Selçuk İslamoğlu

Teknoloji ve hayat üzerine...

Dezenformasyon dedikleri nedir?

Çocukluklarından kulaktan kulağa oyununu hatırlayanınız var mı? Bir cümlenin ne kadar çabuk alakasız bir şeye dönüştüğünü?

İnternet medyasının önemli olduğu günümüzde en ufak cümle yapıları bile tamamen farklı anlamlara yol açabiliyor. Zaten Türk yazılı ve TV medyasında yaşıyor olduğumuz dezenformasyon (yani yanıltıcı bilgi) patlaması internette hat safhada. Kısa mesajlar veya kendini cool ilan eden TV sunucularının kullandığı Twitter gibi 140 karakterle veya insanların tembellik veya bilerek çok daha kısa yoldan derdini anlatma isteği büyük kazalara veya rezilliğe yol açıyor.

Terimleri çok basitleştirmeye ve ucuzlaştırmaya yönelik bir eğilimi var insanoğlunun. Basında gördüğümüz "Demokratik hakkımız" gibi Demokrasi kelimesiyle alakalı olmayan herşeye yerleştirilmesi gibi örneğin. Bu ucuzlaştırma ve "Kısaltma" her alanda ortaya çıkıyor. Basından biri çıkıyor ünlü birine
- "Sizin hakkınızda bunu diyolar"
- "ne diyolar"
- "böyle böyle diyolar"
- "nerde"
- "twitter'da", "sözlük'te" felan felan... Kim diyor, neden diyor, neye dayanarak diyor bakılmıyor bile..."Ha öyle mi demiş, o zaman böyle böyle" deyip, kafasından geçeni ne olduğunu bilmeden söyleyiveriyor. Sonra çık işin içinden....

Dezenformasyon da benzer temele dayalı. Milletçe veya "dünyalılar" olarak okumayı sevmiyoruz. "Başlığı okuyarak" direk bir kanıya varıyoruz, artık uzun metinde ne yazdığı hiç önemli değil. Ufak bir başlıktan hemen içimizdeki kuruntu mekanizması çalışıyor ve bazen TAMAMEN farklı senaryolar anında tek bir cümleden çıkıveriyor "Bana mı dedin bunu?" gibi alınganlıklar doğuyor.

Geçtiğimiz günlerde bir parti eski genel sekreteriymiş gibi açılan sahte bir Twitter hesabına dayanarak, doğruluğunu bile kontrol etmeden haber yapınca, ertesi gün komik duruma düştüler mesela veya "şu manken bu mankene twitter'da ne dedi" gibi haberler her gün "yazılı" basında...

Dezenformasyonla ilgili en sevdiğim hikaye "Yüzüklerin Efendisi"dir. Palantir denilen ve Orta Dünya'nın bazı kesimlerinden "kısa görüntüler" gösteren taşlar hikayesi. Sadece bir an verilen bir bilginin küçük parçası ne kadar yanlış anlamalara neden olduğu hakkında. Yüzüklerin Efendisi'ni biraz hatırlatalım:

- Saruman, Orthanc'taki Palantir taşına bakmış ve Sauron'un yenilmez olduğu kanısına varıp, erkenden kendini kurtarmaya çalışmıştır.
- Pippin taşa dokunduğunda Sauron, bir Hobbit görmüş Tek Yüzüğün onda olduğunu sanmış ve Frodo'dan şüphelenmemiştir.
- Aragorn taşa dokunduğunda Sauron yüzüğün İnsanların Kralında olduğunu sanmıştır ve savaşa tam hazır olmadan erkenden işi bitirmeye çalışma hatasına düşmüştür.
- Denethor taşa baktığında Minas Tirith'i yakılırken görmüş, ve neredeyse delirme derecesinde korkmuştur.

Bunların hepsi dezenformasyonu çok iyi açıklar. Kısa bir metinle, veya kanı, tahmin; büyük kitlelerde gereksiz bir infiale yolaçabilir. Çünkü herkesin beyninde farklı bir hikaye oluşturabilir tek bir cümle.

Bildiğiniz üzere IE9 Preview 7 ile şu anda Chrome'u da geride bıraktı hız konusunda SunSpider testlerinde... Bundan iki ay önce (Eylül 2010) Mozilla'nın geliştiricilerinden biri IE9'un SunSpider testlerinde garip bir durum olduğunu düşünüp bir blog yazısı yazmıştı. Aslında oldukça masum bir yazıydı. "Bir anomali" başlığındaydı bu.  SunSpider içinde yapılan 26 testten 1 tanesinde IE her zaman aynı hızda çalışıyordu. IE'nin yazılımcılarınca bu basit "Ölü Kod" diye adlandırılan "Hiç bir çıktı vermeyen ve doğal olarak kullanılmayan kodlarda" optimizasyon yapıldığını söylediler. Aslında bu eğer işlenirse, tüm tarayıcılar tarafından kullanılabilecek müthiş bir optimazasyondu. Basitçe "eğer bir javascript hiç bir sonuç vermiyorsa veya hiç kullanılma gereği görünmüyorsa, o fonksiyonu boşuna hafızada tutma veya boşuna çalıştırma"...

Peki sonra ne oldu? Bakın tarihlere dikkat, "Mozilla" blogundan tam 2 ay sonra Hacknews adlı bir Hint sitesinde "Acaba Microsoft bu testte hile mi yapıyor?" gibi bir başlık açıldı. Zaten anti-MS olarak bilinen Slashdot sitesi bunu "Microsoft SunSpider testinde hile yapıyor" diye çevirdi. Daha kötüsü çok daha ünlü ZDnet sitesinde bir "Donanım Editörü" de bu başlığı gerçekmiş gibi verince kıyamet koptu.

Bakın gidişat çok önemli:

1. Mozilla: Bir anomali, rapor edildi
2. HackerNews: Acaba mı?
3. Slashdot: Microsoft'sa kesin hile!
4. ZDNet: Kesin Hile...

Nasıl basit bir önerge ve soru gerçekmiş gibi hatta ZDNet gibi dev siteleri bile kandırabilecek boyuta geldiğini siz düşünün. ZDNet'in editörünün anti-Microsoft düşünceleri olduğu biliniyordu, o yüzden bu soru cümlesini basitçe "Kesin öyledir" diyerek hikayeleştirdi ve olanlar oldu. Tabi bundan sonra MSIE blog'da bu konu detaylı örneklerle ama "for dummies" şeklinde "Arkadaşlar, bu her yazılımın yaptığı basit bir derleme optimizasyonudur" dediler özetle... Haklıydılar da... Hiç çalıştırılmayan bir kod neden çalıştırılsın ki? Yani sorun SunSpider testinde yapılan bir hile değil, "HER" kodda olan bir optimizasyon.

Bakın burada taraflar Tarayıcı üreticileri, kıyameti koparanlar ise bambaşka kişiler. Tarayıcı üreticileri tartışmaya hiç dahil dahi olmadılar. SunSpider tüm tarayıcı üreticileri tarafından kullanılan "tarafsız bölge" çünkü. Her tarayıcının kendine özgü ayrı testleri var ve her tarayıcı kendi testlerinde birinci çıkar. IE9 demoları IE için, Google V8 Chrome için ve Kraken Mozilla içindir. Ama SunSpider kutsal alandır.

Olay basitçe her ne kadar makale başlığını değiştirip özür dilese de, ZDNet'in rezil olmasıyla sonuçlandı. Sonuçta Slashdot'un kimliği zaten belli.  Özür dilemek yine de büyüklük örneği, en azından düzeltmesiyle yayınlarsa üstüne...

Ne diyelim darısı tüm Türk medyasına...

NOT: Geçen yazıda göz sağlığı ve cleartype ile bilgi vereceğimi söylemiştim sözümü unutmadım...

Gözlerinize yazık etmeyin...

Bir başka bilgisayar kullanımı ve sağlığı yazısı...

Ben ilk bilgisayarım olan Commodore 64 ile tanıştığımda 11 yaşındaydım. Televizyonlara bağlanarak çalışabilen bu PC'ler (evet, PC = Kişisel Bilgisayar) yine Amiga 500 ve 1200 ile devam etti. Ama gözlerimin bozukluğu ilk bilgisayarımdan çok önce ilkokul çağlarında ortaya çıktı. Sobalı bir evde, herkes tek odada otururken televizyon gürültüsü odada olmasın diye TV'nin dibinden izlerdim izleyeceklerimi... Düşük frekansta ve yenilemede çalışan bu televizyonlar çok şükür ki artık çok gerilerde kaldılar... Doktorumun Göz titremesi dediği hastalık doğuştan da olsa, bunun getirdiği hassas gözler monitör, tv vb seçimlerinde bana oldukça sağlıklı bir yön sunuyor.

Öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim:

TV'ler ve monitörler RADYASYON diye tabir edilen "ışıma" yapmaz. Ama ELEKTRİKLE ÇALIŞAN HER AYGIT (elektrikli süpürge, ampül, otomobil vb) veya içinde DÖNEN bir mekanizma olan her cihaz içinden geçen akım ve koruma kapasitesine göre az veya çok bir MANYETİK ALAN oluşturur. Halk veya elektronikten anlamayan doktorlar bunu radyasyon olarak özetlemiş ve uranyum/plutonyum ışımasıyla veya nükleer radyasyonla karşılaştırılıp bu cihazların günahını almışlardır. Manyetik Alan da çok fazla maruz kalınması durumunda sağlık için tehlike arzettiği iddia ediliyor. Eh tabi televizyonunu bacaklarının arasında tutacak kadar sapıklığa sahip olanların da kısır kalma tehlikesi de iddia edilenler arasında...
 
Geleneksel tüplü televizyon ve CRT monitörlerin teknolojisi bugün eskiye göre çok daha gelişmiş olsa da artık yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuş bir teknoloji.
 
Daha basitçe görüntü teknolojileri:
Tüplü TV ve CRT monitörlerde gelen sinyaller sinemaya benzer bir teknoloji ile öndeki cama yansıtılır.
 
LCD'lerde durum biraz daha değişik. İçinde sıvı olan bir panel elektronlarla yer değiştirerek göze görülebilir hale gelir. Ama bunu görebilmemiz için üstten veya yandan, (ya da her iki yönden de) bir ışık yansıtılır (Backlight dedikleri). LED'ler ise LCD'lerle benzer sıvı panel kullanır, farkları sadece yanması istenen piksellere ışık gönderilir.
 
Teknik detayları çok uzun ve değişik fakat herkesin basitçe anlayabilmesi için böyle basitçe geçiştirdim.
 
O yüzden elektrik harcamaları da, aynı boyuttaki CRT en fazla, LCD'ler daha az ve LED'ler en az olmak üzere sıralanır. Elektrik harcamaları doğal olarak oluşturdukları manyetik alanının küçüklüğünü de belirler.
 
GELELİM GÖZ SAĞLIĞI KISMINA
 
Her LCD ve LED ekranın kendine özgü TEK bir çözünürlüğü vardır. Bunu değiştiremezsiniz. Bu da %99 olarak çözünürlük seçim ekranınızın EN ÜST seviyesidir. Daha düşük çözünürlükler ise yazılar yumuşar, keskinlik kaybolur ve monitörünüz dengesizleşir. 
 
Genel halk kullanımı ise insanlarımızın gözlerine yazık ettiği şeklinde... 22" ve doğal çözünürlüğü 1680x1050 olan bir monitörü, sırf "alışkanlık"tan dolayı 1024x768 kullanan ve "bu ekran niye böyle basık ve bulanık görünüyor" diye bir soru aklının ucundan dahi geçmeyen ve suçu monitörün "kalitesizliği" olarak niteleyen onlarca kişiye bizzat karşılaşmamım etkisi olacak ki, olayı basitçe özetleyelim...
 
"Monitör kalitesiz değil, o senin içinde..."
 
"Ama çok küçüüüüük yazılarrrr" gibi tepki de alınıyor bu şekilde o ayrı... Eğer sağlığını sabah programlarından öğrenen biriyse bu kişi, anlatması biraz zor...
 
Bulanık bir yazıyı okumaya çalışmak, daha küçük fakat net bir yazıyı okumaktan çok daha fazla gözü yorar.
 
Monitörlerin sağlığınıza ve gözlerinize göre seçimi ve ClearType teknolojisi bir sonraki yazımda....