Mustafa Acungil

Gelecek, Tarih, Sosyoloji, Yapay Zeka, Bilim Kurgu, Fantastik Kurgu ve diğerleri...

Çerçeveler

Yeni bir dünya oluştu, oluşmaya devam ediyor. Ama o dünyada eski dünyanın çerçeveleriyle var olmaya çalışıyoruz.

Yeni doğan bir insan, neredeyse hiçbir çerçeveye hapsolmamış olarak gelir. Hangi ırktan, topluluktan, kültürden kaynaklı DNA’lara sahip olursa olsun, yeni doğan bir çocuğu mesela hangi dilin konuşulduğu bir yere bırakırsanız, nerede büyürse, ana dili oranın dili olur. Hatta o kadar ki, hangi sesleri birbirinden ayırt edip edemeyeceğini, hangi yüzleri birbirinden daha iyi ayırt edebileceğini bile içinde büyüdüğü ortam şekillendirir.

Yani birtakım çerçevelerle geliyoruz, ama o çerçeveler bir hayli geniş, uyumluluk kapasitesi çok yüksek insanın.

Ama işte, başlangıçta öyle.

Ailelerimiz başlar bizi sakatlamaya… Bunu bazen düşüncesizce, bazen apaçık bir kötülükle yapabilirler; çoğunlukla bize verdikleri zarar ve sakatlama iyi niyetli olur. Aileler çerçevelerimizi oluşturmaya ve bunu yaparken de olasılıklarımızı kısıtlamaya başlarlar. Bunu yapmaya zorunludurlar da. Düşünsenize bir bebek ateşin yaktığını bile bilmez ve ateşi avuçlamaya çalışması gayet olasıdır. Bunun için kısıtlanmayı bile ‘öğrenmesi’ gerekir. Güzel de hele de günümüzde hiçbir aile bu kısıtlamaları olabilecek en az seviyede yapmayı önceliklendirmiyor kolay kolay.

Asıl felaket ise okul yıllarına geldiğimizde gerçekleşir ve öyle bir kez değil, tekrar tekrar gerçekleşir. İlkokul öncesi yılları bir kenara koyalım, ilkokul biri ele alalım mesela. Türkiye şartlarında diyelim yaklaşık bir milyon çocuğun hepsine deriz ki: Bak evladım, müfredat diye bir şey var ve bu senin için iyi. Senin için de iyi, senin için de, senin için de, hepiniz hepiniz için… Aynı müfredat, tamamen aynı şekilde, aynı hızda. Ayakkabı numaralarınız bile birbirinin aynı değil ama olsun bu iyi işte hepiniz için; biz biliyoruz.

Sabit ve herkes için aynı müfredat, herkes için aynı öğrenme hızı, herkes için aynı öğrenme yöntemleri… Bu çılgınlık, insanlık tarihine sanayi döneminde sızmış bir zehirdir. Asker vatandaş, işçi vatandaş yetiştirmek için, kitleleri kontrol etmek ve her bireyi birbirinin kopyası haline getirmek için düşünülmüş, kendi döneminde belki birtakım geçerliliklere sahip olup artık hiçbir hükmü kalmamış bir yaklaşımdır.

Birinci sınıftan itibaren zehirleniriz: Düşünme! Hayal etme! Farklılaşma! Bu çerçeve senin için iyi. Bak ne güzel müfredat belli, sınavlar var, sınavların konuları ve zamanları belli, alabileceğin maksimum puan belli, her şey belli, buna göre çalış ve ne olman gerekiyorsa onun en iyisini ol! Yedik biz de!! Yedik mi? Yedik, ne yazık ki… Çünkü bu saçmalığı bize sadece bir sene dayatmadılar ki! 4 + 4 + 4 = 12. Üstüne 4 sene de üniversite, etti mi 16. Süreçte bir yerlerde hazırlık okuduysanız 17. Diyelim bir de yüksek lisans attınız üzerine, 19, neredeyse 20. O yirmi yılın her biri üzerimize atılmış bir kamyon ölü toprağıdır. 20 kamyon ölü toprağının altındayız. Hele de başarılı bir eğitim hayatınız olduysa; yandınız. Bu sabit çerçeve ve onu yaparsak iyi olacağınız yaklaşımı DNA’nıza kadar işlemiş olabilir.

Üstelik eğitim hayatıyla da bitmez konu. Çalışma hayatına girdiyseniz, orada da görev tanımları var. KPI’lar, performans ölçütleri var. Primler var, performans görüşmeleri var, ihtarlar var, var da var…

Çalışma hayatı da yakın zamana kadar ve belki pek çok kurum için hala hazır çerçevelerin dayatılıp durduğu yerlerdir.

Sorun şu ki, bunlar artık çalışmıyor. Hazır çerçeveler hiçbir işe yaramıyor. Pek çok kurumda insanlar başarılıyken işten çıkarılmaya başladılar. Uzun zamandır hiçbirimiz aldığımız eğitimin bizi hayata hazırladığı konusunda bir umuda pek de sahip değiliz. Sabit çerçeveler çalışmıyor!

Size bir sır vereyim mi: Zaten aslında hiçbir zaman çalışmamışlardı. Geçmişte bile, sanayi toplumunun en şaşaalı dönemlerinde bile, bu sabit çerçeveler; öngörülen ve kimin tarafından yönetildiği belirsiz, kişinin kendi çıkarıyla çok zaman ciddi çatışmalar taşıyan bir ‘ulusal çıkar’a uyumluydu en fazla.

Geldiğimiz nokta şu: Neredeyse her insan, her türlü koşula uyum sağlamak ve sürekli değişip dönüşmek için donanımlı bir şekilde hayata gelmişken, neredeyse her biri sabit ve kendisine dayatılmış çerçeveleri doldurmaktan ibaret bir yetkinlik seviyesine indirgenmiş. Sanayi toplumunda bu sabit çerçeveler zaman zaman çalışır gibi yapıyor ve sık sık da topluca çuvallıyorlardı. Hibrit dünyada sabit çerçeveler hiç çalışmıyor artık.

Okuyucu Yorumları

İlk yorum yapan siz olun
Sen de yorum yaz

Takip Edin