Selçuk İslamoğlu

Teknoloji ve hayat üzerine...

Sitemizi neye, kime göre yapacağız?

Siteniz IE8 veya Firefox 3 veya Opera 9.5'a hazır mı?

Microsoft yine yapacağını yapıyor. IE8'in gelişiyle birlikte web geliştiricileri arasında büyük bir fırtına kopacağa benziyor.

IE8 belki bir çoğunuzun bildiği üzere varsayılan olarak CSS2.1 ile katı bir biçimde uyumlu geliyor. Peki bu biz site geliştiricilerini ne kadar ilgilendirecek? İnanın ki sitelerin bir çoğu darmadağın olabilir. Herhalde bir çok site geliştiricisi "uyumluluk" isterken bu derecesini istememiş olmayı dileyecek. 1998'den beri sadece konsept olarak kalan DOCTYPE artık bir zorunluluğa dönüşüyor.

Bilmeyenler için açıklayalım. DOCTYPE bir web sitesinin browser'a gönderdiği "Beni bu formata göre göster" demesi  gibi bir uyumluluk modu aslında. Mozilla (Netscape) ile IE arasındaki kızışmayla birlikte her iki browser da kendine özgü komutları ekleyip durdular. Daha sonrasında çıkan Opera veya Firefox (Netscape'in devamı) da bu konuyu göz önüne aldıklarını söyledilerse de, web sayfalarındaki komutları yine kendilerine göre yorumlamaya devam ettiler.

DOCTYPE'ın en büyük avantajı web geliştiricileri için "Örneğin ben siteyi 2008'de yaptım, 2020'de çıkacak bir tarayıcı da bunu 2008 yılındaki uyumluluğa göre göstersin" demesi, böylelikle yıllar sonra bile sayfalar ilk gün yapıldığı gibi görüntülenebilecekti. Lakin 10 yıl sonra Microsoft'un aklına gelmiş olacak ki bunu kullanmaya karar verdi.

CSS'ye getirdiği yeniliklerle bir devrim denebilirse de, sağolsun tüm browser üreticileri kendilerine özgü şeyleri ekleyip durdular. Örneğin saydamlık için, Firefox'un kendine özgü –moz-opacity komutunu, IE'de filter:opacity'yi, Opera'da opacity gibi 3 ayrı komutun kullanmak zorundaydınız.  Bugün IE'yi standartlardan uzaklaştığı için suçlayanlar aslında kendileri de pek masum sayılmaz. Firefox'ta hala çalışan <BLINK> veya IE'deki <MARQUEE> bunların hala kalıntıları...

IE8 beta'yı ilk kez kurup, CHIP Online'a baktığımda dehşete kapılmıştım. Bugüne kadar çıkmış tüm IE, Firefox ve Opera sürümlerinde aynı görüntüyü aldığım siteye n'olmuştu? Tabi farketmek uzun sürmedi, CSS 2.1 katı standartları bir kez daha karşıma çıktı. Test sunucusunda gerekli değişiklikleri gerçekleştirdim. Çok da uzun sürmedi... Tabii ki henüz asıl sunucularda değil, IE8 beta 2 veya sonraki sürümlerin ne yenilikler veya hata düzeltmeleri getireceğini göreceğiz.

Ama tasarımcılar ne yapmalı?

Bir yandan siteleri bugünkü siteler için tasarlarken, bir yandan tüm browserları bulunduran benim gibi tasarımcılar için ufak bir tiyo vereyim. Ama siz yine de yeni CSS yazımına hazır olun.

-        IE8 beta'yı muhakkak kurun. Developer Tools içindeki uyumluluk modlarıyla IE5/6/7 üzerinde de sitenin nasıl göründüğüne göz atabilirsiniz.
-        IE8'i "Emulate IE7" şeklinde ayarlamayın. Keza test için gerekli olacak IE8 özellikleri
-        Defalarca Emulate IE7 veya Standarts Mode olarak seçmek istemiyorsanız, Maxthon 2'yi bilgisayarınıza kurun. Keza Maxthon 2, IE8'i eğer seçeneğinden işaretlemezseniz, IE7 modunda çalıştıracaktır, iyi bir tarayıcıdır zaten.
-        Böylelikle aynı anda IE8 , IE7'yi açabilirsiniz.
-        Tabii ki Firefox 3, Opera 9.5 beta ve Safari 3'ü de yükleyin.
-        IE6 kontrolü için daha garanti sonuçlar almak istiyorsanız, ücretsiz Virtual PC ile bir XP üzerinde deneme kontrolü yapabilirsiniz.

Daha detaylı olarak Microsoft'un IE8 Readiness Toolkit sayfasını ziyaret etmenizi öneririm.

Kapatın Televizyonları! KANSEROJEN!

Televizyonda yayınlanan bazı programların "kanserojen!" etkisi yaptığı açık..

Birkaç kez şansızlığımdan olsa gerek sabahları bir profesör, meraklı hanım/magazin editörü arasındaki "ne sağlıklı, ne değil" şeklindeki TV programlarına denk geldim. Profesör coşmuş   "X? KANSEROJEN! Y? KANSEROJEN! Z? KANSEROJEN!" diye  (Ünlem işaretleri ciddi ciddi vardı, köpürmüş)  Program sonunda kanserojen olmayan bir ben kaldım, ondan bile şüphe etmeye başladım program sonunda. Vay anam vay...   Özetlemek gerekirse, üstünüzde başınızda ne varsa çıkarın, çırılçıplak kalın, gidin ıssız bir adaya yerleşin, kanserojen maddelerden "belki" uzak durabilirsin. Ha bir dakka üstünüzden uydu dalgaları geçebilir. Kurtuluşunuz yok yani direk kansersiniz.

"Onu mu yesem bunu mu yesem, aaa o kanserojen, şu kanserojen, olmaz" şeklindeki stresiniz ve o program yaptığı stres kadar; dünyadaki tüm kanserojen maddeleri alsanız kendi sağlığınıza daha büyük bir hasar veremezsiniz gibi geldi bir an.

Ben iki kez denk geldim, ama duyduğuma göre hergün varmış aynı şiddetteki "sohbetler"... Şimdi diyeceksiniz ki bunun "teknoloji sitesinde" ne yeri var?  

Yine bugünlerde bir haber bülteninde ve programda, Profesör (aynısı değil) çıkmış diyor ki: "Kablosuz internet KULLANMAYIN!" (dan diye ekrana vuran bir yazıyla) Ekliyor profesör "Benim çok güvenilir bir araştırma kaynağımdan aldığım bilgiye göre"  (gerçi zaten üniversitelerimizde araştırılmasını beklemiyordum ya böyle bir şeyin, halleri malum; Wikipedia mı acaba?) "Beyin kanseri olursunuz. Benim torunum geldiğinde bizim evde internet kesilir"

Hadi diyelim  bizim evde de kablosuz interneti kestik,  odamdan çeken geri kalan 16 kablosuz ağ, 99 radyo kanalı frekansı, 25 TV kanalı frekansı  n’olacak?   Yine üstteki gibi "ölelim o zaman" durumuna döndük.

Burada bu profesörlerimiz alınmasın. Onlara herhangi bir kastım veya bilgilerinden şüphe ettiğim gibi bir şey yok ama kaynaklarından şüpheliyim. Gerçi çoğu TV izleyicisi kaynağını merak etmeden  hemen benimser bir çok konuşulanı... Lakin, bizim gibi meraklılar da oluyor soracak kadar kaynağı...

Şimdi gelelim etkilerine, tabii ki her elektro manyetik dalga ufak veya büyük insan üzerinde etkili olabilir, ama insan sağlığına zararlı mı veya hangisi ne derecede zarar veriyor henüz bilim adamları dahi birbiriyle anlaşabilmiş değil, bırakın kesin sonuç kısmını.  Yararlı denen sebzeler, meyveler; ertesi gün zararlı denilebiliyor. Ama kablosuz ağlar hakkında bakınız Dünya Sağlık Örgütü raporları ne diyor..

W.H.O (World Health Organisation) raporlarında tüm EMF dalgalarının Elektro Manyetik HyperSensitivity hastaları için kanserojen olabileceği ihtimalinden söz ediliyor. İhtimal kelimesiyle de bu konuda çok az vaka incelenebildiğini belirtiliyor.


adresinde okuyabileceğiniz raporda ise, sonuç olarak da "Etkileme seviyeleri standartlardan çok daha düşük olan RF cihazların ve kablosuz ağların, bugüne kadar yapılan araştırmalarda sağlığı olumsuz yönde etkileyebilecek herhangi bir bilimsel bulguya rastlanmadığı" da belirtiliyor.

Daha teknik anlatmak gerekirse IEEE standardı nerdeyse tüm cihazlarda bulunuyor. Bu standarda göre insanın maruz kalabileceği Radyo Frekansı Manyetik alan güvenlik sınırları 3khz – 300 GHz arası...  Yani sağlık tehlikesi sınırı 300 GHz,  gariban kablosuz ağlar ise yalnızca 2.4 Ghz,  sınırın 100’de birinden de düşük.

Bu konuda bir diğer yanıt Health Canada'dan okul içinde kablosuz ağı yasaklayan Lakehead Üniversitesi'ne geliyor. Health Canada'nın raporunda , kablosuz cihazların insanların sağlığını riske attığı ama bunun kablosuz teknolojilerden değil, bu kablosuz teknolojileri kullanırken, dikkatsizlikten meydana gelen trafik kazalarını gösteriyor. Bu haber için de buraya tıklayabilirsiniz. Gerçi bu hayati riskler bir başka blog yazıma denk geliyor.

Tabii ki karşıt görüşler mevcut NTV'nin haberindeki doktor görüşleri gibi. Lakin bahsi geçen Uluslararası Kanser Araştırma Enstitüsünün 2008 rapor güncellemesinde 6000 denekten kayda değer bir sonuç alınamadığı, RF'nin daha yüksek seviyelere çıkarılıp tekrar denenmesi gerektiği belirtilmiş. Yani zorla insan limitinin üstüne çıkarması deneniyor. (Bu rapor cep telefonu üzerine hatta). Ayrıca yine aynı yazıda bahsi geçen ve karşı çıktığı iddia edilen İngiliz Sağlığı Koruma Örgütü ise WLAN'lar için üreticiler mevcut standartlara uyduğu takdirde herhangi bir sağlık tehlikesi olmadığını sitesinde belirtmiş.

Doğal olarak WLAN da bu cadı avından nasibini alıyor.  Yani sayın Profesör'ün, evde kimse internet kullanmıyorsa zaten torunları geldiği esnada, interneti kesmesine gerek yok; televizyonu , buzdolabını veya açık kalan müzik setini, hatta varsa florasanlarını da kapatmalı.

Sorun o ya da bu değil, ama son zamanlarda "ÖLECEKSİNİZ! KANSER OLACAKSINIZ! GEBERECEKSİNİZ!" gibi "korkuya" yönelik bir hayli program beni oldukça rahatsız ediyor.  Tabi TV kanallarının rating peşinde olduğu bir gerçek ve "korku ratingi" en şekillisi. Bana daha önceleri "Bilgisayar oyunları şiddete teşvik ediyor, öldürüyor çocukları aman sakın!" tadındaki haberleri hatırlattı. Ama bu kanserojen programlarındaki artış bir hayli kafa karıştırıcı. Bazen keşke Cenk gibi olabilsem diyorum, adam 3 ayda bir TV açıyormuş...

YOUTUBE? KANSEROJEN! ... Birileri inanmıştır kesin...

Bu kişiyi listenize eklemek için tıklayın

MSN veya yeni adıyla Windows Live'da bir arkadaşım 3 senedir böyle bekliyor... du..

Format veya MSN’i baştan kurmak hiç bir işe yaramıyor, denedim.  Bu hastalığın belirtileri ise şöyle:

  • Arkadaşınız bir süre geçtikten sonra “nick”iyle değil, email adresiyle görünmeye başlıyor.
  • Sık sık “Nick konuşmadan ayrıldınick@hotmail.com konuşmaya katıldı gibi sürekli gidip gelen mesajlar oluşuyor.
  • Sanki sık sık bağlantısı kopuyormuş gibi e-mail adresiyle konuşmaya başlıyor. Daha kötüsü konuşma ekranında nick@hotmail.com listenizde değil. Bu kişiyi listenize eklemek için tıklayın şeklinde bir bant beliriyor.

Halbuki dosttuk değil mi? Birbirimizin listesindeyiz , çevrimdışı görünmüyor da. Malesef sorun nesilden nesile , Windows Live sunucularında da kaydedilen kişi listenize de bulaşıyor. Yani kısacası eğer sorunu bir kere çözmesseniz, bilgisayarınıza istediğiniz kadar format atın, msn’i kaldırıp tekrar kurun düzelmiyor.

Bunca zamandır niye araştırmadım bilmiyorum, sanıyorum karşımdakini sık sık bağlantısının koptuğunu düşündüğümden olsa gerek.  Her neyse, eğer sizin de böyle bir sorununuz varsa, CHIP Online’da sizin için bir çözümü var. Hemen MSN’i kapatıyorsunuz, evet, sağ alttaki simgesine sağ tıklayıp, “Çıkış”ı da seçiyorsunuz. Arkasından buraya tıklayarak bu dosyayı indirip, içindeki registry dosyasını çalıştırıyorsunuz.

Peki bu REG dosyası ne yapıyor. Kısacası MSN policy'lerini silerek temizliyor. Merak etmeyin,  Windows Live Messenger’ı tekrar açtığınızda bu policy’ler tekrar yazılacak ve kişi listeniz sunucudan da düzeltilecek.

Çok nadir görünen bir sorun diye düşünüyorum, keza kime sorduysam çok garip geldi onlara. Ama eğer sizin de böyle bir "sorunlu" arkadaşınız varsa, devası da bizden olsun...