Şahin Ekşioğlu

Ah şu güzide GSM operatörlerimiz…

Kredi kartı ekstremin bulunduğu zarf elime geçtiğinde bu zarf içinden bir blog konusu çıkacağından habersizdim doğrusu.

 
Zarfı açtığımda bankanın “Bu bayram elimi siz tutar mısınız?” başlıklı broşürünü gördüm. Broşürde LÖSEV (Lösemili Çocuklar Vakfı) için bankaya yapılacak bağışlardan masraf alınmayacağı belirtiliyordu. Buraya kadar herşey size normal geliyorsa sıkı durun! Kısa mesajla 3 güzide GSM operatörümüz aracılığıyla da bağış yapabileceği belirtilmişti. Fakat 10 TL bağış yapmak için 10 TL+2 SMS ücreti alınıyordu (bu yazı küçük puntolarla yazılmıştı). Yani GSM operatörlerimiz LÖSEV’e bağış yapmak isteyen kişilerden bir değil iki SMS ücreti alıyor.
 
Aslında akla ilk gelen durum böyle hassas bir konuya hassas bir yaklaşımla operatörlerimizin tıpkı benim bankam gibi masraf ya da ek ücret almama tavrını göstermesi. Hadi olmadı, attığınız SMS karşılığında operatör kendi kazancını elde etsin diyelim. Peki ama ikinci SMS ücreti ne için?
Bu yazıyı yazmadan önce acaba bilmediğim teknik bir sebebi var mıdır düşüncesiyle üç GSM operatörünün tanıtım şirketine de mail atıp durumu sordum. Konuyu ilgili mercilere ilettiklerini belirttiler fakat 5 gündür ses seda yok. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra cevap vermek isterlerse memnuniyetle burada yayınlamak isterim.

GSM operatörlerimiz sürekli abone sayılarından, birbirlerinden ne kadar abone aparttığından bahsedip övünüyorlar. Kişisel olarak takip ettiğim bir konu değil fakat eminim aynı güzide operatörlerimiz sosyal sorumluluk projelerine milyonlar akıtıyordur. Fakat LÖSEV’e bağış yapmak istediğimizde (bazı bankalar hiç ücret almazken) bizden neden 1 bile değil 2 SMS ücreti aldıklarını anlamak güç.
 
Umarım bu tabloda bir yanlışlık olduğunu düşünen sadece ben değilimdir. 
 

Megapiksel savaşları!

Konu ilginç olunca gelişmelerle birlikte yorumlarımla sık sık sizinle paylaşıyorum…

Fotoğraf makinesinde çözünürlük de böyle konulardan biri. Olympus’un daha önce duyurduğu 12 Megapiksel’de kalıp diğer gelişmelere konsantre olma kararını desteklediğimi daha önce belirtmiş fakat 12 Megapiksel’i bu noktada erken bir durak olarak gördüğümün altını çizmiştim. Bu noktada Olympus’un çarpan faktörü 2 olan bir algılayıcı kullandığı için daha düşük kumlanma oranı yakalamak adına algılayıcıdaki pikseller arasında daha fazla boşluk kalabilmesi için çözünürlük açısından diğer üreticilerin gerisinde kalması mantıklı.
 
 Nikon’un yeni bombası D3S ise, tam çerçevede 12.1 Megapiksellik çözünürlüğünde saniyede 9 kare çekebiliyor. Üstelik ISO 200- 12.800 (ISO 100-102.400 desteği de var) desteği sayesinde düşük ışık şartlarında bile performanstan ödün vermiyor. Canon da tabii ki bu arada boş durmadı ve 1D Mark IV’ü piyasaya sürdü. 16.1 Megapiksel çözünürlüğünde fotoğraf çekebilen Mark IV tam çerçeve değil ve APS-H formatını kullanıyor  (1.3 çarpan). Saniyede 10 kare çekebilen bu hız canavarının Amerika gövde fiyatı 5000 dolar.
 
Üreticilerin, çözünürlüğü sabitleyince daha iyi ergonomi, daha düşük kumlanma ve daha geniş bir dinamik alan gibi aslında çekilen fotoğrafa çözünürlükten daha fazla etkiyen özelliklere yoğunlaşması önemli bir gelişme. Konuyla doğrudan ilgisi olmasa da belirtmek istediğim bir nokta, Olympus, Sony, Pentax ve Samsung gibi SLR üreticileri, gövdede imaj sabitleme sunuyor. Fakat bu üreticiler arasında hem gövdede imaj sabitleme hem de tam çerçeve desteği sunan tek üretici Sony. Dolayısıyla Canon ve Nikon’u SLR arenasında sıkıştırabilecek bir üretici varsa bu da Sony olacaktır.
 
 Zira diğer üreticilerin mevcut objektiflerinde tam çerçeve uyumu bulunmuyor. Hal böyleyken bir üreticinin “hop tam çerçeve SLR yaptık” demesi de mümkün değil.

Bunu da mı görecektik?

VDSL2 geldi!

32 Mbit/sn’lik internet hızı, mevcut bakır hatlar üzerinden  TTNet ile ülkemizde VDSL2 (Very High Data Rate Digital Subscriber Line 2) teknolojisiyle sunulmaya başlandı.

VDSL2 pilot kullanıcılarından biri olduğum için aslında birkaç haftadır evde zaten VDSL2 kullanıyordum. Hatta büyük ihtimalle İstanbul Anadolu yakasındaki ilk VDSL2 kullanıcısıyım. Bunu ilk bağlantı sırasında sorun çıktığında benimle ADSL Anadolu bölgesi şefi bizzat ilgilenince anladım.

VDSL2 bağlantı için telefon hattınızın temiz olması gerekiyor. Sorunsuz bir ADSL bağlantısına sahip olmanız, bu açıdan yeterli bir kriter değil. Örneğin ben VDSL2 bağlantısı için yaklaşık 250 TL harcayarak tüm evdeki telefon telefon kablo sistemini yeniledim ve daireye apartmandan gelen telefon hattı yerine binaya giren telefon hattından ayrı bir hat çektirdim. Benimkisi en kötü durum senaryosu olduğu için sizde de böyle olacak diye bir kural yok tabii.

Şu an için 16 Mbit/sn ve 32 Mbit/sn’lik iki ayrı hız seçeneğiyle sunulan VDSL2’de upload hızı ise 1 Mbit/sn olarak belirlenmiş. Kişisel deneyimlerime dayanarak evdeki 32 Mbit/sn’lik bağlantı ile üst sınır olan saniyede 4 Megabyte dosya indirme hızına sorunsuzca eriştiğimi söyleyebilirim. Online oyunlarda ise ADSL’e göre ping süresi biraz daha yüksek kalıyor (en azından bende öyle oldu).

Sözgelimi daha önce 50ms’yi aşmayan Counter-Strike sunucularında şu anda 70ms ile oynayabiliyorum. Bakalım zamanla ping süresinde bir iyileşme olacak mı. TTnet, VDSL2 bağlantısını hizmet paketleriyle satıyor. İşyerleri ve bireysel aboneler için farklı fiyatların söz konusu olmasının sebebiyse İşyerim paketinde ek olarak bulunan 250 MB web alanı ve fazladan güvenlik hizmetleri.

Hem bireysel hem de İşyerim paketlerinde TTnet Müzik Gold üyelik, TTnet Video, TTnet Wi-Fi ve Aile koruma şifresi gibi hizmetler ücretsiz olarak bulunuyor (ttnet.com.tr / 444 0 375).

Tarifeler:

Donanım günlüğü

Photokina 2008 fuarı yüzünden üreticiler eteklerindeki taşları dökmeye başladılar.

5 Eylül AMD bastırıyor
AMD son zamanlarda iyi işler yapıyor. Özellikle anakart yongaseti ve ATI Radeon tarafında firma şahlanmış durumda. Uzun zamandan beri ilk defa ATI markasını nVidia’nın bu kadar önünde gördüm. Firma’nın 4000 serisi GPU’ları performans açısından dikkat çekici olması bir yana fiyat/performans konusunda da ekran kartı pazarında standartları yeniden belirleyerek en büyük rakip nVidia’yı köşeye sıkıştırdı. Bu arada nVidia’nın bazı dizüstü PC’lerde kullanılan yongalarındaki ısınma sorunu yüzünden ciddi bir maddi kaybı da söz konusu. Tekrar AMD’ye dönersek firma, 790G yongaseti ile şu sıralar epey beğeni topluyor. Zaten başarılı olan önceki yongaseti 690G ile bunun temelleri atılmıştı. 790G’de bulunan dahili ATI Radeon HD 3300 grafik birimi (ve Hybrid CrossFireX desteği), HD video hızlandırması ve HDMI çıkışı gibi özellikler, bu yongasetini özellikle “arada bir” oyun oynayan kullanıcılar için biçilmiş kaftan haline getiriyor.      


7 Eylül Nehalem Anakartlar gelmeye başladı
Henüz Intel Core i7 CPU ortada yoksa da anakartları sökün etmeye başladı bile. Gigabyte’ın GA-X58-DS4 modeli, X58 yongaseti, dahili su soğutma desteği, DDR3 1900/1600/1333/1066/800 desteği, 6 adet bellek yuvası, üç kanal bellek desteği, 4 adet PCI-E slotu (2x PCI-E 16x ya da 4x PCI-E 8x), 2xGbit Ethernet gibi özelliklerle donatılmış. Intel Core i7 işlemcileri merakla bekliyoruz.


10 Eylül DSLR’larda artan ÖTV sorunu
Eğer DSLR makine almaya niyetliyseniz kolayca fark edeceğiniz üzere Amerika ve Avrupa fiyatlarıyla Türkiye fiyatları arasında ciddi bir fark var. Artırılan ÖTV ile bu fark daha da fazla oldu. Büyük bir distribütörün yöneticisi, şu ana kadar ülkemizde yasal yoldan satılan dijital fotoğraf makinelerinin, toplamın yaklaşık %66’sını oluşturduğunu, kalan kesimin yurtdışından bireysel olarak alınan ya da bavul ticaretiyle gelen makineler olduğunu belirtti ve vergi artışının yasal satışı düşüreceğini vurguladı. Ben de aynı fikirdeyim. Nitekim geçen ay bir DSLR aldım. Sık sık yurtdışına gittiğim için ABD’den alışveriş yapma şansım var ve internette gördüğüm, ülkemizdekinin neredeyse yarısı fiyatlar beni cezp etmek üzereydi. Fakat garanti konusu kafama takılıyordu. Öte yandan diğer bir alternatif olarak “bazı pasajlarda” spot garantiyle (üretici değil satıcının bireysel garantisi) satın alma fikri de fena değildi. Zira spot garanti fiyatıyla ABD fiyatı neredeyse aynıydı. Distribütör garantili fiyatlar o kadar isyan ettiriciydi ki makineyi Türkiye’den almak aklıma gelmiyordu bile. Derken mağazaların birinde tesadüfen almak istediğim modelde kısa süreli bir indirime rastladım ve düşünmeden makineyi satın aldım. Evet yine de daha fazla ödedim ama peşin fiyatına 5 taksitle ödeyeceğim ve garanti konusunda içim rahat.

15 Eylül GPS’li HD Videolu DSLR
Canon ve Nikon arasında yıllardır sürüp giden savaş izlenmeye değer. Bu iki dev üretici  aslında tam anlamıyla karşı karşıya gelmemek için genelde birebir özellikte makineler üretmiyor. Dolayısıyla kullanıcılar çoğunlukla satın alma sırasında sadece marka değil bazı özellikleri de seçmiş oluyor. Bu durum doğal olarak zaman içinde iki markanın kendi fanatik kitlesini oluşturduğu için zaman zaman forumlarda karşılaştığım tartışmaları izlemek, hem eğlenceli hem de bilgilendirici oluyor. DSLR dünyası Photokina 2008 fuarının da etkisiyle son zamanlarda oldukça hareketlendi. Nikon, erken davranıp D90 (Gövde ve objektif ABD fiyatı 1299 dolar) ile ilk video çekebilen SLR’ı üreterek tarihe geçmiş oldu. 12.3 Megapiksel çözünürlüklü D90, 720p (24 sn/kare, mono ses) video çekebiliyor ve örnek videoların kalitesi tek kelimeyle muhteşem.


16 Eylül Microsoft’un Blue Track’i
Microsoft tarafından davet edildiğim ABD – Redmond’da  gerçekleştirilen yeni ürün lansmanında gördüğüm fare ve klavyeler firmanın bu alandaki iddiasını devam ettirecek kadar iyi. Yeni ürün gamında özellikle oyun tutkunlarını hedefleyen firma, daha geniş bir ışınım yüzeyine sahip olan Blue Track teknolojisini de gün yüzüne çıkrdı. Bu teknolojiyi kullanan fareler her yüzeyde yoğun bir hassaslıkla çalışabiliyor. Etkinlikte ilgimi çeken ürnlerin başında gelen ve kapaklı telefonları andıran (benzer şekilde ktlanabilen) çok özel bir fare tasarımı olan Arc Mouse oldukça ilginçti. Etkinlik için gittiğimiz Microsoft’un merkezi Redmond’da Microsoft Türkiye’de de uzun süre çalışmış olan ve şu anda Redmond’da, Microsoft Uluslararasi Pazarlama ve İş Gelistirme Müdürü olarak çalışan Murat Onuk'la uzun ve keyifli bir sohbetimiz oldu. Sohbet sırasında Redmond’daki  Microsoft’un beyni diyebileceğimiz kampusta 250’den fazla Türk’ün çalıştığını öğrendim.   

17 Eylül Canon’un cevabı
Canon tabii ki video konusunda Nikon’u yalnız bırakmadı. Firma, D90 sınıfında çıkardığı ve büyük beğeni toplayan 15 Megapiksel çözünürlüklü 50D modelinde (Sadece gövde ABD fiyatı 1299 dolar) değilse de üst sınıfta duyurduğu full frame, 21 Megapiksel çözünürlüklü 5D Mark II (Sadece gövde ABD fiyatı 2699 dolar) modeliyle HD video özelliği sunuyor. Hem de 1920 x 1080 çözünürlükte, 30 kare/sn! Aslında çoğu fotoğrafçı, giriş seviyesi kullanıcıların sevdiği fotoğraf makinesiyle video çekme olayının SLR sınıfta olmasını anlamsız buluyorsa da video kalitesini görünce fikir değiştiriyor. Zira DSLR makinelerin donanım özelliklerini iyi kullanabilirseniz gayet sinematografik filmler çekmek mümkün. Bunun temelinde DSLR’lardaki odak uzaklığını manipüle ederek zengin alan derinliği ve Japoncada bulanıklık anlamına gelen Bokeh (netlik dışı kalan bölümlerdeki bulanıklık – özellikle arkaplan) efektleri yaratmanın mümkün olması var.

19 Eylül 25 Megapiksel DSLR
Sony, Minolta’dan aldığı Ar-Ge ve teknoloji bilgisiyle DSLR pazarına adım attığından beri oldukça istikrarlı gidiyor. Canon ve Nikon’u şu anda ciddi oranda sıkıştıramasa da yakın gelecekte zirvedeki rekabete hareket getirecek bir üretici varsa bu kesinlikle Sony olacaktır. Firmanın Alpha serisine eklediği son ürün olan 25.6 Megapiksel çözünürlüklü A900 (Sadece gövde ABD fiyatı 2999 dolar), full frame, sınıfındaki en yüksek çözünürlük, gövdede IS (imaj sabitleme), çift işlemci ve 5 kare/sn çekim gibi inanılmaz özelliklerle donatılmış.
Canon ve Nikon makinelerdeki en büyük dezavantaj kuşkusuz imaj sabitleme özelliğinin gövdede değil (nispeten pahalı) objektiflerde olması. SLR makinelerde objektiflerin bazen gövdeden daha önemli olabildiği dikkate alınırsa her objektif başına IS için fazladan para ödemek hiç de hoş değil. Sony, Pentax, Olympus ve Samsung gibi üreticilerin en büyük avantajıysa IS’nin gövdede olması. Canon ve Nikon, objektifleri IS’li ve IS’siz versiyonlar olarak sattığı için yakın gelecekte IS’yi gövdeye entegre etmeyeceklerdir. Tabii uzun vadede rekabet şartları bu durumu değiştirebilir. IS oldukça önemli bir özellik ve pratikteki sonuçları inanılmaz derecede etkileyebiliyor (özellikle düşük ışıkta ve yüksek zumda).     


Netbook'larda heyecan bitmiyor

10 inç ve altı netbook'larda fiyat düşüşleri beklemiyorum.

Fakat donanım özellikleri gittikçe daha iyi olacak. Pil süresinde bir artıştan sözetmek fazla iyimserlik olursa da bazı üreticiler daha yüksek kapasiteli pilleri ek opsiyon olarak sunacak. Tabii ki SSD’ler standart olacak.

Başta çözünürlük olmak üzere ekran özellikleri de iyileşirse hoş olur fakat üreticilerin bu konuda çok istekli olacağını sanmıyorum. İşletim sistemi, tarafında ise eski dost WindowsXP’nin Netbook’lar için ideal olduğunu düşünüyorum. Eğer Microsoft’tan bir zorlama ya da daha iyi bir alternatif gelmezse netbook - WinXP kardeşliği sürecek. İlk başta öyle gibi görünmesine rağmen Linux’un netbook’lar için yaygın kullanılan bir işletim sistemi olması pek mümkün görünmüyor.

Bunun dışında dahili GSM ya da GPS donanımıyla donatılmış netbook’lar bu segmentteki üst modelleri oluşturacak. Tüm bu saydıklarımın genel bir sonucuysa toplamdaki bir hafifleme olacak. Yani şu an 15,4 inç kategorisindeki 2 - 3 kg arası ağırlık yerini 1,25-2,25 kg’a bırakacak. 2,25 kg’ın üzerindeki bir 15.4 inç dizüstü PC’ye “taş gibi” diyeceğiz. 13.3 inç altında ise ağırlık bir sorun olmaktan çıkacak.

Yukarda çizdiğim manzara, aslında pek çok açıdan mevcut durumun nispeten oturmuş, derli toplu bir hali bile sayılabilir. Her halükarda gittikçe yükselen dizüstü PC satış grafiğinde önümüzdeki yıllarda düşüş olmayacağı bir gerçek.

Şahin Ekşioğlu
Takip Edin
Kategoriler