Selçuk İslamoğlu

Teknoloji ve hayat üzerine...

10 Yıl Önce...

Saat 3’ü geçiyor ve ben her şeyden habersiz internetteyim...

17 Ağustos 1999 gecesi… Üniversite yıllarım ve yaz tatili… Edirne’deyim, müstakil evimde… Kasasını hala sakladığım bilgisayarımda 56k modemimde 30k hızı gördüm diye sevinirken, o zamanlarda operatör olarak görev yaptığım IRC sunucusunun en kalabalık kanalı zurna’dayım… Hava çok sıcak, hemen yanımda ayaklı bir fan son hızında açılmış durumda… Ayaklarının yanında ise dibinde çok az kalmış 2 litrelik bir kola şişesi… Bağlı olsam bile, gözüm şişeye takıldı o gece… Fanın yarattığı rüzgarın R’sinin ulaşmadığı o şişenin devrilişini asla unutamam…
 
Ve bir de, 300 kişiden sadece 10-15 kişi kalışını o dolu chat kanalında…
 
Nedense sonradan aklıma geldi anneannemi uyandırıp, bahçeye çıkarmak… “Zelzele oldu” diyorlardı sokaktan.. 20 yaşındaydım ve bu acının yaşandığı asıl yere oldukça uzaktım, ama ahşap evin çıkardığı gürültü bile o anda kalbimin sesinden daha yüksek değildi…
 
İlk şaşkınlık geçtikten sonra tek başıma eve döndüm… Hala internetteydim, chat kanalındaki 10 kişiden biriydim… “Hissettiniz mi?” diye soruyorlardı... Neredesiniz? “İzmir’deyim” dedi biri ve hissettiğini söyledi.  O İzmir’de hissetti ve ben Edirne’deydim. İşte o an, yani kendi güvenliğinden biraz olsun eminsen, ikinciyi düşünüyorsun... Aileni…
 
Annem ve halam Saroz’daydı. Topu topu 1 ay olmamıştı o sıralar birinin “Ege ve Marmara arasında çok büyük deprem olacak” dediği ve bu depremden sonra sık sık televizyonda gördüğümüz bir uzmanın Keşan Erikli’ye gidip “Bakın ben bile geldim, korkmayın uydurmadır bunlar” dediği. İzmir’de hissedildi, Edirne’de hissedildi. Saroz bunların tam ortası! Hemen telefona sarıldım. Defalarca aramama rağmen yanıt veren yoktu. Televizyonu açtım, zaten az sayıdaki kanalı gezdim. Bir deprem olmuştu evet ama her kanal farklı söylüyordu merkezini… Saroz bile denildi… Ama hiç biri belki o bir saat içinde nerede olduğunu öğrenemedi.
 
Depremdir, arada olur derdim hep ama bu başkaydı. Bir saat sonra ne ev telefonları ne cep telefonları çalışıyordu. İletişim tamamen kopmuştu… Tüm Türkiye’de…
 
Depremin merkez üssü belli olur olmaz, ilk aklıma gelen oradaki arkadaşlarımdı…  Gökyüzünün aydınlık olduğu o gecenin sabaha çok yakın olmasına rağmen geçmediğini söyleyebilirim…

Onlarca arkadaşım, kimi yakın, kimi uzak artık yoktular… Beni en derinden etkileyen ise, İstanbul’da yaşayan bir arkadaşımın daha o saatlerde İzmit’e gitmesi ve sabahında anne ve babasını defnetmesiydi.

Depremden 10 veya 15 gün sonra İzmit’e gittim. Onca zaman sonra gözümün önünden gitmeyen o haftasonu, oradaki arkadaşlarla görüştük, paylaştık ve dertleştik.

Şimdi  10 sene sonra, belki de depremin 7.3 değil, sadece 5.9 ile hissedildiği bir kentte, o anı yaşamanın ne kadar zor olduğunu güçlükle yazabiliyorum. Ailemden kimseyi kaybetmesem de, o acıları yaşayan arkadaşlarım; yitip giden yakınları; bir daha hiç haber alamayacağım arkadaşlarım, hiçbir zaman gözümün aklımdan çıkmayacak… Allah’ın rahmeti hep üzerlerinde olsun… Her zaman hatırlanacaklar…
TV’lerde ve gazetelerde sürekli tekrarlanan şey ise bu 10 sene içinde ne yapıldı?
 
Ben bir şey görmedim henüz…
 
Telefon santrallerimiz yenilendi, internetimiz ADSL oldu, 3G’miz bile var… Ama tıpkı o gece Sakarya’da, İzmit’te, Yalova’da ve İstanbul’da olduğu gibi, tüm bunların hiçbir değeri yok. Çünkü biliyorum ki, böyle bir anda, hiçbirisi çalışmayacak... Baz istasyonları işlevsiz hale gelecek, internet tamamen çaresiz ve santraller binlerce görüşmeyi aynı anda kaldıramayacak…
 
Böyle bir felaketin tekrarı halinde, insan hayatını kurtarabilecek en önemli unsur, iletişim ilk yokolacak şeyler hala…
 
Depremzedelere yardım için 10 senedir telefonlar için “Özel İletişim Vergisi” veriyoruz. Eğer onlara ulaştıysa bu, ne mutlu… Ama görünen o ki, 1-2 sene sonra, o insanların yaşadığı yerlerin ne adını bilen var, ne yolunu... Sanki 20 binden fazla kişiyi öldüren deprem hiç yaşanmadı… 6 sene önceye kadar görebileceğiniz deprem konteynırları kaldırıldı, yerlerine iş merkezleri yapıldı…
 
Kadercilik anlayışından,  önlem anlayışına geçmek için daha kaç insanımızın ölmesi gerekiyor? GSM ve Telefon Operatörlerine sorsanız, en son teknoloji onlarda, en iyi hizmeti onlar veriyor... Ama en gerektiği anlarda hizmet veremezsen, kaç para edersin ki?

Sen ağlama Opera...

Windows 7'nin Avrupa Birliği yasalarına uyum sorunu çözüldü. Artık Windows 7E yok... Ama Opera ağlamayı sürdürecek mi?

Microsoft, Avrupa'ya özel, IE'siz Windows 7E'yi geri çekti. Yeni sistemle birlikte Avrupa'daki sürümlerde IE'yle birlikte açılacak seçim bölümüyle, isteyen istediği tarayıcıyı seçebilecek... Ama piyasada yüzde 0.5%'ten fazla kullanılan tarayıcılar sadece...

Bence bu rakam çok az, en az yüzde 1 olmalı çünkü Opera yüzde 0.97

Opera ağlamaya devam ediyor. En son da bu ekrandaki logolara takmış durumda. Yok efendim mavi e simgesi olan Internet Explorer, interneti temsil ediyormuş da, logolar kaldırılsınmış... Opera yöneticilerinin henüz "marka bilinirliği" teriminden pek haberi olmasa gerek. Netscape ile IE çekişmesinde sen neredeydin peki Opera? Evet, üstün olduğunu iddia edip, tarayıcını parayla satmaya çalışıyordun...
 
Her ne kadar Türkiye'de böyle bir şey olmasa da, davanın sonucuna bakmak lazım. Sonuçta Avrupa gas çıkar dese, bizler neler yapıyoruz malum (en basit örnek, "Avrupa yasaları uyum çerçevesinde çıkarıldığı söylenen sigara yasağı".. Avrupa'da işletmelerde ayrı sigara odalarını işletmelere zorunlu tutuyor, bizde o bile yasak)

Davada çıkan 2 sonuç veya çözüm önerisi var:

1. Internet Explorer'ın Windows 7'ye entegre edilmemesi...
2. Tarayıcı seçme ekranı...
 
Microsoft önce 1.sini düşündü. Hiç bir internet tarayıcısı (IE dahil) Windows 7'nin Avrupa sürümünde olmayacaktı. Bu OEM satıcılar için zorlulukları beraberinde getirecekti, hem de kullanıcılar için de oldukça hayalkırıklığı olacaktı.. Herkesin FTP komutlarını kullanamayacağını varsayarsak, tarayıcısız bir işletim sistemi herkesi zorlayacaktı.
 
Opera buna itiraz etti. Sebebi ise, IE'nin bazı parçalarının işletim sisteminin belkemiği olması dolasıyla, içinde kalacak olmasıydı. Maxthon, Avant gibi bazı 3. parti "Kabuk browserlar" veya bir çok uygulamanın belkemiği webbrowser kontrolleri "mecburen" içinde kalacaktı.
 
Bu kez Avrupa mahkemelerinin 2. isteğine yöneldi Microsoft. Google'ın da takip ettiği (fakat nedense Google'ın Youtube meselesi gibi meselelerde Türkiye'ye karşı iplemediği) "Kimseyle kötü olma" mantığını işletmeye koyuldu. Bir ekran gelecek ve tarayıcılar seçilecek...
 
Opera, bu dava nedeniyle dünyanın her yerinde adını duyurdu duyurmasına da... Hala kendi marka bilinirliğinden pek emin değil anlaşılan ki, ağlamaya devam ediyor.

Her ne kadar aleyhine gibi görünse de, dava aslında Microsoft'un lehine sonuçlandı diyebiliriz... Apple gibi bir markanın, "Bizde herşey dahil, PC'de indirmek zorundasınız" (bkz: Out-of-the-box reklamı) sloganı ile reklamlarını yaparken oldukça rahat olması da başka bir "hmm" dedirtecek nokta kimsenin gözünden kaçmadı... Bu da tipik olarak politikadaki gibi "mağdura destek" olayına dönüştü... Sorun tekelcilik davasıysa, bu da ilginç, çünkü Avrupa'da IE zaten kullanımda 1. sırada değil.
 
Günümüzdeki tarayıcılar artık birbirinden farklı değil. Şu özellik + şu özellik eksi diye bir şey kalmadı, hemen hepsi "kendine özgü" kitlelerden oluşuyor. Hepsinin kendine özgü konforu var. Opera'nın ise bu pazarda ne kadar tutulduğu tartışılır...
 
Ama koşarken elinden şekerini düşürmüş çocuk, bunun için kaldırımı suçluyor izlenimden başka bir şey değil şu anda Opera'nın "hele hele son mazeretleri". Bence Opera'nın artık ağlamayı kesmesi ve "Seni babama söyleyecemm" modundan çıkıp, Mozilla gibi alın teriyle bir yerlere gelmeye çalışması gerek...