Selçuk İslamoğlu

Teknoloji ve hayat üzerine...

Microsoft ölüyor, yok yok Apple mı yoksa?

Piyasa felaket tellalı ile dolu. Arka arkaya açıklanan sonuçlar yorumcuları komik duruma düşürebiliyor.

Herşey PC donanım firmalarının sene sonu rakamlarını açıklamasıyla başladı. DELL, HP gibi şirketler neredeyse yüzde 20'lere yakın satış azalması yaşadıklarını açıkladılar. Ekonomi ve teknoloji yazarları "Biz demiştik" dermiş gibi hemen bu rakamlara atladılar. Felaket tellallığı özellikle hibrid cihazların bu döneminde çok revaçta.

Yeni bir cihaz türü çıkmaya dursun, hemen gelecek okuyucular ve heyecanlı yatırımcılar yeni oyuncaklara atlarlar. "Eskisi ölecek, yenisinin dönemi gelecek". Ben buna Geleceğe Dönüş sendromu diyorum aslında. Tıpkı filmde 2015 yılı tarifi, uçan arabaların her evde olmayacağı gibi bundan 30 sene önce "olacakmış" gibi görünüyordu. Bugün de benzeri tahmini uçuşlar söz konusu...

Hiç bir zaman PC-sonrası-dönem (Post-PC Era) denilen safsataya inanmadım. Bu söylem kişisel bilgisayar piyasasından umduğunu bulamadıktan sonra "icat ettikleri(!)" tabletleriyle hisselerini oldukça yukarıya taşıyan malum bir firmanın pazarlama stratejisi söylemlerine oldukça benziyordu. Kişisel Bilgisayar olsa olsa ihtiyaçlara göre özellikleri azaltıp, arttırabiliyor. Bugün onca özentiye rağmen tabletler iş dünyasından içeri adım atamadılar. Biraz gelişmiş e-reader veya birer taşınabilir oyun konsolundan öteye gidemediler gibi görünüyor.

Felaket telları tahminlerinin tuttuğunu düşünüp, PC satıcıları da satış azalmalarını açıklayınca bu "Windows ölüyor, batıyor" geyikleri tüm internette dolaşırken, bu sektörün en önemli iki oyuncusu rakamlarını açıkladılar. Apple hisseleri çakılırken, Microsoft geçen seneye göre kar açıkladı. Bir anda yorumcular ters köşeye yattılar, üstelik Microsoft'un geçen seneye göre platformlar arası (server, kişisel bilgisayarlar vb.) oranları da korunuyordu, yani bir değişiklik yoktu.

Peki hem PC satışlarının hem de mobil piyasanın en önemli aktörü Apple'ın satışları aynı anda neden düştü? Apple'ın telefonu değil ama tabletine hala ciddi bir rakip yok üstelik...

Bunun en büyük nedeni, insanlar daha önce aldıkları bilgisayarlarından memnun olmaları. PC'lerin doygunluk noktasına ulaştığı ve hız kestiği söylenilebilir. Tüm piyasa daha mobil cihazlar peşindeyken, PC üreticileri araştırma geliştirmelerini bu yöne kaydırarak stratejik bir yanlış görme yapmış olabilirler. Tabii ki Ultrabook denen hibrid cihazlar yaptılarsa da, bunların performansları bir önceki senenin dizüstü bilgisayarlarına yaklaşamıyor. Dokunmatik bir "çalışma bilgisayarı" insanları için öncelikli bir satın alma tercihi olmadı. Hafiflik de keza öyle.

Yanılgı olduğunu net bir şekilde söyleyemeyeceğimiz bir şekilde, insanlar tabletleri "gayri-ciddi" cihazlar olduğunu düşünüyorlar ve genel kullanımlarına bakıldığında çok da yanılmıyorlar. Kapasiteleri, sınırlandırmaları, hatta hala gerçek bir klavyenin yerine kullanılamayacak rahatsızlıkları, ofis ihtiyaçlarını görememesi çalışan insanları tabletin yanında bir PC kullanma ihtiyacı hissettiriyor.

Gelecek neler getirecek bilmiyorum ama götüremeyeceği şeyler "şekil değiştirseler de" kişisel bilgisayarlar olacaktır. Kendim dahil, pek çok insanın Microsoft'un Surface Pro'sunda yaptığı gibi hem tablet, hem kişisel bilgisayar olarak da kullanılabilecek ama güçlü fakat hafif, pil ömrü uzun cihazları beklediğini ve piyasada şimdi bulunan Hibrid PC'lerin veya Ultrabook'ların henüz bunu sağlayamadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Hani klavyeler yok oluyordu?

Klavyeler sanallaştıkça daha basit bir hal alacağına, çok özel bir duruma dönüştüler...

Dün Habertürk yazarlarından Rahşan Gülşan klavye konusunda oldukça sitemkar bir yazı yazmış. Özetle artık sadece bilgisayarların değil, akıllı telefonlardan, televizyonlara kadar bir çok cihazda sanal İngilizce Q klavye olduğundan bahsediyor ve BTK'dan bunun önüne geçebilecek bir önlem almasını istiyor. Türkçe karakterler olsa da, bunları yazmak için 1-2 tuş kombinasyonlarından geçtiğimizden bahsediyor.

Aynı konu beni de rahatsız etse de, ben BTK gibi bir devlet bürokrasi kurumunu bu işe karıştırmak istemem. BTK'nın başımıza getirdiği yeterince gereksiz yasak varken üstelik. Şimdi zorla F klavye dışında klavye sokturmazlar mazallah cihazlara...

Durum özetle şu: Q klavyede standart harfler, neredeyse dünya çapında 1-2 farkla standartlaşmış bir klavye türü. Örneğin, Almanca klavye'de Z ile Y, Fransızca'da A ile Q, Türkçe'de İ ile I yer değiştirmiş durumda, tüm dünyada böyle. Ek dile özgü tuşlar veya harf olmayan diğerlerinin yerleri tüm dünyada değişsede, ilk A-Z harf listesi aşağı yukarı aynı sırada. Tabii ki ülkelere özgü klavyeler mevcut, bizde F, İngilizce'de DVORAK klavye türleri gibi. Çok yaygın bilinen efsanenin aksine Q ne yavaş yazmak için tasarlanmış, ne de İngilizceye özel. Sadece daktilo ustası Eliphalet Remington "TYPE WRITER" (daktilo) kelimesini sadece en üst tuşlarla yazarak etkilemeye çalışan bir nevi pazarlama aracı olarak ortaya çıkmış. Ama bugün dünyanın en çok kullanılan klavyesi haline gelmiş. Bu dünyaca kabul edilmiş bir standart klavye düzeni (bkz: ISO/IEC 9995)

Türkçemiz özel

Microsoft'un yazılım yerelleştirme departmanlarında özel ders olarak verilen Türkçe eğitimi, Türkçe'yi diğer Latin alfabelerinden ayırıyor. Ğ, Ş gibi hiç bulunmayan karakterler işin kolay yanı. Bir I ve İ harflerinin küçük harflerinin değişmesi durumu var ki, yabancı yazılım geliştiricilerin kabusu durumunda. Yani aslında Türkçe için özel bir programlama gerekiyor.

Türkiye'de insanlar zaten Türkçe olmayan klavyelere ilgi göstermiyorlar. Microsoft, Logitech, A4Tech gibi bir çok firma zaten "donanımsal" klavyeleri Türkçe standardizasyonuna göre getiriyorlar. Ancak genellikle oyuncular ve sıkı kullanıcılar için getirilen ve arkaplan ışığı gibi değişik özelliklere sahip klavyelerin malesef Türkçelerini bulmak imkansız gibi. Keşke onlar da olsalar ama firmaların bu konuda "ek maliyet" gibi bir bahaneleri var. Ona da razıyız, siz yeter ki yapmalıyız deyin.

Peki sanal klavyelerin ne gibi bir özürü var?

İşte onların özürleri şöyle başlıyor: Örneğin Apple "ama bizim tuş aralığımız ve genişliğimiz özel ve patentli" diyor ve Türkçe tuşları da ayrıca koyacak yer ayıramayacağından bahsediyordu. Ancak Cumhurbaşkanı seviyesindeki bir ricadan sonra Türkçe Q ve F klavye eklemeyi kabul ettiler, o da iOS 6'da gelecek. Reis-i Cumhur keşke Twitter yerine Google'a da uğrayaydı...

Android'te durum farklı değil. Türkçe karakterler desteklense de klavye Türkçe değil. Neyse ki Android kapalı bir sistem değil, Swift Keyboard, Smart Keyboard gibi ücretli alternatiflerin yanında sadece Türkçe için "Turkish keyboard" diye ücretsiz bir yazılım da mevcut, üstelik hem Q, hem F klavye türlerinde...

Cep telefonlarında özellikle ekran genişliği dik durumda bir hayli daraldığı için eklenen 6 tane daha tuş, hem tuş aralıklarını hem de "basma" bölgesini bir hayli daraltıyor. Ama tabletler için pek bir sorun olmayacaktır.

Peki yazılımsal Türkçe klavyelerin olmaması kimin suçu?

Öncelikle Türkiye'deki bu firmaların temsilcilerinin. "Ülkelere özel yazılımlar" yüklenen cihaz yazılımları bile ülke temsilcilerine onaya gönderilirken, bu firmaların Türkçe klavyeleri görmezden gelmesi ya "Eski köye yeni adet mi getireceğiz" üşengeçliğinden veya cidden akıllarına gelmemesinden. Bugüne kadar SMS'ten Türkçe karakterlere ek ücret alan cep operatörlerinin de bu üşengeçliği arttırdığını düşünmemek elde değil. Reklamlarına onbinlerce dolarlar harcayan temsilcileri de bu konuda ana üreticileri harekete geçirmeye davet ediyorum, illa Cumhurbaşkanı mı gitmeli bunu yapabilmek için?

Sadece F klavye için değil tabi... Zorlamanın anlamı yok...

Son olarak "Hani klavyeler yok oluyordu?" demiştim yazımın başlığında. Biz sesli komutları, ses tanımayı beklerken, Türkçe klavyeye üşenenler, bugün İngilizce lehçelerini bile algılayamayan, internet olmaksızın yapılamayan sesli tanıma sistemlerine mi Türkçe'yi alacaklar?

twitter.com/sislamoglu

2012 Felaketine ne kadar hazırız?

2012'de çok büyük bir felaketin yaşanacağı şimdiden belli gibi, fakat insanoğlu veya Türkiye ne kadar hazır?

Yoo, yoo, Marduk, Maya takvimi, X'teki şifreler gibi zırvalardan bahsetmiyorum. 

Bahsettiğim güneş patlamalarının devamında dünya elektrik şebekesini yok edebilecek Taçküre Kütle Atımı (Coronal Mass Ejection - TKA) ve beraberinden yiyeceğimiz Taçküre Kütle Kurşunu... 

Teknik detaya girmeden kısaca karşılaşacağımız sorun basitçe şu: Güneş patlamalarının büyük çoğunluğu gezegenimize zararsız, çünkü dünya çekirdeğinin oluşturduğu manyetik alan (manyetosfer) sayesinde dünyadaki yaşama zarar vermeden kutuplarımızda Aurora Borealis denilen müthiş güzel görüntüler oluşturarak teğet geçiyor. Bu manyetik fırtına güneşten bize oldukça hızlı ulaşıyor. Ama asıl sorun ondan çok daha yavaş olan Taçküre Kütle Kurşunu, dünyaya ulaşması yaklaşık 4 gün süren bu kütle parçası her ne kadar atmosferimizde canlılara zarar vermeyecek (en azından güneşten gelenler) hale dönüşse de, elektrik hatlarında inanılmaz tahribata neden oluyor. Hem de yerel hatlarda. Aşırı yüklenen hatlar, neredeyse önlerindeki tüm elektrik iletim hatlarını çökertebiliyor.

1989'da gerçekleşen küçük şiddetli bir jeomanyetik fırtına Kanada Quebec şehri üzerindeki tüm elektrik sistemlerini aşırı yüklenmeden yakmıştı.

Ama bu hep olmuyor mu?

Beklenen çok daha büyük. Çünkü güneşin pasif durumu sonlarına gelmek üzere. En son bu boyutta güneş patlaması 1859'da olmuştu. Kutup ışıkları, bize göre oldukça güneyde kalan Karaçi ve Hindistan'dan dahi gözlemlenmiş olduğu raporları da bulunuyor. Ama o zamanlar bugünkü medeniyetin kendini bağladığı elektrik hatlarının olmamasıydı şansları. Peki ya bugünkü senaryo ne olacak?

En kötü senaryo

Kuzey yarım küredeki neredeyse tüm elektrik iletim hatları ve santrallerinin iptal olduğunu düşünelim. Çıkabilecek yangınlardan doğacak ölümleri dahi es geçelim. 

1. Atmosfer ısınmasından dolayı genleşen atmosfer bir çok iletişim uydusunu yörüngeden söküp, düşmeye zorlayacak. İletişim durma noktasına gelecek. GPS devreden çıkacak.

2. Elektrik hatları aşırı ısınmadan dolayı zedelenecek, tüm dünyadaki elektrik şebeke üretimi duracak. Tüm cihazların değişimi için tekrar üretim gerecek bu  aylar hatta yıllar alabilir.

3. Elektriksiz bir yaşam nasıl olabilir? Üretim hatları duracak, benzin pompaları dahi çalışmayacak ve bu da jeneratörü dahi doldurulamayacak hale gelmesi demek, ulaşım kesilecek, metro çalışmayacak. Bilgisayarlar duracak ve doğal olarak hiç bir kurum işlev göremeyecek. Gıda dağıtımı da duracağı için uzun sürmesi halinde açlık ve devamında yağmalar dahi baş gösterebilir büyük şehirlerde. Sular idaresi pompalama yapamayacağı için sular kesilecek. Artık olmazsa olmaz telefonlarınızı bırakın konuşmak için kullanmayı şarj da edemeyeceksiniz aylarca, Twitter'ınız olmayacak şikayet edeceğiniz, dizilerinizi izleyeceğiniz TV'niz olmayacak, buzdolaplarınız çalışmayacak, fırınlarınız çalışmayacak, kombiniz çalışmayacak, uzaylı isimleri olan elektrikli ısıtıcılarınız da çalışmayacak, tuvaletinizde ve banyonuzda su olmayacak. Kısaca 20. yüzyıl öncesi neredeyse tüm buluşlarımızı elektrik ve petrolle birlikte değiştirdiğimiz için mini bir taş devri yaşamaya gideceğiz.

Abarttığımı düşünebilirsiniz ama sadece 1 ay ülkede hiç bir yerde elektrik bulamadığınızı, elektrikle hiç bir şeyin çalışmadığını hayal edin.

Bu senaryo aslında en korkunç senaryo değil desem? 

Çünkü önlem alan ülkelerde bunlar yaşanmayacak ama artık ülkeler de birbirine bağımlı olduğu için basit yaşamsal döngü için birbirine bile girebilirler. 

Peki ya Türkiye?

Türkiye halkı hem şanslı, hem şanssız. Şansız çünkü patlamanın Türkiye'yi etkileyeceği garanti gibi. Şanslı çünkü New York'ta 3 saatlik elektrik kesintisi yüzünden yağma başlamıştı, bu bizde olmaz. Kış aylarında yağması gayet doğal olan kar ve tipi yüzünden geçtiğimiz ay 6 saat boyunca kesik olan İstanbul ve tüm Trakya'nın elektriği sırf tek bir hatta bağlı olduğunu öğrendik ve kesinti her yeri felç etse de kimsenin gıkı çıkmadı "Aga bu nedir?" diye. Şanslıyız çünkü bir çoğumuz gaz lambalarını veya mumlarımızı bir kenarda saklıyoruz hala. Şanslıyız çünkü herşeyimiz Allah'a emanet!

Önlem yok mu?

Taçküre Atılımı Kurşununun dünyaya ulaşması, şiddetine göre ortalama 4 gün sürüyor asıl patlamadan sonra. NASA gibi kuruluşlar bunu bize haber edecektir henüz elektriklerimiz varken. Yapılacak şey oldukça basit aslında, tehlike geçene kadar elektrik dağıtım şebekelerini kapatmak. Bunun uyduların düşmesinde faydası olmayacaktır ama elektrik şebekesini onarılamaz duruma gelmekten veya aylarca elektriksiz kalmaktan kurtarabilir tüm dünyayı.

Peki ne zaman olacak?

Bilim adamları tabii ki güneş patlamalarını kesin şu tarihte olur gibi bir şey söyleyemiyor. Güneşin üzerindeki lekelerin birbirine çok yakın oluşması, olası patlamanın şiddetinin çok daha fazla olduğunu gösteriyor. İstatistiki bilgilere göre, 2012'nin yaz ayları veya sonbahar başlarında bekleniyor büyük patlama...

Ama asıl soru...

Sizce hükümetler, firmalar, sanayi ve para döngüsü sistem aylarca elektriksiz kalma riskine karşın 4 gün de olsa, şalter indirebilir mi? Asıl sorulması gereken soru bu...

http://twitter.com/sislamoglu

İddia Ediyorum: BluRay son fırıldak medyadır...

Hayır hayır, her bilgisayara 640 kb bellek yeter gibi bir iddia değil bu. Buyrun detaylara...

Beta Max, VHS, VCD, DVD derken son olarak BluRay medyaya ulaştık video ve daha sonrasında data iletiminde... Seste ise Plak - Kaset ve CD ile son bulmuş görünüyor "medya" kullanımı...
 
Aslında bakarsanız, gerek bilgisayarlarda, gerekse ev aletlerinde insanlara artık "dönen" ve "fırlayacakmış gibi" duran eski teknolojilerden bıkkınlık gelmiş durumda. Bilgisayalarlarımıza göz atalım, mimarisi ilk bilgisayardan beri gelişmeyen bir sabit disk teknolojisi var. Efendim yok boyutlar büyümüşmüş, yok ön bellek arttırılmışmış, palavra...  Bildiğin dönen tekerleğe başka tekerlekler eklemek, koskoca 2.5 - 3.5"'lik tarla gibi alana, 2 kondansatör sıkıştırmakla mimari değişmiyor.  CD'ler, DVD'ler de öyle. Baktığınız zaman oldukça gereksiz bir enerji kaybı bunları döndürmek.
 
Ne günlerdi değil mi, bir CD'lik filmi indirmenin saatler, günler sürdüğü. Evdeki internet bağlantımla 15 dakikayı görmek eskiden inanılmazdı. Bırakın taze poüler H264 gibi teknolojilerle sıkıştırılmış olmayı, alealede eski tarz MPEG2 DVD'leri bile artık streaming şekilde internetten kesintisiz izleyebiliyor olmak da bunlardan biri...
Kutusu kendisi derken zaten oldukça yer kaplayan bu medyalar, veriler vs. için artık zaten fiyatları oldukça düşmüş taşınabilir sabit disklere bırakmış durumda. Kaç kişi artık direk izlemek varken internet üzerinden, kendi harddiskinde küçük eğlenceli videolara yer ayırıyor artık?
 
Müzik desen artık MP3 Oynatıcılar herkesin elinde. Binlerce şarkıyı çakmak cebinde gezdirebiliyorsun. iTunes gibi tüm 13'ü dandik 1 tanesi güzel şarkıdan oluşan CD yerine sadece tek şarkıyı çok daha ucuza maledeceğiniz müzik marketler de almış başını gitmişken hele...
 
Aynı şey, video verileri için de geçerli. BluRay gibi en son medyalar da zaman içinde tabii ki tarih olacak. 1920 x 1080 full HD filmleri izleyebileceğiniz bu medyaların yerini ne alacak? Söyleyeyim, hiç bir şey... Çünkü BluRay'in ölümü (ki buna bir 10-12 sene verelim ortalama) artık "fırıldak" medyaların da tarih olmasıyla son bulacak...

Günümüzde aldığınız taze bir LCD veya LED TV artık kendi USB bağlantısıyla geliyor. Neredeyse tüm kodekleri kapsıyor ve USB ile bağladığınız bir sabit diskten veya Flash bellekten zaten BluRay'in veri gücü ile veri alabiliyorsunuz.  Sabit diskler herkesin ellerinde (şimdilik) , yavaş ve zamanla (ki bu 10 sene içerisinde) SSD'ler ve yeni sessiz ve dönmeyen depolama birimleri zaten oldukça büyümüş ve ucuzlamış olacaklar.
 
Bir de internet var...
 
Türkiye için o kadar umutlu konuşmasam da (ki 3 senedir bir fiyat indirimi bile göremedik, bırakın hız arttırmayı), artık internetin de medya dağıtımında neredeyse lider konuma gelmesi an meselesi. Zaten çok az kalite kaybıyla BluRay filmler bile neredeyse yüzde 50 boyutuna sıkıştırılabiliyor.
 
Artık dönüşü olmayan yola girdik...
 
Sabit disklerin ve medyaların durdurulamaz düşüşü başladı. SSD çağı ve sonrası gelmek üzere... Şimdiden soruları duyuyorum: "E görüntü kalitesi daha artacak daha büyük medyalar gerekecek", hayır efendim. Şimdi bile 3-4 BluRaylik depolamayı neredeyse aynı fiyata sabit diskinizde elde ediyorsunuz. Öte yandan insan gözünün ve kulağının algılama sınırlarına yaklaştık Full HD / DTS ile, bundan ötesi artık eşek su ilişkisinden öteye gitmez. 1-2 yazılım ve Hz oynamasıyla bile görüntüler bir hayli düzeltilebiliyorken, bunun ötesi için sadece internet hızlarının artması ve SSD'lerin ucuzlamasından başka bekleyecek bir şey kalmıyor... 
 
Uzun sözün kısası, tabii ki BluRay "formatından" daha büyük alanlara ihtiyaç duyacak gerek video gerek veriler olacak ama artık dönen ayrı ayrı diskler yerine çok daha küçük, dönmeyen flash bellekler veya SSD diskler; daha iyisi internetten dağıtımla birlikte 10 sene sonra artık yer kaplayan ses çıkaran çizilen bozulan medyalarda kurtulacağız.
 
"Kolleksiyonculara" ise Allah sabır versin demekten başka bir şey kalmıyor. Geriye pek çok ev kullanıcısının tenezzül dahi etmediği backup sistemleri kalıyor ki, onlar da oluversin o kadar ;)

Yolculuk ve Teknoloji

Sık seyahat eden biri olarak teknolojinin yavaş yavaş nasıl da halka inebileceğini gözlemliyorum.

Artık insanlar çok daha fazla şeyi çok daha kolayca kavrayabiliyor.
 
İlk yolculuklarımı hatırlıyorum da, Mercedes 301'lerin zamanında, bugün 2.5 saatin çok fazla geldiği yollar, 6 saatte 320 km katettiğim günleri. O zamanlar kaset çalar Walkman'lerin bile lüks olduğu 80'lerin başları... Şimdiyle kıyas dahi götürülemeyecek kadar sıkıntılı günler. Kesinlikle onlar da sıkıntı mıydı deyip, kağnı arabalarıyla seyahatleri de hatırlayanlarınız olacaktır muhakkak...
 
Ama hayatımıza her hızlıca giren şey gibi sindirmesi güç oluyor çoğu zaman teknolojik yenilikleri, özellikle o teknolojiyle doğmamış olanlar için.
Seyahatte ise durum biraz daha hızlıca alışılmış görünüyor.
 
Bunu dün yaşlı bir amcanın benden yardım istemesiyle anladım. Yenikapı-Bursa sefer biletini internet üzerinden almış fakat biletin kesileceği İDO terminalinde bilet makinasının nasıl kullanılacağını soruyordu bana. Hoşuma gitti bunu öğrenmek. Zaten feribotların uçak rahatlığına hatta daha rahat bir duruma geldiğini zaten seyahat edenler bilse de, yaşı ne olursa olsun, internet üzerinden kendi biletini ve koltuğunu seçebileceğin, herhangi bir sıra beklemeden ve o telaşa, zamanlamaya gerek duymadan bu işleri gerçekleştirmenin rahatlığını yaşamak başka bir şey.
 
Yolculuk kısa; feribot seferlerinde zoraki olarak ideolojisi işletmeye yakın bir TV kanalını izlemeye mecbur bırakılmak biraz can sıkıcı olsa da, akan giden denizi izlemek size çok daha huzur kazandırabilir (Ben varacağım yerdeki sevdiklerimi düşünmeyi tercih ettim mesela). Cep telefonlarının yasak olduğu deniz seferleri de belki zamanla tarihe karışır. Ama teknoloji açısından düşünüldüğünde otobüs firmaları artık çok daha önde...
 
İnternet, film, TV.. Otobüsleri...
 
Otobüslerde ise, teknolojilerin ve yolcu ihtiyaçlarının artmasıyla, meşrubat ikramından çok daha fazla yenilikler içeriyor servisler. Yolculuk boyunca laptopunuzla internet bağlantısı daha önce de bazı firmalar tarafından sağlanıyordu ama artık hemen hemen her firmanın hizmetlerinde yerini almış durumda. Benim gibi astigmatınız varsa, bir kitap okumanın eziyet olduğu kara yolculukları daha sıkıcı iken artık bir multimedya cennetine dönüşmüş durumda. Her koltuğun önünde dokunmatik  ve bir çok navigasyon sistemine benzer özellikler barındıran bir ekranla yolculuk hiç de çekilmez bir hal almıyor. Değişik TV kanallarını izleyebiliyorsunuz, türüne göre müzik seçebiliyor; yine türlerine göre kategorilenmiş onlarca filmden seçip izleyebiliyorsunuz. Hatta yetmiyorsa, USB çubuğunuzu takıp, bir çok multimedya dosyasından kendi film ve müziklerinizi de dinleyebiliyorsunuz. Eh artık daha da canınız sıkılırsa, oyun da oynayabiliyeceğiniz bir ekran bu.
 
Yolculuk artık gündelik hayatın bir parçasıysa, tek bir koltukta saatlerce akan geçen çizgileri izlemeye mecbur kalmanın sıkıntısı artık taşımacılık şirketleri de farkediyor ve bu farkındalık her geçen yıl daha iyi teknolojik yatırımlarla geliyor. Cep telefonu sinyalleri yüzünden duran, kaza yapan toplu taşımacılık artık tarihe de karışmak üzere. Bunun arkasında ise, tabii ki yine yolcuların artık isteklerinde daha bilinçli olmaları yatıyor.
 
Ama yine de bunları konuşuyor olmak bile bizi hala insan taşımacılığındaki en önemli eksikliğimizin ne olduğu konusu unutturmuyor...
Raylı sistemlerin dayanılmaz eksikliği...