Mustafa Acungil

Gelecek, Tarih, Sosyoloji, Yapay Zeka, Bilim Kurgu, Fantastik Kurgu ve diğerleri...

Hapşırtan

TBD'nin 11. Bilim Kurgu Öykü Yarışması için yazdım. Ama ön elemeyi geçemedi. Yorumlarınızı bekliyorum.

20 Ocak 2023
Güneydoğu’da Büyük Salgın
Kaynağı belirlenemeyen salgın üç ilçeye sıçradı. Yakalananların büyük kısmı belirtileri göstermelerinden iki üç gün sonra ölüyorlar. Kış şartları yüzünden ulaşım sorunları yaşanan etkilenmiş bölge karantinaya alındı.

20 Mart 2023
Doktor Kemal pencereden yeni doğan güneşe baktı. Dışarısı karla kaplı olduğu için ortalık gün gibi aydınlanmıştı hemen. Kar pencerenin hizasına geliyordu. Kapının önünden itibaren açılmış iki tarafı adam boyu geçitlerden okula gittiği çocukluk günlerini hatırladı. Kar hala o kadar çok, hava hala o kadar acımasızdı.

Onu Amerika’nın en sıcak eyaletlerinden birinden, yılların çabasıyla ulaştığı araştırma laboratuarından bu soğuk getirmemişti. Çok daha acımasız bir şey getirmişti: İki ay önce ortaya çıkan ve şimdiye kadar yayıldığı üç ilçede nüfusun yarısından fazlasını yok eden salgın.

Ailesine, sonra ülkesine, sonra tanrısına kafa tutarak bu topraklardan ayrılmıştı ve hepsini geride bırakmıştı. Kadere karşı ayakları üzerine dikilmenin en etkili yolu olarak gördüğü doktorlukta karar kılmıştı. İsyan duygusunu ölüme yönlendirmişti. Uzmanlığı ölümün en korkunç aracı olan öldürücü salgın hastalıklardı.

40 yaşında böyle bir salgın için doğduğu ilçeye dönerken arkasında iki büyük başarı vardı: Potansiyelini gerçekleştiremeden dizginlenmiş iki salgın hastalık. İkisinde de uykusuz çalışan, ismini duyurmak ve iyi bir şey yapmak için kendini helak etme noktasına kadar zorlayan binlerce araştırmacı ve doktor daha yolun yarısına gelemeden, o işi bitirmişti. Elinin altındaki imkânların bolluğu sayesinde ve ölüme karşı inanılmaz hırsıyla geçmişte hiç görülmemiş iki yeni hastalık dizginlemiş, binlerce insanın yaşamını kurtarmıştı.

Telefon çaldı.
-    Doktor Kemal
-    …
-    Evet sayın Başbakan. Artık yeni vaka yok. Yayılma kontrol altında.
-    …
-    Ne yazık ki, önemli bir şey tespit edemedik. Hastaların genetik yapılarına kadar inceledim. Hastalık mekanizmasını ele vermiyor. Ölümler başlamadan önce köyde bir hapşırık salgını olmuş. Ama bu mevsimde bunun normal olup olmadığını bilmiyorum. Elimde yeterli veri yok. Ölümler başladığında ise her şey çok hızlı.
-    …
-    Türkiye’ye o kadar da bağlı olmadığımı biliyorsunuz. Ama merak etmeyin, mesleğime bağlıyım. Ölüm şimdilik beni yendi, ama bu hastalığın sırrını çözene kadar dönmeyi düşünmem. Merak etmeyin.
Telefon kapandıktan sonra tekrar dijital analiz duvarının başına döndü. Üç boyutlu çok karmaşık bir model üzerinde konu ile ilgili beyin haritasını çıkarmıştı. Saatler sürecek düşünce seanslarından birine daha daldı, verilerin arasında kayboldu.

20 Nisan 2023
Sabaha karşı yatak odasından çıktı. O banyoya giderken eşi yatakta yorgun, uyuya kalmıştı. Sonunda Amerika’daki işleri toparlayıp gelebilmişti. Çocukların okulu devam ediyordu, anneannelerine emanet kalmışlardı.

Duş kabinini açmak üzere uzanmışken, banyodaki tüm cam yüzeyleri sallayacak kadar sert hapşırdı Kemal. Gülümsedi. Telaşa gerek yoktu. Hastalık ölmüştü. Bir aydır izi yoktu. Sadece geçmişte toplanmış veriler üzerinden ve iyileşenleri inceleyerek ipucu oluşturacak bir şeyler bulmaya çalışıyordu.

Duş kabinine girdi. İçeriden kapattı. Suyu açarak istediği sıcaklığa getirdi. Kolu kaldırıp suyu duşa yönlendirdi. Çarpacak suyu karşılamak için yüzünü kaldırması tetikledi. En az deminki kadar şiddetli hapşırıklardı. Islak zeminde ayakları da kayınca hapşıra hapşıra duşa kabinin bir kanadını parçalayarak dışarı düştü. Kırıklar tenini çiziyordu. Ama hala hapşırmaya devam ediyordu.

“Karen, sakın gelme!” Bağırdı. “Çalışma odamdaki tüplü maskelerden birini tak. Sakın buraya gelme!”

Tenindeki kırıkları ayıkladı. Islak bir havluyla çizikleri siliyor, önemli bir kanama var mı bakıyordu.

Tehdit eden bir durum olmadığını anlar anlamaz, cep telefonuna koştu. Başbakandan başlayan uzun bir aranacak listesi vardı. Doğduğu ilçede çalışırken tüm izolasyon kurallarına uyduğundan emindi oysa. Bu hapşırığın başka anlamları da olabilirdi tabii. Ama köylülerin hapşırık krizleriyle ilgili anlattıkları kulağındayken, tesadüf umutsuzca gülünç bir kelimeydi.

21 Nisan 2023
Sanal toplantıya evinden katıldı. Milli Güvenlik Kurulu rutin zamanının dışında toplanmıştı. Katılımcıların her biri ayrı bir mekândaydı. Bir yandan çalışmalar devam ederken, sık sık kısa toplantılar yapıyorlardı. Bazen küçük gruplarla daha kısa, bazen şimdi olduğu gibi tüm kurul.

İsmi kimin koyduğunu kimse bilmiyordu, ama herkes Hapşırtan diyordu artık.
Cumhurbaşkanı tekerlekli iskemlesinde güçlü üst bedeniyle nerdeyse gürleyerek konuştu:

“Çaresizliği kabul edemem Kemal Bey! Sizi tanıyorum. Geçmişinizi biliyorum. Çaresizlik kelimesinin sözlüğünüzde olmadığını da biliyorum. Bana bir öneri getirin. Türkiye’nin tüm kaynakları elinizdedir. Gerekirse yasaları da değiştirerek, bu belayla etkin bir şekilde savaşmak için her şeyi yaparız.”

Doktor Kemal’in aklında bir resim vardı. Ama önce son verileri dinlemek istedi. İlgili bakanlar anlatmaya başladılar.

Sağlık Bakanı on yıldır bu görevdeydi. Kendisinden önce uzun süre aynı koltukta bulunmuş bir bakandan görevi devralmıştı. Teşkilatına son derece hâkimdi ve iyi bir bilgi akışı sağlamıştı. Hapşırık krizi Türkiye’nin her yanında gözleniyordu.
Ulaştırma Bakanı, hapşırığı hapsetmek için hayatı tamamen durdurmaktan başka çare olmadığını söyledi. O kadar çok yerde o kadar kısa sürede baş göstermişti ki, bu noktaların tamamını izole etmek imkânsızdı.

Asker ve sivil güvenlik alanında yetkili kişiler konuştuğunda bu tür dramatik önlemler almanın riski ortaya çıktı. Ölümlerin bir aydan önce başlaması beklenmiyordu. Ama çok yayılmış olan hapşırık krizini izole etmeye çalışmak, devasa boyutta bir çaba gerektirecek ve kesinlikle paniğe yol açacaktı. Kontrol bir kez elden kaçırılırsa, devlet otoritesinin tekrar kurulamamak üzere ortadan kalkmasından endişe ediyorlardı.

Başbakan, Cumhurbaşkanının otoriter varlığı yanında sinmiş gibiydi.
Kimsede yeterince hızlı bir çare umudu yoktu. Doktor Kemal dâhil.
Cumhurbaşkanı Mustafa Uysal tekrar Doktor Kemal’e hitaben konuştu:

“Kemal Bey, ben bu memlekette terörü yok ettim. Annem Kürt diye bazıları tarafından, Türkiye Cumhuriyetine derin bağlılığım yüzünden başkaları tarafından sürekli ateş altındayken yaptım bunu. Başbakan olarak geçirdiğim on yılı bu davaya adadım. Irakla Gümrük Birliği ve sınır serbestliğine geçtiğimizden beri bırakın terör bölgesi olmayı, Türkiye’nin gelir getiren önemli bölgelerinden biri yaptık Güneydoğu’yu.

“Geçen sene daha önce onlarcası denenen suikast girişimlerinden biri, kısmen başarılı oldu. İki bakanımı kaybettim. Vücudumun alt yarısını doktorlar hala hayata döndüremediler, ama bir aylık yoğun bakımdan sonra ben döndüm.

“Halkım yüzde seksenin üzerinde bir oyla beni bu makama getirdi. Engellerime rağmen getirdi. Çünkü onları yüzüncü yıla gururla ulaştırdım.

“Bu kadar mücadeleyi sonunda bir hastalığa karşı pes etmek için vermedim. Her zaman yapılabilecek bir şey vardır. Lütfen ulaştığınız tüm sonuçları paylaşın bizimle.”

“Benden beklenen bir çare olsa da…” Cumhurbaşkanı gürledi: “Durum onu gösteriyor ki sizden bir çare önerisi bekleyemeyeceğiz doktor. Bulmuş olsanız, şimdi uyguluyor olurduk. Böyle bir yük altında hissetmeyin kendinizi. Kısıtlama koymadan, ulaştığınız sonuçları paylaşın sadece. Doktor olmasak da ülkeyi yönetme deneyimimiz buradakilerin hepsinin toplamında yüz yılı geçer. Dinliyoruz, lütfen önemli olmadığını düşünerek hiçbir şey atlamayın.”

Kendini hayatında ilk defa yolun sonuna gelmiş ve çaresizce sıkışmış durumda hisseden Doktor Kemal, söylenenleri hazmetmek için bir an sessiz kaldı. Sonra silkindi, oturduğu yerde duruşu biraz dikleşti. Bu adamı her ne kadar pek sevmese de haklıydı. Şimdi Türkiye gibi bir ülkede yüzde seksenin üzerinde oy almayı nasıl başarmış olduğunu daha iyi anlıyordu. Konuşmaya başladı:

“Sorularınızı genel bulgularımı aktarmayı bitirdikten sonra alabilirim. Ama önce ulaştığım tüm sonuçları size kesintisiz aktarmak istiyorum.”

Türkiye’nin en önemli insanları pür dikkat dinliyordu.

“Öncelikle Hapşırtan’ın bazı karakteristiklerini tespit etmiş durumdayız.

“Bulaştığı kişide iki ay kadar hiç belirti göstermiyor. Taşıyıcılar bu aşamada bulaştırıcı olmuyorlar ama bu kadar uzun süre tespit edilemeden taşıyıcı olarak kaldıkları için fark edilmeden coğrafya üzerinde dağılabiliyorlar.

“Sonra iki aylık hapşırma dönemi geliyor. Yüksek ateş ya da grip benzeri belirtilerin hiçbiri olmadan sadece zaman zaman yaşanan hapşırık krizleri bu dönemin karakteristiği… Hastalığın temel yayılma yöntemi bu. Taşıyıcı parçacıklar havada uzun süre asılı kalabiliyor ve solunum yoluyla başka taşıyıcılar oluşmasına sebep oluyorlar. Hapşırtan’ın hapşırma krizlerini beyinden tetiklediğini düşünüyoruz. Daha önce görülmemiş derecede karmaşık ve çözemediğimiz bir mekanizması var. Sanki ‘akıllı bir hastalık’. Üstelik hapşırık krizleri normalde de arada bir yaşanan hapşırık nöbetlerinden farklı değil. Sadece nadiren görülmek yerine, her birkaç günde bir oluşuyor.

“En son, ortalama hastaların yarısının ölümüyle sonuçlanan aşama var. İki ya da üç gün içinde hafif ateşli grip belirtileri gösteren hastalar ya iyileşiyor ya ölüyor. Ölümün beyinle ilgili henüz çözümleyemediğimiz bir süreç sonucu gerçekleştiğini düşünüyoruz.

“Ölüm oranında belirgin değişkenlikler var. Alkol, sigara gibi vücudun normal çalışmasını etkileyen dış maddeler, vücutta zaten var olan kronik hastalık kaynaklı zayıflıklar, vücudun direncini düşüren soğuk ortam gibi etkenler ölüm oranını artırıyor.

“Ayrıca kullandığımız tüm ilaçlar da ölüm oranını belirgin bir şekilde artırdı. Hiçbir müdahale görmeyen, vücudun genel çalışmasına aykırı maddeler kullanmayan ve olumsuz ortamlarda bulunmayan gruplarda sağ kalma oranı yarının biraz üzerinde.”

Genel Kurmay Başkanı bu noktada dayanamayarak söze girdi: “Öldürmek üzere rafine edilmiş bir hastalık gibi. Ortaya çıktığı yer açısından da ele alındığında biyolojik bir saldırının hedefi olabilir miyiz?”

Doktor derin bir nefes aldı: “Son birkaç on yıldaki salgınların pek çoğunda çok olası bir sebep olarak bunun üzerinde durduk. Şu ana kadar Hapşırtan kadar incelikli bir salgınla karşılaşmadım. Tesadüf sonucu gelişmiş de olabilir. Ama düşük bir olasılık…”

Söylenmeyen hüküm havada asılı kaldı: Türkiye’nin başına bela örmeye çalışan birileri vardı.

Dışişleri Bakanı söz aldı: “Böyle bir hesabı olan birileri varsa bile, kontrol edebileceği ölçeği çok aştı. Henüz hiçbir ülke durumun farkında değil ama Türkiye’nin insan hareketliliği bakımından yoğun iletişim içinde olduğu ülkelerde, magazin haberlerinde hapşırma krizlerinin yaygınlaşmasıyla ilgili notlara rastlanmaya başlandı. Belki de Güneydoğu’da yaşadığımız ölüm dalgasıyla bağlantı kurmaya başlamışlardır. Ama tabii hapşırık krizleri o zamanlar çok gündeme gelmemişti…”

“Sayın Cumhurbaşkanım” diye sözü alırken Doktor Kemal’in yüzü kaçınılmazın habercisi bir elçi katılığındaydı. “Bu, bildiğimiz haliyle medeniyetin sonu olabilir. Bilindik hiçbir yöntemle çözülemeyen ve yayılmasının engellenmesi neredeyse imkânsız bir hastalıkla karşı karşıyayız. Ölüm oranı çok yüksek! İnsan nüfusu toplu bir yıkım yaşayıp sonrasında düzenini yeniden inşa etmek zorunda kalacak...”
Sözünü bitiremedi.

Mustafa Uysal, pek de uysal olmayan bir havada kararını beyan etti: “Ölümü engelleyemezsek, ölümü yönetiriz.”

Yüzünde bir çözüm bulduğunun işareti ışıltılar vardı.

23 Nisan’a kadar kuruldan kimse uyumadı. Bulabildikleri küçük aralarda kestirerek Cumhurbaşkanının verdiği temel fikri uygulanabilir bir plan haline getirmeye çalışıyorlardı.

23 Nisan 2023
23 Nisan kutlamaları tüm yurtta iptal edildi. Türkiye’nin tümünün gözü sabah 9’da başlayacağı ilan edilen Ulusa Sesleniş konuşması için ekranlardaydı. Bağlantıları iyi muhabirler buldukları ipuçlarıyla yorumlar yapıyorlardı, ama kimse tam olarak ne olduğunu çözememişti. Üstelik Türkiye’de bulunan yabancı basın temsilcilerine de ‘çok önemli’ kaydıyla canlı yapılacak oturuma katılmaları daveti gönderilmişti.

Meclis’in bahçesinde büyük bir alan hazırlanmıştı. Milli Güvenlik Kurulu eksiksiz olarak Cumhurbaşkanının tekerlekli sandalyesi için ayrılan platformun arkasında yer almıştı. Mustafa Uysal’ın yakın korumaları dokuza bir dakika kala onu yerine ulaştırdılar.

Günlerin uykusuzluğuyla her zamanki kararlı ve güvenilir yüz ifadesini korumakta zorlanan Cumhurbaşkanı, verilen işaretle konuşmasına başladı:

“Bu kutlu Meclis’in bahçesinden Türk halkına ve tüm dünya insanlığına sesleniyorum.

“Bu Meclis yüz üç yıl önce kurulmuş ve yüzyıl önce yeni bir devlet kurmuştur. Şimdi bu yüz yıllık devletin tüm dünyayla birlikte yeni bir ateşle imtihan günüdür.

“Ölüm kapımızda ama onunla baş edecek gücümüz var. Ey halkım, hepimiz bir gün öleceğimizi biliyoruz. Ama bir hastalık yüzünden pek çoğumuz için o gün beklediğimizden daha yakın gerçekleşebilir.”

Cumhurbaşkanının konuşması bir saat sürdü. Çanakkale Savaşı ve Atatürk’ün askerleri savaşmaya değil ölmeye gönderdiği sahne konuşmanın can damarıydı. Şimdi de kalanların güçlü bir Türkiye olarak yola devam edebilmesi için nasıl ölüneceğini seçmek gerekiyordu.

Nisan-Eylül 2023
Aynı gün Meclis olağanüstü ve kesintisiz toplantıya başladı. Uyku, yemek, temel ihtiyaçlar… Hiçbir şey için ara verilmeyecekti. Ülkenin yönetimi özel bir oylamayla Cumhurbaşkanı yönetiminde Meclis’e devredildi. Yasama, yürütme ve yargı birleşmiş, yargı organlarından belirli sayıda kişiye özel olarak milletvekilliği statüsü verilmişti.

Tüm çalışmalar yüksek ölüm oranlarına rağmen sağ kalanlarla toplum hayatının sorunsuz bir şekilde devam ettirilmesine ve süreçte demokratik düzenin ve toplum düzeninin zarar görmemesine odaklanmıştı.

Alkol ve sigaranın hastalık üzerindeki etkisi tüm topluma anlatıldı. Alkol ve sigara satan yerlerin hastalık riski kalkana kadar satış sorumluluğundan vazgeçmesine imkân tanındı. Satmaya veya tüketmeye devam etmek isteyenlerse kararlarında serbestti.

Kamu yönetimiyle ilgili önemli pozisyonlardaki her kişi için en az beş yedek belirlendi ve bunlara Hapşırtan bulaştırıldı. Böylelikle her önemli pozisyon için en az bir canlı ve hastalığa bağışıklık kazanmış insan kalması sağlandı. Güvenli bir yedek oluştuğunda pozisyonu halen taşıyan kişiye de Hapşırtan bulaştırılıyordu.
Türkiye ölümün karşısında birleşip tek yürek olmuştu.

Hastanelerde Hapşırtan bulaştırma üniteleri oluşturuldu. Kış şartları yaklaşmadan, hazırlanabilecekleri en iyi şartlarda tüm Türkiye vatandaşları Hapşırtan’la buluşturulmuştu.

Türkiye, Ekim’e bağışıklık kazanmış kırk milyon nüfusla girdi. Kalanı ölmüştü.
Dünya Türkiye’nin önerisini umursamadı. Tüm güçleriyle Hapşırtan’ı yenmeye çalıştılar ve yenildiler. Kullanılan ilaçlar ölüm oranlarını artırdı. Yaz boyu kaçan insanlar, sonunda kaçışın mümkün olmadığında, yanlış zamanda yakalandılar hastalığa. Kış gelmiş, Hapşırtan’ın öldürme oranı yüzde ellilerden seksenlere çıkmıştı. Toplumsal düzenin bu kayıpları karşılayamaması sonucu ülkelerin yönetimleri birer birer çökmeye başladı. Kaos Hapşırtan kadar öldürücüydü.
29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında BM Türkiye’yi oy birliğiyle Güvenlik Konseyi daimi üyeliğine seçti. Ekonomisi sağlıklı işler durumda, ordusu görev başında, yönetim kademeleri eksiksiz çalışan Türkiye’den başka ülke yoktu.
Hapşırtan’la mücadele Türk modeliyle tekrar başladı ve dünyanın kalanından ne kurtarılabilirse kurtarılmak üzere yaz aylarında vefat etmiş Mustafa Uysal’ın planı devreye alındı. BM’deki özel birimin başında Mustafa Uysal’la aylarca dirsek temasında çalışmış Doktor Kemal vardı.

Takip Edin