Read.Me

Mahmut Karslıoğlu - Yayın Yönetmeni

Eski Bitcoin donanımları ne olacak?

Kripto madenciliği ekran kartları için yıpratıcı bir süreç! Peki Çin'deki bu donanımlar ikinci ele düşerse ne olacak?

Çin, kripto para madenciliği üzerindeki sert tutumunda ısrarcı ve fabrikalar bir bir kapanıyor. Bir zamanlar merkez olan Çin, konumunu hızla kaybederken en büyük iki kripto para birimi de bundan nasibini almış durumda. Mayıs ayından beri  değerinin %50’sini kaybeden Bitcoin için durum pek parlak değil. Benzer şekilde dünyanın en büyük ikinci kripto parası olan Ethereum da değerinin yarısından fazlasını yitirirdi ve ben bu yazıyı yazdığım sıralarda 2.000 doların üstüne tutunmaya çalışıyordu. Bu, elbette yatırım yapanları daha fazla düşündürecek bir konu.

Bizi ilgilendiren kısmı ise bu fabrikalarda uzun sürelerdir kullanılan ekran kartı ve benzeri donanımların ne olacağı. Aylarca piyasaların ekran kartı krizine girmesine neden olan bu açgözlü girişimciler, şimdi de yatırımlarının bir kısmını kurtarabilmek için hali hazırda kullandıkları donanımları ikinci el olarak satılığa çıkararak ikinci bir krizin fitilini ateşliyor. Çin'de ikinci el siteleri RTX 3060 ekran kartlarının 2500 TL'nin altında satıldığı ilanlar ile dolu. Bir süredir takip ettiğim forumlar bu konuda heyecanlanan insanlarla dolmaya başladı. Ancak herkes küçük bir detayı atlıyor. Bu aslında bir çok açıdan o kadar iyi bir şey değil.

Birincisi, kripto madencilik ekran kartını çok yıpratan bir işlem ve bu donanımların ömrü çok kısa olacak. İkincisi, elindeki sağlam donanımını satmak isteyen standart bir bilgisayar kullanıcısı da kartının sağlığını ispat edemeyeceği için arada kaynayacak ve ürünü çok değer kaybedecek. Şu an henüz sadece Çin'de toplu satışlar yapılıyor ve doğrudan ülkemizden satın almak mümkün değil. Ancak elbette Çin'den toplu olarak satın alıp ülkemizde satmanın planlarını yapan kişiler de olacaktır. Yerli üreticilerin kripto madenciliği çıkması kartları zaten ikinci el piyasası için bir tehdit oluşturuyordu.

Ancak Çin donanımları olaya bambaşka bir boyut katabilir. Ben yerinizde olsam bundan sonrası için en azından bir süre tanımadığım yerden ikinci el ekran kartı alırken biraz daha dikkatli olurum.

Robot korkumuzu yenmeliyiz

Temel ihtiyaçların üretim süreçlerinde tam otomatizasyon olsaydı pandemide biz karantinadayken robotlar çalışabilirdi...

Bu konuyu daha önce de köşeme taşımıştım. Değişen ihtiyaçlar ve yaşam koşulları nedeniyle insanlık tarihi boyunca bir çok farklı meslek geldi ve geçti. Hiç bir meslek kalıcı değil, ne olursa olsun. En imkansız diye düşündüğünüz mesleği bile bir gün robotlara kaptıracağız. Artık sadece seri imalatta değil, temel karar verme mekanizmalarında bile yapay zekaya sahip robotlar ve bilgisayarlar kullanılıyor. Makine öğrenimi ile yapay zeka yakın bir gelecekte doktorluk da yapacak avukatlık da. Yaratıcılık gerektiren meslekler için bile biraz daha zaman olsa da yolun bir sonu var.

Amacım kimseyi karamsarlığa sürüklemek değil. Aslında, özellikle üretim sürecinde bu durumun insanlık için bir dezavantaj değil avantaj olabileceğini düşünmenizi istiyorum. Yeni dünyada ilk pandemi deneyimimizde insanlık olarak zar zor ayakta kalabiliyoruz. Karşımızda tamamen evlerde kalarak kısa sürede sonunu getirebileceğimiz bir hastalık var. Teknolojiyi kullanan kesim için uzaktan çalışma ile bu zor değil. Ancak insan gücüne bağlı üretimin devam etmesi gerekliliği ile bunu başaramıyoruz. Ne yazık ki bu pandemi ne ilk ne de son olacak.

Gelecekte en azından üretim sürecinin tam otomatize olması karantina gerektirecek benzer durumlarda hayatın akışını kolaylaştırabilir. Artık robotlar işimizi elimizden alacak diye korkmaktan vazgeçmeliyiz. Bu mesleklerde çalışanlar için tam otomatizasyona geçene kadar iş fırsatı hala olacaktır. Ama gençlere tavsiyem gelecekte işsiz kalmamak için en iyisi bu tür işleri tercih etmemeleri olacak. Üzgünüm ama bu değişime mecburuz!

Bu yazı vesilesi ile herkesin Cumhuriyet Bayramını da kutlarım!

Ofise dönmek istiyor muyuz?

Uzaktan çalışmayı deneyimledikçe fiziksel bir ofise gereksinim konusu da iyice sorgulanır oldu...

Covid-19 salgını henüz etkisini kaybetmiş değil. Ancak üretimin de bir şekilde devam etmesi gerekiyor. Dolayısıyla ister istemez bir normalleşme süreci içine girdik. Öncesinde çoğu BT çalışanı işlerinin avantajını da kullanarak uzaktan çalışma sürecine hızlıca adapte oldular ve neredeyse 4 aydır ofise gitmiyorlar. Gelecekteki dijital dünyanın bir parçası olan mekansız çalışma şeklinin olabileceğini hızlıca deneyimlemiş olduk. Peki işlerin bu şekilde de yürüdüğünün ispatlandığı sektörlerde de, normalleşme süreciyle tekrar geleneksel çalışma şekline geri dönüp, katedilen dijital dönüşüm mesafesini hiçe mi saymalıyız?

Şirketlerin karar vermeye çalıştığı bir dönemdeyiz. Bağımsız araştırma firması Vanson Bourne tarafından yürütülen Xerox Future of Work Anketine göre geri dönüş için hazırlanan şirketler, %56 oranında artan teknoloji bütçesini ve %34 oranında Covid-19’un bir sonucu olarak dijital dönüşümlerini hızlandırmayı planlayan karma bir uzaktan/ofis içi iş gücünü desteklemek için yeni kaynaklara yatırım yapıyorlar. Karar verme yetkisine sahip, ABD, Kanada, İngiltere, Almanya ve Fransa'dan üst düzey C-seviyesi profesyonellerin de dahil olduğu anket, kuruluşlardaki işgücünün tahmini % 82'sinin ortalama 12-18 ay içinde iş yerine geri döneceğini gösteriyor.

Ani bir şekilde evde kal yönteminin, teknoloji boşluklarını su yüzüne çıkardığı bir gerçek. Görünen o ki Covid-19 ile hızlandırılmış dijital dönüşüm sonrası şirketlerin ayakta kalmak için çalışanlarının ihtiyaçlarını hem donanım hem de yazılım ile karşılamaya yeniden odaklanmaları gerekecek!

İşi bilip, işe gitmeyenler!

Eskiden işten kaçanlar için kullanılan bu sözün anlamı değişiyor! Artık sadece teknolojiyi iyi bilenler işe gitmiyor!

Hizmet sektöründeki ve üretim yapan mavi yakalılar için maalesef değişen bir durum olmasa da Corona salgınının doğurduğu karantina ortamı nedeniyle beyaz yakalıların dünyasına bir anda evden yani uzaktan çalışma kavramı tepeden düşer gibi indi. Uzaktan çalışma aslında teknolojinin bize sunduğu en önemli avantajlardan biri ve yeni değil. Ancak kendini geliştirmeden, döneme ayak uyduramayıp yüzünü geleceğe dönmeden sadece işini sürdüren şirketler ve burada çalışan çoğu beyaz yakalılar bu süreçte sudan çıkmış balığa döndüler.

Benzer durum bazı eğitim kurumları için de geçerli. Güncel teknolojileri yakından takip eden beyaz yakalıları elbette tenzi ediyorum. Onlar için zaten bir süredir çalışma konumunun çok da önemi kalmamıştı. Günümüzde neredeyse tüm ofis işlerini ve eğitimi uzaktan gerçekleştirebilecek teknolojiler mevcut. Çalışma ve eğitim ortamları için planlanan gelecek de bu yönde zaten. Buradaki sorun beklenmedik bir salgın yüzünden o geleceği biraz daha öne çekmek zorunda kalmamızdan kaynaklanıyor. Daha hızlı adapte olmaya çalışmakta fayda var. Dergimizin bu sayısını, yazı işlerinde kimsenin birbirini görmeden hazırladığını da ekleyeyim :)

E-araç prototipimiz hazır! Şimdi sıra üretimde

Ne zaman ki ilk seri üretim araçlardan birinin direksiyonuna geçeceğim, işte gerçekten o zaman heyecan duyacağım...

Teknolojinin bu kadar kalbinde olunca sadece günümüzün değil henüz kullanıma geçmemiş ve fazla duyulmamış yakın geleceğin teknolojilerine de hakim oluyorsunuz. Her teknolojiye hemen heyecanlanamıyor olmak da bu işin bizlerde yaptığı dejenarasyonlardan biri sanırım.

Fütüristik elektrikli araç prototiplerinin tanıtımlarına yıllardır sıklıkla tanık oluyoruz. Dolayısıyla TOGG'un merak uyandıran ve şov düzeyi yüksek tanıtım kampanyasına rağmen kişisel olarak beni çok fazla heyecanlandırmadığını söylemem gerekiyor. Ülkemize ait, elektrikli ulusal bir otomobil markası ortaya çıkıyor olması nedeniyle ayrıca gurur duyuyorum elbette. Arkasındaki teknik ekibe de güvenim sonsuz.

Ancak geleceğe dönük otomobil projelerinde örneğin yakıt hücrelerine sahip hidrojen ile çalışan araçlar üzerine alternatif çalışmalar başlamışken, böyle bakir bir alana girmek yerine domine edilmeye başlanmış bir pazarda yıllardır araç üretim deneyimine sahip markalarla rekabete giriyor olmamız beni korkutuyor. TOGG prototipleri "şu an piyasada olan" elektrikli araçlar ile kıyaslandığı zaman kağıt üzerinde oldukça iyi teknik özelliklere sahip.
Ancak ilk aracımız seri üretim bandından indiğinde ki bunun için bence henüz uzunca bir süre var, şu an rekabetçi olan teknik özellikler çoktan rekabetçi olmaktan çıkmış olabilir. Üstelik Çin ve Hindistan da yine bizim aracımız gibi Pininfarina imzalı araçlarını önümüzdeki yıl piyasaya sürmeye hazırlanıyorlar. Ucuz iş gücü avantajından herhalde bahsetmeme gerek yok.

Ulusal otomobil markamızın ülkemize faydalı olabilmesi için taksiler ve kamu hizmetine mahsus araçların bunlarla değiştirilmesi ne yazık ki tek başına yeterli olmayacak. Bizim, markamızı yurt dışına kabul ettirip, ilk etapta dünya çapında olmasa bile yakın cografyamızda rakipleri karşısında tercih sebebi olmasını sağlamamız gerekiyor. Milliyetçi duyguları bir kenara bırakırsak bunun kolay olmadığını aslında hepimiz içten içe biliyoruz. İlk etapta belki de hemen heyecanlanamamış olmamdaki sebeplerden biri de budur.

Artık var olan değil, var olacak teknolojilere yatırım yapmaya başlamamız gerekiyor ki rekabete herkes ile aynı anda başlayabilelim. Teknoloji dünyasında önce eskisini bir yapalım sonra yenisini de yaparız çok işleyen bir yöntem değil maalesef. Tarihimizdeki Devrim örneğinde olduğu gibi istediğimiz zaman ne kadar zor şartlarda ne kadar hızlı üretim yapabileceğimiz ortada. Yeter ki odağımız teknoloji olsun ve içinde teknoloji olmayan projeler yerine teknolojiye daha fazla yatırım yapabilelim.

Tabii ki sadece aracı üretmek de yetmiyor. Muhtemelen üst seviye bir otonom düzeyine sahip olacak araçlar için sadece beton değil veri otobanlarına da ihtiyacımız olacak. 5G altyapısının yanı sıra şarj istasyonları dağılımı ve pil üretimi konusunda da aynı oranda  gelişmiş olmamız gerekecek. Proje mutlaka vergi avantajları ve teşviklerle de desteklenmeli. Peki otomotiv sektöründen gelen vergilerden vazgeçmek mümkün olacak mı?
Ne zaman ki test için ilk seri üretim araçlardan birinin direksiyonuna geçeceğim, işte gerçekten o zaman büyük heyecan duyacağım. Şu an beklemedeyim...

Mahmut Karslıoğlu
Takip Edin