Recep Baltaş

LG ile Android işkencesi

Optimus 3D cebiniz varsa yandınız...

Dünyanın ilk 3D telefonu LG Optimus 3D'yi aldınız. Telefonun üç boyutlu özelliğiyle harika fotoğraflar çekiyor ve bunları arkadaşlarınızla paylaşıyorsunuz. Yine 3D oyunlar indirip bunların zevkini çıkarıyorsunuz. Ama birini aramak istediğinizde orada bir durun diyorum. Durun diyorum, zira Optimus 3D yaklaşık beş ay önce Android 2.3 güncellemesi çıktığından bu yana "Ghost Call" adı verilen hayalet çağrılardan muzdarip.

Telefonun baseband, yani şebeke ile iletişim kuran kısmının çökmesiyle gerçekleşen bu olay esnasında sizi arayanlara telefonunuz çalıyormuş gibi gözüküyor. Fakat gerçekte telefonunuz çalmadığı gibi daha sonra cevapsız çağrılarla ilgili herhangi bir uyarı SMS'i de almıyorsunuz. O esnada sizi arayıp ulaşamayan kişiler size haber verirse özür dileyebilirsiniz. Öte yandan kaçırdığınız iş görüşmeleri ve duyarsız olduğunuzu düşünen arkadaşlarınız konusunda yapacak hiçbir şeyiniz yok.

Benzer sorun, rehbere girip birini aramak istediğinizde de cereyan ediyor. Baseband çöktüğü esnada kimseyi arayamıyorsunuz. Yaklaşık 5 saniye boyunca telefonun şebeke ile tekrar iletişim kurmasını beklemek zorundasınız.

Ghost Call sorunu bazen tam da biri sizi ararken ortaya çıkıyor. Eğer bu esnada telefonunuz cebinizde değilse, telefon şarjı bitene kadar durmadan çalıyor.

Tüm bu sorunları dünya çapında Optimus 3D kullanıcıları beş aydan beri yaşamakta. Android 2.3 güncellemesi ile geldiği tahmin edilen sorun yüzünden 2 yıl önce çıkan Android 2.2 ROM'una geri dönenler bile mevcut. Fakat bu ROM'da da benzer sorunu yaşayanların olması akıllara telefonda donanımsal bir arıza olup olmadığı sorusunu getiriyor.

Telefonu teknik servise gönderen kullanıcıların çoğu durumda anakartı değiştiriliyor. Fakat anlaşılan, hata yazılımsal olduğu için bu da herhangi bir çözüm sunmuyor.

LG ise destek masası üzerinden ulaşıldığında hatayı kabul ediyor. Fakat firma üç aydan beri haberdar olduğu konuda ne herhangi bir resmi açıklama yaptı ne de soruna bir çözüm sundu.

Android topluluğu zaten her zaman çözümlerini kendi üretmekte. Fakat LG, ROM güncellemelerini şifrelenmiş KDZ biçiminde piyasaya sürdüğü için telefona ROM hazırlamak geliştiriciler için tam bir işkence. Piyasaya çıkalı neredeyse bir yıl olan Optimus 3D için üç boyutlu uygulama ve oyun geliştirmeye yarayan Real3D yazılım geliştirme kitinin daha bu ay piyasaya sürülmüş olması ise gerçekten şaka gibi.

Android öncesi telefonları tam bir fiyasko olan LG, anlaşılan Android'in felsefesini de anlamakta güçlük çekiyor. Android, açık kaynak ve özgür yazılım demektir. Eğer kendiniz ROM geliştirmekte yetersiz iseniz meydanı üçüncü parti geliştiricilere bırakırsınız ve onlar işi devralır. Fakat LG'nin gerek gezegen dışından gelen KDZ ROM biçimi, gerek ROM atarken dakika başı çöken Firmware güncelleme yazılımı yüzünden Optimus 3D için hala en ufak bir Ice Cream Sandwich ROM'u geliştirilebilmiş değil.

LG'nin kendisi bu ROM'u 2012'nin üçüncü çeyreğinde çıkaracağını söylüyor. Yani Android 5.0 çıktığı zaman Optimus 3D kullanıcıları Android 4.0 kullanmaya başlayacak... Bugün Huawei IDEOS X5 ve Galaxy Ace gibi telefonlar için bile bütün özellikleri çalışan ICS ROM'lar mevcut. Fakat Optimus 3D için bırakın Beta'yı, pre-Alpha aşamasında olan ICS ROM bile yok!

Sonuç olarak Optimus 3D'nin şu anda bir tuğladan farkı yok. Telefonun Ghost Call sorunu çözülse bile Ice Cream Sandwich güncellemesini alması yurt dışında 2012 Eylül ayını, ülkemizde ise 2013'ü bulacak gibi.

Konuyu artık siz sevgili Android kullanıcılarının yorumuna bırakıyorum...

Windows 8 ile tekerleği yeniden icat ediyoruz

Tabletler için Vista kâbusu

Gelin kısaca Microsoft'un Windows 8'i ile Apple'ın iOS'ine bir göz atalım.

Apple, iOS işletim sistemini telefonlarda kullanıyordu. İşletim sistemini destekleyen yüzbinlerce uygulama vardı. Firma iPad'i piyasaya çıkarınca farklı bir işletim sistemi kullanmak yerine bir cep telefonunun çalıştırabileceği kadar hafif olan iOS'i kullanmaya devam etti. Bu, hem yüzbinlerece uygulamanın iPad'de çalışmasını sağladı, hem de insanların karşısına duvar gibi yeni bir arabirim çıkarmak yerine alışmış oldukları arabirimi sundu.

Microsoft ne yapıyor? Apple'ın ve Android'in devasa uygulama desteğini sağlamak amacıyla devasa Windows işletim sistemini, arkasındaki bütün yükle birlikte tabletlere adapte etmeye çalışıyor. Başarılı ya da başarısız, bunu zaman gösterecek ama ben burada sormadan edemiyorum: Neden Windows Phone 7 (WP7) gibi bir platform varken Microsoft tekerleği yeniden icat etti?

Şimdi Microsoft ne yaptı? Gayet güzel ve hafif bir işletim sistemi olan WP7'yi kısa sürede tabletlere adapte etmek yerine Windows'a ARM desteği ekledi. Windows 8, sıkıştırılmış halde bile 3 GB yer kaplayan, kurulduğunda ise 10 GB'tan fazla yer işgal eden bir işletim sistemi. PC'ler için bu sorun değil ama kapasitesi 16 GB olan talet bilgisayarınızda 13 GB yer kaplayan bir işletim sisteminiz olsun ister misiniz? Ben istemem...

Google, Android varken Chrome OS'i duyurduğunda Steve Ballmer şu sözlerle dalga geçmişti: "Son kontrol ettiğimde orada iki işletim sistemine birden gerek yoktu." Şimdi birilerinin çıkıp aynı sözleri Steve Ballmer'a söylemesi gerekiyor.

Bence tüm bunların arkasında yatan neden, Microsoft'un akıllı telefonlar için kullanışlı bir işletim sistemi çıkarmada geç kalması. WP7 gecikince uygulama sayısı da az oldu. Durum böyle olunca Microsoft çareyi melez bir Windows yapmakta buldu. Evet, belki de çoğu tablet, aralarında sadece 500 tanesini kullandığımız milyonlarca uygulamayı destekleyecek ama bunun için tabletinizde hayatınız boyunca hiç ihtiyaç duymayacağınız binlerce yazıcının ve aygıtın sürücüsü, tonla DLL dosyası ve arka planda çalışıp pilinizi vampir gibi emen hizmetler de yer alacak. Kısacası tabletinizde bir "Windows Vista" yer alacak.

Tüm bunların yanında "Windows'lu tablet alıyorum" diye aldığınız tablette Windows ile uzaktan yakından alakası olmayan bir arabirimle karşılaşacaksınız. Ne diyelim, tabletinizi her ayın ikinci salı günü güncellemeyi unutmayın ;)

18 yıl sonra gelen özellik...

Adobe Reader da artık otomatik güncellenecek...

Birkaç ay önce Kaspersky'nin 2012 sürüm ürünlerinin piyasaya sürüleceği etkinlik için Rusya'ya gitmiştik. Burada Kaspersky'den uzmanlarla sohbet etme şansım olmuştu. Fırsat bu fırsat, yıllardan beri aklıma takılan "güncelleme" sorularını güvenlik konusunda sürekli demeçler veren ve dünyayı nasıl daha güvenli bir hale getiririz diye düşünen insanlara sorayım dedim.

Şöyle bir düşünün. Bilgisayarınıza bir virüs bulaştığında bu virüs, kendini güncellemek için size hiçbir soru sormuyor. Ya da espirili bir dille anlatayım; hiç bugüne kadar bir virüs size: "Merhaba, ben Blaster solucanı. Sisteminin canına daha iyi okuyabilmem için beni yazan kişi yeni bir sürüm çıkarmış. Bu sürümü yüklememi ister misin?" diye sordu mu? Tabii ki sormadı. Zira virüsler kendilerini arka planda güncelliyor ve yeni sürümleri "çatır çatır" indiriyorlar. Hatta sürekli kendini güncelleyen Conficker solucanı bu konudaki en büyük korkuydu.

Ben de buradan yola çıkarak soruyorum; neden içlerinde sürekli güvenlik açığı bulunan Java, Flash ve Adobe Reader gibi yazılımların otomatik güncelleme özelliği yok? Neden? Bugüne kadar hiç kimsenin aklına gelmedi mi bu?

Nikolay Grebennikov, Kaspersky ARGE Başkanı yanıtlıyor: "Aslında bu olabilir fakat sanırım kullanıcı sözleşmesi ve gizlilik ihlali konusunda sorunlar çıkacağı için yapılmıyor."

Dersime iyi çalıştığım için hemen bu savı çürütecek ikinci sorumu soruyorum: "Ama Anti-Virüs yazılımları ve Windows 7 gibi işletim sistemleri kullanıcıya sormadan güncelleme yapabiliyor. Yazılımı kurarken kullanıcıya sunulacak bir sözleşme ile otomatik güncelleme özelliği eklenebilir. Zaten bu sözleşmeleri okuyan da yok."

Ayrıca ekleme yapmayı da ihmal etmiyorum: "Ben bugüne kadar karşısına çıkan bir güncelleme uyarısına "Güncelle" diyen birini görmedim. İnsanlar bu tür pencerelerden nefret ediyorlar ve içeriğinde ne yazdığını okumadan, başından savma telaşı içinde çarpı tuşuna basarak kapatıp gidiyorlar. Kim sağ alttaki Java güncellemesi çıktığına dair uyarıya dikkat edip "Aa, Java'nın yeni güncellemesi çıkmış, dur şunu bir güncelleyeyim" diyor?"

İnanabiliyor musunuz? Bugüne kadar  bu soruyu soran olmamış. Grebennikov biraz duruyor ve şu cevabı veriyor: "Bunu Adobe ile bir görüşelim."

Sonuç mu? Grebennikov konuyu Adobe'ye iletmiş olacak ki nihayet Adobe, 18 yıl aradan sonra Reader'ın 10.1 sürümüne otomatik güncelleme özelliği ekledi. Ve bugün ilk defa Adobe Reader yazılımını kurarken karşıma şöyle bir soru çıktı: 
(Güncellemeleri otomatik yüklemek ister misiniz?)

Güvenlik konusunda pek parlak bir geçmişi olmayan bu yazılımın artık otomatik güncellenecek olması büyük bir adım. CHIP olarak dünyayı daha güvenli bir yer haline getirdiğimiz için mutluyuz. Darısı Java ve Flash'ın başına.

Unutmadan... Yeni Adobe Reader 10.1.0'ı buradan indirebilirsiniz.

Ayrıca bana "En Güncel Test Editörü" ödülünü layık gören çalışma arkadaşlarıma da teşekkürlerimi sunarım. Bu olay ile ödül daha iyi bir anlam kazandı...

Hata: İSMEK güncellemesi başarısız oldu!

Belediye kursları iyi ama güncel değil...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından verilen ücretsiz kursları her zaman faydalı bulmuşumdur. Fakat belediyenin "İstanbul Sanat ve Meslek Edinme Kursları" ya da bir diğer adıyla İSMEK kuruluşu tarafından verilen bu kurslardaki müfredatın ne kadar güncel olduğu tartışmaya açık bir konu.

Güncelliğe çok önem veririm. Örneğin bugün hala Windows 7'de çalışmayan disk bölümleme aracı Partition Magic'i öneren ve kullanan, sonrasında da verilerini kaybeden kullanıcılar görebilmek mümkün. İşte bu tür sorunlar, bilgilerin güncellenmemesinden kaynaklanıyor.

Konumuza dönecek olursak İSMEK'de de benzer bir durum mevcut. Bunları örneklendirmek gerekirse kurslarda öğrencilerin kullandığı bilgisayarların çoğunda hala 10 yıl önceki işletim sistemi olan Windows XP kullanıldığını söyleyebilirim. Windows 7 kurmak ise kursta eğitim veren hocanın inisiyatifine ya da öğrencinin azmine ve bilgisine kalmış birdurum.

Şimdi hemen Windows 7'nin performansından bihaber olan XP fanatikleri, standart bahaneleri olan "o bilgisayarlarWindows 7 kaldırmaz" tezini ortaya atacaklar ama bilgisayarların Windows7'yi rahatlıkla kaldırabildiğini söyleyebilirim. Bilakis böyle bir bahane,insanlara eğitim veriyorsanız kesinlikle arkasına sığınılacak bir bahane değil. Siz her zaman mümkün olduğu sürece en son teknolojiyi sunmalısınız. Bunların hepsi bir kenara, 10 yıl eski bir işletim sistemini kullanmanın hiç bir açıklaması olamaz.

Tabii ki güncel olmak sadece güncel işletimsistemi sunmakla bitmiyor. İSMEK'in web tasarım kurslarında halen Adobe yazılımlarının CS3 sürümü kullanılmakta. Şimdi yine bazı kullanıcılar "Belediye her yeni sürüm çıktığında para verip alamaz ki" gibi birsavunma yapabilirler fakat bu yazılımlar eğitim kurumlarına ücretsiz ya da çok cüz-i ücretlerle verilebiliyor. Fakat İSMEK ya Adobe ile görüşmemiş ya da işleri oluruna bırak moduna almış olduğu için kursta sadece eski CS3 sürümleri kullanılmakla kalınmıyor, aynı zamanda kullanılan yazılımların deneme sürümleri kuruluyor.

Yazılım konusundaki bir başka bilgi yetersizliği ise kendini sınavlarda gösteriyor. Örneğin kurs boyunca Dreamweaver ile eğitim gören kursiyerler, sınavda Microsoft'un geliştirmeyi 7 yıl önce bırakıp bir kenara ittiği web tasarım programı FrontPage hakkındaki soruları cevaplamak zoruna kalıyorlar. Tabi FrontPage hakkında en ufak bir fikri dahi olmayan öğrenciler doğal olarak mavi ekran veriyor.

Öte yandan kurstaki sınıflar donanımsal olarak birçok yeterliliğe sahip. Örneğin sınıfların bir çoğunda projektör mevcut.Fakat burada da eksiklikler yok değil. Örneğin projektör olan bir sınıfta bazen perde olmayabiliyor. Bu yüzden de projektörden verim almak imkânsız bir halalıyor.

Kurslar yazılımsal ve donanımsal olarak yetersiz olsa da eğitmenler bu açığı kapamadan başarılı bir role sahipler.Bazısı profesyonel şirketlerde çalışan eğitmenler öğrencilere tecrübelerini gayet iyi aktarıyor ve iyi bir eğitim veriyorlar. Örneğin bir web tasarım kursunu bitiren kursiyerler kendi web sitesini kodlayabilecek bir bilgi seviyesine ulaşıyor.

Özetlemek gerekirse İSMEK kursları faydalı fakat güncellik konusunda biraz çağın gerisinde kalıyorlar. Bu tablo karşısında aklıma lisedeki bilgisayar derslerimiz geliyor. Bilgisayar öğetmenimiz olmadığı için matematik hocamız bu derslere girer ve Windows 98'i kapatıp bize MS-DOS komutlarını öğretmeye çalışırdı...

Sabah Editör, Akşam Tamirci...

Gülümseten gerçekler...

Maalesef Türkiye'deki teknoloji editörlerinin durumunu yazının başlığı tamamıyla özetliyor...

İşe gidince mükemmel makaleler yazıp binlerce dolarlık ürünleri inceleyen bizler, eve gelince akrabalarımızın ve çevremizin gözünde bilgisayar tamircisi moduna giriyoruz ve  elimize modern alet çantamız olan USB Sabit Disk'imizi alıp yola çıkıyoruz.

Bazı akrabalarım sağ olsun kendi araçları ile gelip beni alıyor ve bu şekilde gidiyoruz evlerindeki bilgisayarı tamir etmeye...Ama  bırakın akraba olmayı, daha beni yeni tanımış olmasına rağmen "gel şu bizim PC'ye de bi el at" diyenler olabiliyor...

Nerede çalışıyorsun sorusuna "Bilgisayar dergisinde çalışıyorum" demeniz çoğu kişi için hiç bir anlam ifade etmiyor... Cümlede "bilgisayar" kelimesi geçiyorsa siz onun gözünde artık bir bilgisayar tamircisisiniz. Yazdığınız yazıları da gösterseniz, bilgisayardan anlamıyorum da deseniz fayda etmiyor. Bir de "Mesene heklemeyi öğretsene" durumları var ki, onlara girmek bile istemiyorum...

İlk başlarda ben, bu sadece bana oluyor diye sanıyordum. Ama bir de gördüm ki çevremdeki editörlerin de durumu aynı...Keza üssüm de buna bir örnek...Kendisinin  akrabalarının da onu  sık sık aradığını ve hatırı sayılır bir vakti onlara ayırdığını öğrendim...

Hatta bu konuda sektördeki bir başka arkadaşımın da yazısını alıntı yapacağım:


Teknoloji editörü dediğin nedir ki? Ücret ödemek zorunda olmadığın ve de 7/24 her türlü kanaldan ulaşabildiğin tamirci. Bir de herşeyi de bilmek zorundadırlar, yeme de yanında yat. Bir de her türlü sorunu, hiç araştırmadan şıp diye bulabilirler, öyle arızaları falan söylemeniz de gerekmez, arızalı demeniz yeterli. Onun araştırmasını beklemeniz de gerekmez, telepati yoluyla arızayı teşhis ettiği gibi, datalarından bir kaç saniyede tedaviyi de yolluyor.
İşin bir de garip tarafları var...Genelde tamir edilecek sisteme  bizden önce bazıları el atmış oluyor...USB belleği takcacığı yeri bildiği için kendini bilgisayar gurusu zanneden bazı arkadaşlar tavsiyelerde bulunuyor, hatta parça satın aldırıp sisteme taktırmaya çalışıyor. Günü kurtarmak diyoruz biz buna. Sonunda bozulan sistemin çöpünü temizlemek ise yine bize düşüyor...

Bazı arkadaşlarımın bu konuda mükemmel tavsiyeleri var: "Yaptığın işi uzat ve en ufak işi dahi "bakın bu çok zor bir işti, çok zorlandım" gibi lanse et" diyorlar. Ama egom kahrolsun ki yapamıyorum. Tam tersine bir bilgisayarın başına oturduğumda öyle bir ego patlaması oluyor ki bende, bazen "Saniye tutun bakalım ne kadar sürede tamir edeceğim" diyorum...Ki bu süre de genelde 30 saniyeyi geçmiyor...Burada ukalalık yapmıyorum, gerçekten bazılarının saatlerce çözemediği sorunları bizler doğal olarak 30 saniyede çözebiliyoruz...

Hatta buna ufak bir de örnek vereyim. Geçtiğimiz günlerde bir akrabamın interneti kesilmiş...Beni aradı ve internete bağlanamadığını belirtti. Biri internet kafede çalışan iki kişi bakmış, yapamamış...Sorun Windows 7'de ağ kartının devre dışı bırakılmış olması. Devreye sokmak 5 saniye sürüyor...

Aslında yazı boyunca şikayet ediyormuş gibi gözüküyorum ama biliyorum ki yine her şey bize bağlı. "Hayır" kelimesini lügatımıza eklememiz gerekiyor, ama yapamıyoruz...Bunun nedeni de yazıda belirttiğim ego meselesi. Yani en azından benim için durum böyle...

-Recep, bu bilgisayar açılmıyor...
-Ohooo abi, iki dakkamı alır...

-Recep internet kesildi, 10 kişi yapamadı
-Abi sen bana gelsene yahu, bilmeyen adamalrla uğraşıyorsun...Peh..

-Recep oyunu yükleyemiyorum, yapsan yapsan sen yaparsın, koçumsun, kralsın be!
-Ayıpsın abi, bakayım neymiş sorun...

-Vallahi kral adamsın, tamirci 3 saatte yapamadı sen dakkada yaptın...
-Ne demek abi, çocuk oyuncağı...Daah büyük sorunlarla gel bana..

-Recep yeni ekran kartı çıkmış, manyak bi modelmiş..
-Ohoo abi o eskiyeli seneler oldu yav, gel ben de Dünya'nın en hızlısı var...

-Recepçim, erkek arkadaşım bilgisayarıma casus kurmuş, siler misin?
-Tabi arkadaşım ne demek...

-Recepçim, Office açılmıyooooeeeaaaa
-Sorun değil canım, iki dakikalık iş....

-Ya Recep, sen bi ara yapmıştın ama ne oldu bilmiyorum, şu çoklu MSN olayını bi daha yapar mısın canikom.
-Tabi şekerim, tabi canım, ne demek, saniyemi alır...

Siz de lütfen bu konuda görüşlerinizi belirtin ve içinizi dökün...

Takip Edin