Read.Me

Mahmut Karslıoğlu - Yayın Yönetmeni

State of Decay 2 - Xbox One X

75/XONE/PC/Ubisoft Zombie istilasında topluluğunuzu ayakta tutabilmeniz vereceğiniz kararlara bağlı!


Elimde sadece bir pala olduğu halde, sırt çantamı alıp binadan dışarı çıktım. Etraf zifiri karanlıktı ve 5 metre ötesini ancak görebiliyordum. Ama biliyordum ki yakın zamanda yiyecek ve gerekli tıbbi malzemeleri bulamazsam topluluğun en değerli insanlarından birini kaybedecektim. Yolun hemen aşağısında yakıtı bittiği için terk etmek zorunda kaldığımız aracın bagajına ulaşmam gerekiyordu. Karanlıkta yürümeye devam ediyordum ve sesler giderek yaklaşmaya başladı. En az 5 tane olduklarını anlayabiliyordum. Artık yapacak bir şey yok. Palamı çekip üzerlerine doğru koşmaya başladım…


Her dönemin popüler bir oyun türü oluyor. Günümüzde bu Battleroyale, ama bir dönem de yer gök zombie oyunuydu. İşte tam o dönem piyasaya çıkan ilk State of Decay, benzeri olmayan bir zombie oyun türü ortaya koyarak yapımcı firma Undead Labs’ı bile şaşkınlığa uğratan bir başarıya ulaşmıştı. State of Decay; Dead Rising ve Dyling light’ın aksiyon yönünü Dead State’in hayatta kalma ve RPG yönü ile çok iyi bir şekilde birleştiriyordu. İlkini çok fazla oynama şansı bulamamıştım ama şimdi Xbox One X ile 4K olarak oynama şansı elime geçince yeni oyunu uzun soluklu olarak denemeye kadar verdim.  İlkini oynamayanlar için detaylara geçmeden önce şunu söylemem gerekiyor ki yine Xbox ve PC’ye exclusive olarak çıkan State of Decay 2, multiplayer desteği ve Unreal 4 motorunu kullanmaya başlamasıyla artan grafik kalitesi dışında pek fazla yenilik içermiyor. Ama yanlış anlaşılmasın, oyun yine bir o kadar tatmin edici ve bağlayıcı olmuş. Oynarken çok fazla keyif aldığımı söyleyebilirim.


Şahsi oynamak yok!
Selefinde olduğu gibi bu oyunda da kendimizi bir zombi kıyameti içinde buluyoruz.  Diğer oyunların aksine bir tane karakterimiz yok, yönettiğimiz bir topluluğumuz var. Yeri geldikçe yeteneklerine göre topluluk içindeki karakterlerden herhangi birini yönetmeniz gerekebiliyor. Bu arada oyunda bir şekilde ölecek olursanız - ki bu kontrolünü bıraktığınız karakterler için oldukça muhtemel – o karakteri komple kaybediyorsunuz. Yani kaldığınız yerden devam etmek yok. Ancak sağ olan bir topluluk üyesine geçerek devam etmeniz gerekiyor. Her karakterin yeteneklerini geliştirmek için zaman harcadığınız düşündüğünüzde de bu ölüm sizi oldukça üzebiliyor.


Ben Zombie’yi gözünden tanırım!
State of Decay 2’de sadece tek türde zombi yok. Kimisi patlıyor, kimisi çığlık atarak diğer zombileri etrafına topluyor kimisi de sizi ısırıp hastalığı yaymaya çalışıyor. Hastalık yayan bu kırmızı gözlü zombileri alt etmeniz çok önemli. Çünkü bunlardan alacağınız örnekler hastalığın tedavisini gerçekleştirebilmeniz için büyük önem taşıyor. Ayrıca belli binalarda kümelenmiş hastalık kaynaklarını yok ederek o bölgedeki yayılımı da azaltabiliyorsunuz. Ancak bunun çok kolay olmadığını söyleyeyim.


Anladım ki ben Loot seven bir insanım
State of Decay 2'nin mekaniklerini oyun başında kolayca öğrenebiliyorsunuz. Başlangıçta size sunulan karakter ikililerinden birini seçip ana üssünüzü kurarak başlıyorsunuz. Oynarken üssünüzü ne kadar geliştirirseniz geliştirin tek başına ayakta kalması mümkün değil. Topluluğunuzu ayakta tutabilmek için bu üs büyük önem taşıyor ve zaten zamanınızın büyük bir kısmı araziye çıkıp sırt çantanıza sığdığı kadar yiyecek, tıbbi ve yapı malzemeleri gibi ihtiyacınız olan diğer şeyleri toplayıp üsse taşımakla geçiyor. Sağlık ve açlık gibi genel ihtiyaçlar kadar, topluluğun morali de önemli olduğu için her karakter ile tek tek ilgilenip onları neyin mutlu ettiğini bulup gerçekleştirmeyi de atlamamak gerekiyor elbette.


Zombie sayısı fazlaysa yardım çağırın!
Yeni eklenen co-op multiplayer modunda oyun içi telsiziniz ile online arkadaşlarınızı ya da tesadüfi oyuncuları size yardım etmeleri için oyuna dahil edebiliyorsunuz. Bu durumda oyuna dahil olan oyuncular daha sonra elde ettikleri malzemeleri ve yetenekleri kendi oyunlarında kullanmak üzere de koruyabiliyorlar ama topluluğunuza pek faydaları olmuyor.

Oyun içinde teknik aksaklıklar ve grafik motoru ile ilgili birçok sıkıntı bulunuyor maalesef. Bunu yapımcı da kabul ediyor olacak ki oyun içine haritada sıkıştığınız yerden kurtulmanızı sağlayacak bir seçenek bile eklenmiş. Ancak yine de bu grafiksel sorunlar, bir nevi Walking Dead simülasyonu olarak nitelendireceğim State Of Decay 2’nin bence bir zombie istilasını en iyi deneyimleyebileceğiniz oyun olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hala bu türde başka bir oyun oolmadığını düşündüğünüzde bir göz atmanızda bence fayda var.

Extinction - Xbox One X

55/XONE/PC/PS4/IRON GALAXY Attack of Titans’daki şehirde avaştığını düşün. Ama bu sefer karşındakiler dev Ogre’ler!


Bu oyunu ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Genelde oyunlar beklentilerimi karşılar. Yazıma “Devlere karşı savaşmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!” diye başlamak isterdim ancak bu sefer pek öyle olmadı. Firma hem oyunla ilgili beklentilerimizi hem de oyunun fiyatını yüksek tutunca olanlar oldu. Aslında oyun o kadar da kötü değil. Ancak yakın zaman içinde incelediğim AAA kalitesine ulaşan birçok Indie oyunun fiyatı ile kıyasladığımda Extinction’ın Far Cry 5 ile yarışan fiyatı ilk darbeyi vurdu. Üstüne yarım saat sonra sıkılmaya başlamış olmam da bitirici vuruşu yaptı.


Attack of Titans gibi ama Orc’lar var
Extinction, bizi Attack of Titans’da bitenin Orc versiyonuyla buluşturuyor. Oyunda büyük ve zırhlı devler insan şehirlerini dümdüz etmeye ant içmişler ve önlerine geleni yıkıp geçiyorlar. Biz de özel silahlarla donatılmış ve seçilmiş insanlardan olan Avil’i kontrol ediyoruz ve Raveni ırkının üyesi olan yaratıklara karşı büyük bir mücadeleye giriyoruz. Konu ilk bakışta umut vadeden bir yapıda olsa da senaryonun Japon görsel romanlarındaki gibi sadece yazı ve seslendirmeye sahip sıkıcı ara sahnelerle anlatılıyor olması, atmosferi hiçbir şekilde güçlendiremiyor ve konuyu bir kenara bırakıyorsunuz. Gelelim oynanışa.


Devleri yenmek için hareketsiz bırakmak şart
Aslında başta da dediğim gibi oyun kötü değil ve ilk aşamada gayet akıcı ve güzel bir mekanik bizi karşılıyor. Avil son derece atletik ve atik bir karakter. Saldırı hareketleri çok seri ve bir binanın tepesine ulaşmanız sadece saniyeler alıyor. Bölümlere ayrılmış oyunda, her bölümde hem ana bir görevimiz oluyor, hem de meydan okuma niteliğinde, bu görevi yapmaya çalışırken dikkat etmemiz gereken yan gereksinimler bulunuyor. Görevler genelde sakin başlıyor ama kısa bir süre sonra Ogre adındaki devlerin saldırılarıyla hızlanmanız gerekiyor. Devleri devirmek, oyundaki en çok yaptığımız ve en önemli iş. Bunun için ilk etapta kol ve ayak bileklerine saldırıp kesmek gerekiyor. Özellikle bacaklarını kestiğimizde bir süreliğine yere oturup saldırıya açık hale geliyorlar. Eğer halen kolları serbestse bizi savuşturmaya çalışıyorlar fakat yürüyebilir haldekine nazaran çok daha etkisizler. Bu süre zarfında bir devi boynuna saldırıp öldüremezseniz de kesilen yerler kertenkele kuyruğu gibi yeniden çıkıyor, tekrar şehre saldırmaya devam ediyorlar. Eğer devleri zamanında durduramazsanız şehri yerle bir etmeleri kaçınılmaz oluyor, bölüm de bir anda sonlanıyor.


Devler bir yandan o kadar güçlü ki saldırılarının çoğu sizi tek vuruşta öldürebiliyor. Onlara karşı da hızınızı kullanmanız gerekiyor. Başlarda korumasız bir şekilde karşımıza çıkan devler sonraki bölümlerdeyse birçok zırhla birlikte geldikleri için önce zırhlarını yok etmek gerekiyor. Bir süre sonra sürekli sağa sola zıplayıp vurduğunuz, akabinde ölüp tekrar başladığınız monoton bir oynanışa dönüyor. Yapısından dolayı çok fazla farklılaşması da mümkün değil. İleri ki dönemlerde indirime girerse bir göz atabilirsiniz ama bu fiyattan değil.

Assassin’s Creed Rogue Remastered - Xbox One X

80/XONE/PS4/PC/Ubisoft Zamanında gerçek değeri anlaşılamamış oyunu oynamak için artık bir şansınız daha var!

  
Assassin’s Creed’in ilk üçlemesinin ardından diğer oyunları pek fazla oynama şansı bulamadığımdan daha önce bahsetmişimdir. Aslına bakarsanız kendini tekrar eden yapısı yüzünden seriden bir dönem uzaklaştığımı da söyleyebilirim. Birçok oyuncu için de böyle olduğundan eminim. Hatta çoğu kişinin serinin bazı oyunlarından haberi bile yoktur.  2014 yılında Xbox One çıktıktan birkaç ay sonra, önceki nesil konsollara exclusive olarak çıktığı ve daha fazla pazarlama gücü bulan Assassin's Creed Unity ile aynı anda raflarda yerini aldığı için AC: Rogue da bu şekilde arada kaynayan oyunlardan biri oldu.

  
Aslında gerçekten çok iyi bir hikayesi vardı ve Unity ile kıyaslandığında oyun mekanikleri de çok sorunsuzdu. Her şeyin üzerine Unity’deki teknik problemler eklenince AC: Rogue, o dönem var olan şansını da kaybetmişti. Ubisoft, oyunu elden geçirilmiş bir şekilde tekrar çıkaracağını duyurunca daha önce yeni nesil konsola geçtiğim için veremediğim şansı bu sefer vermek istedim.

  
Tapınakçıların tarafında olmaya ne dersiniz?
Oyunda; Fransa, Hindistan savaşı sırasında New York’da yaşayan bir Haşhaşi (Assassin) olan Shay’ı kontrol ediyoruz. Olayların daha büyük bir felakete dönüşmesini engellemek için Shay, kardeşliğine ihanet etmek zorunda kalıyor ve Haşhaşilere sırtını çeviriyor. Dolayısıyla kendini bir anda Tapınakçıların (Templars) tarafında buluyor. Bunun sonucu olarak da ilk defa serinin diğer oyunlarından farklı olarak bu çatışmayı karşı tarafın bakış açısından görme şansı bulduğumuzu söyleyebilirim. İşte Rogue’un hikayesini etkileyici yapan şey tam da bu. Bu şekilde Haşhaşiler ve tapınakçılar arasındaki mücadeleyi daha tarafsız bir şekilde görme şansı buluyoruz. Seriyi oynayanlar için daha önce Haşhaşiler iyi, Tapınakçılar kötü adamlarken oyun bu bakış açısını bir anda sorgulamamıza neden oluyor.

  
Oynanış AC: Origins gibi değil!
Elbette oyunun orijinali, son dönemin popüleri Assassin's Creed Origins’den çok daha önce piyasaya çıktığı için tamamen klasik Assassin's Creed prensiplerine dayanıyor. Yani benim gibi eğer Origins’in oynanış biçimine alıştıysanız tekrar bir alışma süreci gerekebiliyor. Örneğin koşma sağ tetiğe atanmış ve otomatik koşma yine aktif. Savaşlar da yine orijinal stile dönmüş durumda. Oyun mekaniklerinin  Black Flag ile çok benzer olduğunu söyleyebilirim. Hatta çok eğlenceli olan denizcilik mekanikleri de bu oyunda mevcut. Sonuç olarak oyun mekanikleri güncel değil ama kötü de diyemem. Rogue’un yapısı için bu oynanış biçimi oldukça normal. AC: Origins’in oynanışa kattıklarını unutursanız Rogue’un stili hoşunuza gidecektir.

  
Daha iyi olabilirdi!
Elden geçirilmiş bir oyun olarak değerlendireceğim için Ubisoft’un çok iyi bir iş başardığını ve Rogue’un Xbox One’da çok iyi göründüğünü söyleyebilirim. Black Flag motoru üzerine kurulmuş oyun yeni nesil konsola çok iyi bir şekilde adapte edilmiş. Grafikler üzerinde biraz daha fazla iyileştirme olabilirmiş. Ancak karakterler ve çevreniz yeteri kadar detaylandırıldığını söyleyebilirim. En önemlisi de oyun Xbox One’da yağ gibi akıyor. Rogue aynı zamanda Xbox One X’de destekliyor ve 4K görsel sunuyor. Eğer daha önce böyle bu oyunun bir önceki nesil konsollar için exclusive olarak tasarlandığını bilmeseydim, yeni nesil konsollar için hazırlandığını düşünebilirdim.  Benim gibi daha önce oyunu es geçenlerdenseniz artırılmış performans ve geliştirilmiş grafikler ile bu sefer kaçırmamanızı öneririm. AC serisinin en farklı hikayeye sahip olan oyunu Rogue, kesinlikle oynanmaya değer.

Not:İnceleme için oyunu bize sağlayanAralGame'e teşekkür ederiz!

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin