Selçuk İslamoğlu

Teknoloji ve hayat üzerine...

"Sürgün"

Türkiye’de internetin ilk günlerinden beri topluluk yöneticiliği yaptığımdan biliyorum ki: "Ban" adı üstünde "Sürülmek" gerçeği kadar acıtıyor

Bırakın interneti öncelikle benzeri bir dışlanmışlığı gerçek hayatta örneklendirelim...


Uzun süredir beraberce takıldığınız bir arkadaş grubunuz var. Ortak etkinliklere katılıyorsunuz, sohbetleriniz oluyor, gülüyorsunuz eğleniyorsunuz. Toplandığınız yerler belli, bir kahvehane olabilir, bir halı saha etkinliği olabilir, sinema gösterimlerine gittiğiniz bir grup olabilir veya ev hanımları gibi bir "gün"toplantısı, bir meslek locası olabilir. Birden bu gruplardan birinin yöneticisi herhangi bir nedenle (ki zamanında kurulan veya oluşan samimiyetten dolayı arada esnettiğiniz toplum kurallar vb.  olabilir) "kusura bakma, artık seni aramıza almamaya karar verdik"deyiveriyor. "Neden? Ama? Niçin?"gibi sorulara yanıt aramaya başlıyorsunuz. Tabii ki siz bunu haketmediniz.  Mevcut düzeninize alıştığınız arkadaşlarınızı veya ortamınızı bir daha göremeyecek olmanın verdiği derin bir boşluk oluşuyor. Kendinizi aşağılanmış, aldatılmış hissi de bir kenara... Ha, hakkettiğinizi düşünüyorsanız o durum biraz değişiyor ama yine de ister istemez bir kin veya nefret oluşuyor.
 
İnsan Sosyal bir Hayvandır...

Tıpkı diğer sosyal hayvanlar gibi insan toplulukları da, varolmak için kendi gibi olan bireylerle bir arada yaşamak, görev paylaşımı yapmak zorunda. Robinson Crusoe gibi hayatını topluluktan uzak tek başına geçirmiş kişilerin hikayeler genelde sadece romanlarda birer macera olarak görünüyor zaten.
 
Gelelim internet yanına...

İnternet özellikle bizim gibi kapalı ve sosyalliği kısıtlamış toplumlarda birer kaçış aracı gibi. Hayatında sesini çıkaramayan, toplum baskılarıyla sindirilmiş kişilikler internet gibi "sözde özgür"bir ortamda neredeyse tüm bastırdığı duyguların dışa vurumlarıyla yaşamaya başlıyorlar. Bir nevi hayatlarını klavyelerine taşıyor, orada olmak istediği kişiyi canlandırarak davranıyorlar. Bu tabii ki herkes için geçerli olduğu söylenemez  (zaten çok kişi de yakıştırmaz kendini buna) ve hayat doğal olarak kablolarla iletilmeye başlandığında, ister istemez topluluklar da, kendiliğinden oluşuyor.

İnternet,  TV’nin hiç bir zaman yapamadığını, radyonun ise "frekans tahsisi"adı altında kurulan denetleme kurullarından sonra hiç bir zaman yapamadığı şeyi, yani karşılıklı iletişimi getiriyor. İşte bu yüzdendir ki, devletlerin kontrol edemediği internete içten içe nefret beslemesi de buradan...  Çok uzaktan değil, bizim tarihimizden 4. Murad’ın da kahvehaneleri  "sağlık açısından değil”, sohbetlerle "siyasi komplo üretilebilir"diye kapattığını da unutmamak gerek.

Bugün hayatını internete taşımış binlerce kişi için de durum bu.  "Sanal ortam"demeyeceğim, çünkü bunu yeterince "internetten anlamayan ucuz gazetecilik" yapan kişiler kullanıyor; --"Yeni nesil sosyal ortam" en  uygunu olsa gerek—bu ortamlarda da hayat olduğu gibi devam ediyor ve birden arkadaşlarınızın veya zamanınızın bir kısmını geçirdiğiniz ortamdan uzaklaştırılınca tıpkı hayatta ki örneklerde olduğu gibi boşluğa düşmek kaçınılmaz.
Susturuluyorsunuz, arkadaşlarınızın önünde saygınlığınızın yok edildiğini düşünüyorsunuz; yöneticilere küfrediyorsunuz veya kendinize...

Ama hayat da devam ediyor sizin ne düşündüğünüze aldırmadan...  Yapacağınız şeyler yine yaşamla örtüşüyor. Ya yöneticilerle konuşup özürlerinizi iletiyorsunuz, ya isyan edip kavga ediyorsunuz; veya yeni toplulukların birer üyesi olmak için başka yerleri seçiyorsunuz.  Tıpkı sürülmüş biri gibi...

Her insanın ruh yapısı farklı olsa da, aşağı yukarı bir genellemeyle oluşan sonuç bu... Tıpkı yaşamda olduğu gibi internette de bunları engellemenin yolları belli. Artık o kadar içiçe ki bu kavramlar, tüm internet siteleri yine hayatımızdaki kanunlarla aynı şeyler için geçerli.
 
"Banlandınız mı?"
İnternet fiziksel olarak sizin hayatınızı toplumdaki gibi baskı içerisine alabilecek bir yer olmadığını unutmayın öncelikle. Ama özeleştiriyi de ihmal etmeyin yine de. Her ne kadar internet babanızın malı değilse de, çoğunlukla yine belirli kurallar hemen heryerde geçerlidir. Karşınızdakine saygınız gibi...