Read.Me

Mahmut Karslıoğlu - Yayın Yönetmeni

Assassin’s Creed: Origins - Xbox One X

95/XONE/PS4/PC/Ubisoft Serinin şimdiye kadar yapılmış en iyi oyunu!

  
Ne yalan söyleyeyim AC serisinin ilk iki oyununu büyük bir zevkle oynadıktan sonra devamını adamakıllı pek oynamadım. Oyun bir yerden sonra bana kabak tadı vermeye başlamıştı. Hatta Level’daki arkadaşları devam oyunlarını oynarken gördüğümde içimde oynamak için en ufak bir merak ve bir istek dahi uyanmamıştı. Ancak Origins’in ilk fragmanlarını gördüğümde bir şeylerin değişeceğini anlamıştım ve oyunu oynadığımda ne kadar haklı olduğumu da anladım. Çok açık olarak söylüyorum. Siz de benim gibi seriye küstüyseniz affetmek için en doğru zaman bu. Hele ki oyunu Xbox One X üzerinde oynuyorsanız 4K ve HDR desteği de eklenince tek kelime ile mükemmel olmuş.

  
Bu seferki oyun alanımız Mısır!

AC: Origins, perdesini yine gizemli bir hikayenin ufak tefek kırıntılarıyla açıyor. Ve her şeyin en başında, kahramanımız Bayek boy gösteriyor. Kendisi bir Medjay, yani bir nevi Antik Mısır Polisi de diyebiliriz. Tahmin edeceğiniz üzere, Bayek’in yetenekleri üç ayrı kategoride şekilleniyor: Yakın saldırı, okçuluk ve gizlilik. Bayek, bir yandan kalkanıyla kendini savunurken, diğer yandan silahlarını acımasızca rakiplerine karşı kullanabiliyor. Assassin olarak gizlilik yeteneklerine de sahibiz tabii ki.

  
Seride gerçek bir Loot sistemine kavuşuyoruz …

AC serisinin şimdiye kadar adamakıllı bir loot sistemi olmadı, olamadı. Ama bu sefer, artık etkin bir loot ve ekipman sistemi var. Bulduğumuz silahlar, çeşidine göre olduğu gibi kalitesine ve özelliklerine göre de birbirinden ayrılıyor. Oldukça yüzeysel olsa da en azından oturmuş bir sistem var ve artık ortalıktan bir şeyler toplamanın da bir anlamı var. Toplamak demişken, üzerinizde sabit bir zırh var ve bu zırhın parçalarını -silahlar ve hatta gizli bıçağınız da dahil- topladığınız malzemelerle geliştirebiliyorsunuz ve bunu yapmanız gerçekten şart. Tabii bir yandan da altın toplamak zorundasınız; çünkü bazı ekipmanları doğrudan satın almak zorunda kalabilirsiniz.

  
Kleopatra ile tanışmak ister misiniz?

Bir açık dünya oyununun olabildiğince geniş bir haritaya yayılması beklenir. AC: Origins, bu beklentiyi karşılamakla kalmıyor, şimdiye kadarki en geniş haritayı da bizlere sunuyor. Ve bu genişlik o kadar sanatsal bir şekilde işlenmiş ki ara ara durup manzarayı seyretmek için bahane üretiyorsunuz resmen. İçeride yapılacak edilecek tonla şey var. Kendini tekrar eden, aynı şeyleri tekrar tekrar yapma hissiyatı gibi bir şeyle hiç karşılaşmadım. Ana görevler zaten muazzam bir hikaye eşliğinde akıp gidiyor ama yan görevler de bir o kadar güzel. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim eğer yeni bir AC macerasına hazırsanız, hiç gözünüzü kırpmadan satın alabilirsiniz AC: Origins’i.

Not:İnceleme için oyunu bize sağlayanAralGame'e teşekkür ederiz!

Wolfenstein II: The New Colossus - Xbox One X

95/XONE/PS4/PC/Bethesda Ya 2. Dünya savaşını Naziler kazanmış olsaydı

  
Bir çok oyunu severek oynarım evet ama Wolfenstein’ın yeri bende ayrıdır. Kuzenim Berker ile belki de gördüğümüz ilk adam akıllı bilgisayar oyunu olan Wolfenstein’ı midemiz bulanıp başımız dönene kadar oynadığımız ergenlik dönemlerimizin aksine Doom hariç yakın dönemde aynı tadı verecek bir FPS’in eksikliği hissedilir olmuştu. Wolfenstein II ile birlikte o günlere geri döndük. Arcade dozu tavan yapmış olan, aksiyon ve gizliliği müthiş bir şekilde harmanlayan The New Colossus, kesinlikle benim favori oyunlarımın arasına girdiğini ilk baştan söyleyebilirim. Xbox One X’de oyunun 4K olduğunu da dipnot olarak ekleyeyim.

Diktatörlük dediğin…
Oyun direkt olarak bir seçim yapmamızı isteyerek başlıyor ve hayatta kalmasını seçtiğiniz karakter oyun boyunca da bize eşlik ediyor. Bu seçim ara sahnelerin gidişatını, bazı görevlerin şeklini bile değiştiriyor. Nazi hükümdarlığı tüm dünyayı kontrolü altına almış durumda ve özellikle Amerika, bu durumdan pek de memnun değil. Ülkelerini tekrar özgürleştirmek için tek bir seçenekleri var ve o da Blazkowicz ve ekibinden başkası değil. Oyunun senaryosu elbette Hollywood-vari bir tempoda ve aksiyon odaklı. Bir FPS’de görebileceğiniz en kaliteli ara sahneler ve yine çoğu FPS’de görme olanağınız olmayan bir anlatım bulunuyor.

  
Kuşatma altındaki hayatlar

Oyun bölümlere ayrılmış ve her bölümde tek bir amacımız var. Bunu gerçekleştirirken ise pek az özgürlüğümüz oluyor. Bir bölümdeki tüm düşmanları hakladıktan sonra da geri dönüp etraftaki tüm gizli nesneleri, ekipmanı toplamak mümkün. Şöyle söyleyeyim, oyunu gizlenerek ve bir strateji oluşturarak götürmek çok daha keyifli. Gizlenerek ilerlediğinizde düşmanlarınızı farklı yollardan haklamanız mümkün.

Oynadıkça güçlen
Oyunda bir takım RPG öğeleri de yok değil… Bunlar Perk’ler ve silahlarımızı güçlendirmeye yarayan Upgrade’ler. Yeni oyunda da Eva’s Hammer adındaki bir denizaltını üs olarak belirlemiş durumdayız. Denizaltının içinde gezerken karakterlerin neler yaptığını gözlemlemenin yanında, atış poligonunda skor mücadelesi yapabiliyor, kantine uğrayıp Wolfenstein 3D’yi baştan sona deneyimleyebiliyor veya Enigma makinesine uğrayıp şifre çözebiliyorsunuz. Hatta yan görevler almak bile mümkün oluyor.

  
Detay üstüne detay
Oynanışın müthiş keyifli olduğunu size sözlerle anlatmam daha fazla mümkün değil. Bahsetmek istediğim son konu ise oyunun ne kadar iyi gözüktüğü ve yapımcıların detaylara ne kadar fazla önem verdiğiyle ilgili. Son derece
tatmin edici bir uzunluğa da sahip olan Wolfenstein II, bir devam oyununda olması gereken her şeye ve fazlasına sahip.

Not:İnceleme için oyunu bize sağlayanAralGame'e teşekkür ederiz!

Call of Duty: WW2 - Xbox One X

80/XONE/PS4/PC/Activision/SledgeHammer Müthiş grafiklere sahip ama çizgisel ve kısa bir hikaye modu var!

  
Call of Duty dediğin bence sadece dünya savaşlarını konu almalıydı. Bir çok oyuncunun da benim gibi düşündüğüne eminim. Zaten sırf bu yüzden Modern Warfare ile birlikte Call of Duty serisini sadece inceleme amaçlı mecburiyetten oynadığımı itiraf edeyim. Bu hatadan ilk dönen Battlefield serisi olmuştu. Şimdi de Call of Duty, WW2 ile kendini affettirmeye çalışıyor. Xbox One X’de 4K ve HDR desteğini duyunca ben daha oynamadan affeder gibi olmuştum. Bakalım siz ne düşüneceksiniz. Başta da söylediğim gibi Call of Duty: WW2, artık uzak bir anı olarak hatırlanan Call of Duty: World at War’dan beri kendisine tekrardan İkinci Dünya Savaşı’nı tema edinmiş ilk Call of Duty oyunu.

  
Omaha Beach

CoD: WW2’de ana karakterimizin adı Ronald “Red” Daniels ve kendisi Birinci Piyade Bölüğü’ne mensup bir er. Evet tekil konuştum çünkü Call of Duty bu oyunda birden fazla taraftan hikayeyi anlatmak yerine Daniels’ın hikayesine odaklanmış ve bence bu, en azından fikir olarak hiç de fena bir seçim değil. Oyun tıpkı CoD 2’deki gibi Normandiya kıyılarına yapılan bir çıkartma ile başlıyor ancak bu oyundan farklı olarak hedefimiz Pointe du Hoc’un yalçın kayalıkları değil, daha eski bir tanıdık: Omaha Beach.

Oyun içinde artık zaman geçtikçe iyileşme mekaniğinden vazgeçilmiş. Dolayısıyla takım arkadaşlarımıza daha yakın olmamız gerekiyor. Ayrıca sağlık kitlerini veya cephaneyi düşmanlarımızdan veya yerden de toplayabiliyoruz. Ayrıca cephane sandıklarının sayısı o kadar fazla ki, oyun biraz daha kolaylaşmış. Son yıllarda açık dünya temelinde geçen ya da daha fazla özgürlük sunan yapımların sayısı hayli artmış olmasına rağmen Call of Duty bu yolu takip etmemiş. Bunun yerine daha sinematik bir deneyim sunmak adına oyunun önemli kısmını scriptlere teslim etmişler.

  
Savaş atmosferi on numara!
Elbette bu sinematiklerin ve onca scriptin bir de iyi tarafı var, o da savaş atmosferinin olabilecek en yoğun şekilde size sunuluyor olması. İlk bölümden itibaren hem atmosfer hem de grafik kalitesi anlamında Call of Duty: WW2 oldukça iyi bir iş çıkartıyor.

  
Gelelim çoklu oyuncu kısmına

Call of Duty: WW2’nin online tarafındaki en önemli hadise elbette oyuncuların savaşmadığı anlarda vakit geçirebilecekleri interaktif bir lobi vasıtası gören Headquarters eklentisi. Evet güzel zira ufak tefek challange’lar alarak online oyun deneyiminizi çeşnilendirebiliyorsunuz. Bunun yanında oyun sadece dokuz farklı harita ile geliyor. Oyunun tek kişilik modu kısa olmasına rağmen birçok kişinin aksine ben beğendim. Ama fiyatı ile kıyaslandığında biraz daha uzun olabilirdi. Çünkü multiplayer oynamayı sevmiyorsanız fiyatına değmeyebilir.

Not:İnceleme için oyunu bize sağlayanAralGame'e teşekkür ederiz!

Star Wars: Battlefront II - Xbox One X

70/XONE/PS4/PC/DICE/EA Kredi kartınızı hazırlayın, Star Wars evreninde maceraya atılacağız!


O efsanevi Star Wars evreninde yer almayı ve maceraya atılmayı kim istemez ki? O zaman hemen kredi kartınızı hazırlayın :) Şaka bir yana benim jenerasyonum Star Wars ile büyüdü. Aradan geçen yıllar içerisinde elbette birçok Star Wars oyunu üretildi ama ne yazık ki yakın zamana kadar hiç biri beni çok fazla etkileyememişti. İlki iki yıl önce çıkan Star Wars: Battlefront ise yüksek çözünürlükteki grafikleri, harika atmosferi ve dikkat çeken multiplayer desteği ile Star Wars ismini oyun dünyasında yeniden yükseltmeye başlamıştı. Nitekim bu yükseliş oyun içerisindeki bazı sorunlar yüzünden çok da uzağa gidemedi. Serinin ikinci oyunuysa ilk oyundaki hatalardan olabildiğince kaçmaya çalışmış. Keşke şu micro transactions olayı da olmasaydı.


Galaksi de olsa, hikaye önemli

İlk Battlefront yapımında hikâyeye dair neredeyse hiçbir şey bulunmaması, oyunun en önemli eksiklerinden bir tanesiydi. Nitekim ikinci oyunda 13 bölümlük bir senaryo söz konusu. Oyunumuza İsyancıların Mon Calamari Star Cruiser isimli gemilerinden birisi içerisinde tutsak olan Iden Versio ile başlıyoruz. Iden Versio, Gideon Hask ve Del Meeko’dan oluşan ekip, oyunun başındaki kaçış sahnesinin ardından ışık hızına geçiyor. Zıplama gerçekleştikten sonra varılan noktaysa tam da Battle of Endor olarak bilinen savaşın ortasına açılıyor. Return of the Jedi’dan bildiğimiz bu savaşın oyunda böylesine güzel bir atmosfer aracılığı ile sunulması iyi bir başlangıç olmuş. Senaryo esnasında Luke, Kylo, Han ve Leia gibi birçok kahramanı deneyim etme şansımız oluyor.


Her bir yandan ateş ediyorlar

Ortalama dört - beş saat gibi kısa bir sürede biten ana senaryoyu, pek tabii multiplayer takip ediyor. Birçoğunuzun çok iyi bildiği üzere Battlefront serisinin esas olayı multiplayer. Yeni oyunumuzda da altı farklı multiplayer mod bulunuyor. Battlefront II ile birlikte eklenen Strike modunda, kahramanların ya da araçların olmadığı, ufak bir haritada sekize sekiz mücadelelerde bulunuyoruz. Bugüne kadar Star Wars filmlerinde gördüğümüz ve bu evrende büyük öneme sahip olan 14 farklı harita bulunuyor. Bölgeleri filmdeki versiyonlarına büyük oranda bağlı kalarak oyuna aktarmayı başarmış olan yapımcı ekip, Frostbite 3 grafik motorunun iyi yönlerini net bir şekilde ekrana yansıtmayı başarmış. Böylece oyuncu olarak gerçekten de mekânlar içerisinde resmen film havası solumayı başardım.


Genel olarak baktığımızda Star Wars: Battlefront II tek kişilik senaryosu ile yeni karakterleri bu evrene eklemeyi başarmış, farklı sınıflar ve haritalarla ilk oyunun bir adım ötesine geçmiş, uzay savaşları ile skalayı iyice yukarı çekmeyi başarmış bir yapım. Fakat özellikle multiplayer kısmındaki eşitsizlikler çözülmedikçe, oyuncular onu terk edip gidecektir.

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin