Zeynel Öztürk

Galaxy S4'ü denerken...

Ses kaydı için güveninizi SoundCloud'a bağladıysanız buna dikkat edin

Galaxy S3, S4, Note 2 gibi bir amiral gemisi cebiniz varsa, aynı zamanda harika ses ve video kaydedebilen bir canavara sahipsiniz demektir. Orta seviye Android'lerle bir konserde (veya gürültünün yüksek olduğu herhangi bir ortamda) iyi bir kayıt yapmanız, genelde hayal.

CHIP Online'a test için gönderilen Samsung Galaxy S4'ü test etme fırsatı bulduğum yerlerden biri de müzik grubumun provası oldu. Aslında anlatmak istediğim şey Galaxy S4'ün ses kaydını ne kadar iyi yaptığı değil; ancak SoundCloud uygulamasıyla yaptığım kaydın netliğinin beni kendisine hayran bıraktığını da söylemeliyim.

Konuya dönecek olursam; neredeyse stüdyonun kendi ekipmanıyla kaydedilmiş sese yakın kalitede kaydım, SoundCloud'un bug'ları nedeniyle bir anda tamamen silindi. 1.5 - 2 saatlik kaydımı SoundCloud'a yüklemeye çalışırken çıkan bir hatadan sonra kaydın telefondaki kopyası da erişilmez hale geldi (kaydı telefondaki klasörler arasında da bulamadım).

Siz de ses kaydı için bu uygulamadan faydalanıyorsanız, SoundCloud'un cilalanmış arayüzüne hemen kanmayın. Uygulamanın belirli bir yerden sonra eski kayıtlarınızı gizleyip onları geri açmak için sizden ücret talep etmek gibi bir huyu da var. Google Play'de bulabileceğiniz Hi-Q-Mp3 recorder gibi ücretsiz uygulamalar, kaydınızı buluta yüklemese de bu işin altından başarıyla kalkabiliyor. SoundCloud kullanmanız gerekiyorsa, kaydınızı karşıya yüklemeden önce bağlantısı sıkça kesilmeyen bir Wi-Fi'a bağlanmaya çalışın.

İki Android'i eşitlemenin yolu

Android'li cebiniz ve tabletinizdeki bir uygulamanın içeriğini nasıl eşitleyebilirsiniz?

Sahip olduğunuz Android'li cihaz sayısı 1'in üzerindeyse, cihazlarınız arasında en azından bazı uygulamaları eşit tutmak isteyebilirsiniz. Adres defterinizi Google üzerinde saklıyorsanız bunun için ek bir çaba sarf etmenize gerek yok; Gmail ve e-posta hesaplarınız için de aynısı geçerli. Bunun yanında bazı uygulamalar da bulut üzerinden eşitlenme seçeneği sunuyor. Ancak Android, bu işi uygulamalara bırakıyor ve her uygulamayı kolayca eşitlemenin bir yolu yok.

Peki, size kolay bir taşıma imkânı sunmayan bir uygulamanın içeriğini örneğin tabletinizden telefonunuza nasıl aktarabilirsiniz? Bu Cut the Rope'ta kaldığınız yerden ayarlarını/verilerini aktarmak istediğiniz not tutma uygulamasına herhangi bir uygulama olabilir.

İzleyebileceğiniz birkaç yol mevcut. Örneğin Titanium Backup ile uygulamanızın yedeğini alıp yedeği gönderme seçeneğini kullanabilirsiniz. Ancak bu yazımda size sadece bu iş için geliştirilmiş AppSync'i tanıtacağım.


Root'lu Android cihazınızda kullanabileceğiniz AppSync sayesinde herhangi bir uygulamanın içindeki verileri (veya oyunlarda kaldığınız yeri) Wi-Fi ağınız üzerinden aktarabiliyorsunuz. Uygulamayı iki cihazınıza da yükledikten sonra cihazlarınızın aynı Wi-Fi ağına bağlı bulunduğundan emin olun.

Cihazlarınız için bir isim ve aktarım için bir parola belirledikten sonra (parolaların aynı olması gerekli) tek yapmanız gereken, iki cihazınızdan birini elinize alıp ekrandaki listeden diğer cihazı seçmek. AppSync, iki Android'li cihazınızda da bulunan uygulamaları tarayacak ve ekrana bir listesini getirecek (eşitleyeceğiniz uygulamanın iki cihazınızda da yüklü olması gerekli). Bu listeden herhangi bir uygulamaya tıklayarak o uygulamaya ait verilerinizi istediğiniz yönde eşitleyebilirsiniz.

Not: AppSync, eşitlemeye başlamadan önce sizden onay alsa da, verileri hangi cihazınızdan hangisine aktaracağınızı seçerken dikkatli olun. Aksi halde veri kaybı yaşayabilirsiniz.

Bu arada benzer işlev için geliştirilen Helium - App Sync and Backup adındaki uygulama da benzer bir işlevi sunuyor, ancak AppSync'e göre daha fazla seçeneğe sahip (örneğin verileri buluta kaydedebilme gibi). Ancak basit ve hızla çalışan bir çözüm arıyorsanız, AppSync sizin için daha uygun.

Hayal gitar gerçeğe dönüştü

Elektrogitarların aksine, bu gitar sesi kendi üstünde modifiye ediyor

Gitarlar, belki de daha ileri seviyede bulunmalarından olsa gerek, akıllı cepler kadar hızlı gelişmeseler de bu alanda çalışmalar yapılmıyor değil. 20 senedir ses endüstrisinde ürün geliştiren Paul Vo'nun yıllardır üzerinde çalıştığı "sonsuza kadar titreyen gitar" ise sonunda gerçeğe dönüşmek üzere.

Elektrogitarlarda sesi uzatmak için (sustain) farklı tekniklerden faydalanabilirsiniz ancak bunların çoğu, gitarın kendisinden çok ondan gelen ses sinyalleri, efekt aletleri ve amfiler vs. üzerine kuruludur. Akustik gitarlara eklenebilen Vo-96 ise farklı bir çalışma mantığına sahip: sistem, gitardan çıkan sesi işleyip tellere doğru frekansta bir titreşim gönderiyor. Böylece teller, siz onlara vurduktan sonra titremeye devam ediyor ve farklı bir efekt meydana geliyor. Dolayısıyla ses herhangi bir amfiden değil, gitarın kendi gövdesinden geliyor. Vo-96, sunduğu farklı modlar sayesinde gitarınızın gövdesinden synth benzeri sesler ve fazlasının çıkmasını sağlayabiliyor.

The Vo-96 Acoustic SynthesizerThe Vo-96 Acoustic Synthesizer
LEarn more at
Vo-96'nın tellerle arasında karmaşık bir ilişki bulunuyor. Yapabildikleri arasında belirli armonikleri tamamen susturabilmek, veya belirli armonikleri kuvvetlendirmek var. Bunu pilinden aldığı güçle yapan cihazın yaptığı, aslında her teldeki 16 farklı armoniğin titreşimini değiştirmek.


Vo-96 şu an toplu üretime hazır değil. Vo, şu sıralar Vo-96'dan 350 adet üretmek için Kickstarter'da fon toplamaya çalışyor. Mucit, icadını pazarlayabileceğinden, onunla ilgilenecek müzisyenler olduğundan şüphe duymuyor.

Gerçeklikten gerçeklik beğen!

Gerçekliğimiz düştü, lütfen artır, ey teknoloji!

Tüketici elektronikleri, her geçen gün hayatımızın muhtelif eksiklerini kapatacak şekilde genişliyor. Bu, kaçınılmaz gibi görünen veya gerçekten de kaçınılmaz olan bir durum. Zira bir yerde teknolojiden faydalanmak istemiyorsanız, zahmet çekmeyi seven, ve hatta kendinize işkence etmeyi seven biri haline gelebiliyorsunuz.

Hayat karışık bir şey, herkesin farklı bir amacı, hedefleri var, herkesi memnun, huzurlu veya mutlu kılan şey farklı. Bazısını elindeki akıllı cebini tüm inceliklerine kadar keşfetmek memnun ediyor, bazısını onun ne kadar müthiş olduğunu başkalarının görmesi. Hayatımızdaki bir boşluğu dolduruyor 2013 itibariyle bu küçük, akıllı cihazlar.

Tüketiciye yönlelik teknolojinin herkes tarafından kullanılabilir hale gelmesi, aynı zamanda onun belirli bir kullanım kolaylığına sahip olmasını, daha doğrusu kullanımının çok kolay olmasını gerektiriyor. Bu da yazının başındakine benzer kaçınılmaz bir durum. Eskiden kendi yaptığınız şeylerin tamamen bir teknolojiye devredilmesi, hayatınızın değişmesi anlamına geliyor. Anlam yüklediğiniz şeylerin yeni yerler bulması gerekli, bunu başarımıyorsanız belki de "yaşlanıyorsunuz" veya dış dünyadan içe doğru dönüyorsunuz.


Google Glass'ın popüler hale gelmesi halinde yepyeni bir trend dünyayı sarabilir: sanal gerçeklik. Potansiyelinin doğru biçimde kullanılması haline insana inanılmaz faydalar avantajlar sunabilecek bir cihaz, Glass. Ancak götürdüklerini fark bile etmeyebiliriz. Bahsettiğim, cihazın bilgiyi gözümüzün içine sokacak kadar bize yaklaştırması değil tam olarak. Ama hayatımızdaki bir eksiği daha doldurması. Gerçekten tüm eksikler, teknoloji tarafından mı doldurulmalı?

Glass sadece bir başlangıç da olabilir. Şu an prototip aşamasındaki giyilebilir "ekran" Oculus Rift, kafa hareketlerinize uygun olarak size 3 boyutlu bir görüş alanı sunuyor. Üzerindeki denge çarkı, ivme ölçer, pusula gibi algılayıcılardan oluşan sensör paketi, kafanızı nereye çevirdiğinizi algılıyor ve size gerçeğe çok yakın bir deneyim sunuyor. En azından onu deneyenler öyle söylüyor (bu haberimizdeki ninemiz de dahil).

Bu inanılmaz teknoloji, sadece birkaç sene içinde muhtemelen video oyunlarda kullanılacak ve oyunlar, hiç olmadığı kadar gerçeğe bürünecek.

Peki ya bu cihaz çok daha makul boyutlara getirilir ve günlük hayatımıza da girmeyi başarırsa? Zaten birbirine tahammülü azalan, nezaketin ne olduğunu unutmaya yüz tutan insanlık, böylece kendini destekleyecek ve dünyadan izole edecek yeni bir sebebe daha sahip olabilir.

Gigabayt mı, cigabayt mı?

Telaffuzunu biz mi uydurduk, yoksa gerçek mi?

Her yabancı sözcüğü orijinaline uygun telaffuz edeceğiz diye bir kural yok, çoğumuz "Microsoft", "mail" gibi sözcükleri İngilizlerin söylediği gibi söylemiyor. Peki, teknolojiyle herhangi bir şekilde ilgisi olanların belki de her gün kullandığı "gigabyte"ı doğru mu telaffuz ediyoruz?

1.024 megabaytlık veriyi temsil etmekte kullanılan depolama birimi Gigabyte'ın Türkiye'de "cigabayt" olarak telaffuzuna sıkça rastlıyoruz. Gigabyte sözcüğü, "giant" yani dev kökünden türemiş olsa da (kaynak) İngilizcede çoğunlukla "gig" sözcüğünde olduğu gibi "g" ile telaffuz ediliyor. Ancak ses bilimci John C. Wells'in yaklaşık 14 sene önce yaptığı bir araştırma, İngilizlerin yüzde 84'ünün gigabyte'ı "gigabayt" (birçok sözlük/telaffuz sitesinde de böyle. Örnek telaffuz) olarak teleffuz ettiğini, yüzde 9'lu bölümün ise "jigabayt" dediğini söylüyor. Bununla birlikte İngiltere'de az kullanılan bu telaffuz, ABD'de 1960 ve 1980'lerde ölçü bilimlerinde resmiyet kazanmış bulunuyor.

Yaklaşık 15 sene önce kendi bilgisayarımla tanıştıktan bu yana, ben hep "gigabayt" desem de, etrafımdaki herkesin bu farklı, ilginç telaffuzunun doğru olup olmadığını merak ettim. Durum gösteriyor ki gigabyte'ı nasıl söyleyeceğiniz biraz size kalmış. Eğer Geleceğe Dönüş'te bolca sarf edilen "gigawatt" sözcüğünün telaffuzu (filmin orijinalinde de öyle) hoşunuza gidiyorsa veya belki işe biraz da yabancılık katmak istiyorsanız, "c(j)igabayt"tan vazgeçmeyin.

Takip Edin