahanesiyle geçmiş birikimlerimizle tanışan daha yeni okurlarıma da teşekkür ederim.

Acaba hayal mi görüyorum. Yazdıklarımı merakla takip eden kimse var mı? Görüşleriniz neler? Hadi yorum ekleyerek benimle ve diğer okuyucularımla paylaşsanıza…

Şimdiden teşekkürler

Saygılarımla

Mustafa Acungil

Takip Edin