Zeynel Öztürk

Trafikte telefonla uğraşmak

Yolda yürürken telefon kullanıp ölenler var. Ama biz o kadar akıllıyız ki, telefonla araba sürüyoruz.

Bir zamanlar dışarıda cep telefonuyla konuşmak bile önemli görünmemizi sağlıyordu. Kısa bir süre önceyse gıcır gıcır akıllı telefonunuzu masanın üzerine bırakarak "statü sahibi" olduğunuzu göstermek modaydı. Bu ikisini artık neredeyse herkes yapabiliyor, o yüzden bunların eski çekiciliği pek yok. Bu sıralar daha yeni bir moda var: Direksiyon başında gözünü yoldan ayırıp, akıllı telefon kullanmak.

Lütfen Tekrar Düşünün

Yazdıklarımın tesir edeceğinden şüpheliyim, çünkü direksiyon başında telefon kullananlar, gayet "saygın" görünümlü, hoş otomobilleri olan insanlar. Yani bunun tehlikeli bir iş olduğunun farkında olmasını beklediğimiz insanlar. Belki çalıştıkları yerlerde bir veya daha fazla kişiyi yönlendiriyor ve şirketleri için önemli işler yapıyorlar. Ama hem kendi, hem de başkalarının hayatını tehlikeye attıklarının farkında değiller. Ya da farkındalar ama "bir şey olmaz" diye düşünüyorlar. Ya da daha vahim bir durum sözkonusu: Telefon ve otomobil birleşimi, bizi aptallaştırıyor. Elbette tek sorun bu değil. Mesela trafikte makyaj yapanlar da var.

Trafikte telefonla konuşmak bile yasaklanmış iken, tek elini ve hatta iki elini bırakarak, haliyle gözünü yoldan ayırarak telefonu kurcalayan, bir şeyler yazan onlarca insan görüyorum. Bu sadece trafik sıkışıkken de olmuyor. İşe servisle gidip geliyorum ve servislerdeki, otobüslerdeki insanlar bile telefonlarını bu kadar kurcalamıyorlar. Tek eliyle videolu görüşme halinde otomobil sürenler var.

Arabanın Kıymeti Küçüktür Canın Kıymeti

Lütfen, şu seyir halinde telefon kurcalamayı biraz erteleyin, başka bir zamana bırakın. Trafikte sesinizle telefon kullanmanızı sağlayacak, size mesajlarınızı okuyacak teknolojiler var. Eminim ki bunu yapmadığınızda hayatınızdan bir şey eksilmeyecek. Eğer yanlışlıkla arabanıza sürtünsem ve onu çizsem, bazılarınız hakkınızı en şiddetli biçimde arayacaktınız ("yanılıyorsun" derseniz hiç sesimi çıkarmayacağım). Peki ya siz birinin canına zarar verirseniz ne olacak?

Beyin ve cüzdan optimizasyonu

Harcama çılgınlığımızın bize dönüş şekli: İnsan için değil, beyin ve cüzdan için optimizasyon

Son birkaç gündür, günde birkaç dakikamı Google+'ta geçirdim. Çoğumuzun "bu ne biçim sosyal ağ" dediği platform, aslında hiç de fena bir yer değil. İşe yaramaz bilgilerden çok, işe yarar bilgilerle karşılaşıyorsunuz ve buradaki toplumun biraz daha seçkin olduğu söylenebilir. "Arkadaşlarım orada değil" iddiası doğru olabilir, ancak aslında arkadaşlarınızın bir kısmı orada ve sadece sesi çıkmıyor. Google+ henüz her hareketinizi, düşüncenizi paraya dönüştürmeye çalışmayan, sizi etkilemeye çalışmayan bir yer.

WhatsApp yerine de Telegram'ı kullanıyorum. En azından "Status" denen ve bize dayatılan bu işlevi görmek veya kullanmak zorunda bırakılmıyorum. Telegram'ı masaüstünde kullanırken telefonunuza bağlanmak gibi bir koşul da yok. Burada da neredeyse herkesin WhatsApp kullanıyor olması ve uygulamayı bırakınca dışarıda kalmanız küçük bir sorun olabilir; ancak aşılmayacak bir sorun değil.

Bu noktada en büyük sosyal ağların tek çatı altında tekelleşmesinin zararını görüyoruz. Biri hoşunuza gitmediğinde kaçacağınız ikinci yer, aslında diğerinden çok farklı değil, çünkü aynı temel üzerinde kurulu. Bence herhangi bir firmanın bu kadar büyük bir pazar payını tek başına kontrol etmesine izin verilmemeliydi.

İnsan İçin Optimizasyon

Herhangi bir teknolojinin "en çok parayı üretecek/üzerinde geçirdiğiniz zamanı maksimize edecek şekilde en optimize hale gelmiş olması" beni rahatsız ediyor. Böyle bir hizmet veya uygulamanın gösterdiği her uyarı, gönderdiği her eposta, çıkardığı her ses, önceden ilgimi çekme yüzdesi hesaplanmış olarak karşıma çıkıyor ve bunu hissediyorsunuz. Halbuki öncelik insan ve ona hizmet vermek olmalı. Platformların çok büyüyüp gelişmesi, aslında bu sonucu getirmek zorunda değil ama çoğu kez böyle olduğunu gördük. Koskoca firmalar, para işini bu kadar abartarak kendi ilkelerini silip atıyorlar ve internet gibi her an bir başka yeniliğin doğduğu alanda aslında kendi altlarını kazıyorlar. 

Bu konularla belki pek bir ilgisi yok ancak aklıma geldiği için söylemek istiyorum.

Bir insanın gerçekten akıllı olup olmadığı, "ben akıllıyım" dememesinden, kendisini başkalarından üstün görmemesinden belli olur.

Facebook hepinizi sattı!

Geçmiş olsun, saatlerinizi yatırdığınız Facebook, bizleri satıverdi

Fazla gizlilik meraklısı olmayan biri olarak Facebook'tan son zamanlardaki çıkış şeklim, "Facebook cookie'lerinin hepsini silmek" idi. Sitenin ne kadar bu kadar yavaş çalıştığı, firma sayfalarının neden "dinamik" olduğu, yani her yerinin ayrı ayrı yüklendiği, bir süre aklıma takıldı. (Telefonun pilini tüketen Facebook uygulamalarını zaten kullanmıyorum.) Ama saf olmaya gerek yoktu çünkü amaç belliydi: Her hareketinizi kaydetmek, mümkün olduğu kadar çok verinizi toplamak ve sizi sizden bile iyi tanımaya kalkışmak. Ve ardından, ne yazık ki, verilerinizin başkalarına dağılması...

Cambridge Analytica'nın eline geçen kişisel veriler, son zamanlarda bizi sosyalleştirmekten çok sıkan Facebook için bardağı taşıran son damla oldu. Teknoloji basını şu an sadece Facebook'u nasıl tamamen sileceğinize dair kılavuzlar hazırlamakla kalmıyor, Facebook'un elinde olan Instagram ve WhatsApp'ı da kapatmanızı öneriyor.

Yaşanan olaylar konusunda bizi ilk uyaranlardan birinin Türk olması, ilginç bir detay. Takip edenlerin hatırlayacağı üzere Facebook'un Rusya tarafından Amerikan seçimlerini etkilemek üzere kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Zeynep Tüfekçi'nin de dediği gibi tüm mesele, verilerinizin Cambridge Analytica üzerinden ortaya dökülmesi değil. Cambridge Analytica, sadece işin görünen kısmı ve asıl sorun, Facebook'un iş modelinde.

Facebook'ta beliren, Rus troller'inin 2016'daki ABD seçimlerini etkilemeye yönelik reklamlarının Instagram'da da önemli rol oynadığını unutmamak gerekiyor. Bu reklamlar, reklamcılara sunulan detaylı demografik veriler yoluyla hedefli hale getirilmişti.

Facebook'un Cambridge Analytica'yla ilgili son gelişme üzerine az önce yaptığı açıklamayı okuduğunuzda ise "özür dileriz" sözcüklerini bir türlü göremiyorsunuz. Sosyal platform, özetle sadece gelecekte bu veri sızıntısının yaşanmaması için "daha dikkatli" olacağını söylüyor. Yayınladığı manifestoyla dünyayı kurtarmayı planlayan Mark Zuckerberg'in böyle durumlarda sesinin pek kısık çıktığını görüyoruz.

Peki Ne Yapmalı?

Facebook verilerinizin reklamcıların ve geliştiricilerin elinde oyuncak olması hoşunuza gitmiyorsa, yapmanız gereken şey Facebook ve hatta Instagram ve WhatsApp gibi Facebook'un satın aldığı platformları terk etmekten geçiyor. Bildiğiniz gibi Facebook, hesabınız olmasa dahi sizi takip edebiliyor ve bir profilinizi oluşturabiliyor. Buna karşın Ghostery gibi bir gizlilik eklentisi kullanmanızda fayda var.

Son Söz

Facebook 2,2 milyar kullanıcı kitlesine rağmen son dönemde platformunda hızlı bir zayıflama yaşıyor. Twitter'ı sarsan #DeleteFacebook hashtag'i ile durumun hiç iyiye gitmediği kesin. Kısacası sadece verilerimizi sızdırarak değil, garip sosyal testleriyle de bizi korkutan Facebook, teknoloji tarihine büyük bir ders olarak geçmek üzere ve benim çıkardığım anlam şu: Ne kadar güçlü olduğunuzu sanırsanız sanın, sizi ayakta tutan kullanıcılarınızı satmayın.