Zeynel Öztürk

AdSense'e alternatif arayanlara

AdSense kuralları katı geliyorsa...

Google AdSense, web sitenizden para kazanmak için en iyi yollardan bir tanesi. Bu yüzden ilk bakışta alternatif arayışı gereksiz gibi görünebilir. Ancak bazı durumlarda sitenizde AdSense ile birlikte ikinci bir reklam hizmetine daha yer vermek isteyebilirsiniz.

Bir seneden kısa süredir kullansam da internette yaptığım araştırmalar, alternatiflerinin AdSense'e yetişmediğini hatta yaklaşmadığını söylüyor. Bu yüzden alternatiflerden AdSense seviyesinde gelir elde etmeyi beklemeyin.

Neden AdSense Alternatifi?

Benim durumumda neden oldukça basitti. AdSense'in (genellikle atlanan, sıkı) kullanım koşullarına göre reklamları sabitlemenize, yani sayfayı kaydırdığınızda sabit kalan reklamlara izin verilmiyor. Bu kuralı çiğner ve statik reklamlar gösterirseniz, AdSense hesabınızın kapatılmasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Statik reklamlar, CHIP Online gibi büyük sitelerde gösterilebiliyor; ancak bunun için büyük bir site olmanız ve AdSense'ten izin almanız gerekiyor.

AdSense kullanım koşulları, aynı anda başka bir reklam ağından faydalanmanıza karışmıyor. Bu durumda farklı bir hizmetten faydalanıp, sabit reklam da gösterebiliyorsunuz.

Öneri: Adversal

AdSense alternatiflerinin bazı dezavantajları var; bunları atlattığınız sürece sorun yok. Adversal'in en önemli dezavantajı, PayPal hesabına ödeme yapması. PayPal Türkiye'de kapalı olduğundan, bu yolla ödeme almanız pek mümkün değil gibi görünüyor. Banka havalesi alabiliyorsunuz ancak bu sırada gelirinizin büyük kısmını transfer ücretine bırakmak zorunda kalabilirsiniz.


Siteniz, aylık 50.000 sayfa gösterimini aşıyorsa Adversal hesabı için buradan başvurunuzu yapabilirsiniz. Siteniz sadece Türkçe ise beklentinizi yüksek tutmayın, ancak İngilizce içerikte AdSense'e yaklaşmasa da, hosting ücretlerinizi karşılayacak kadar para kazanabiliyorsunuz (en azından benim durumumda).

23.05.2020 Güncelleme:

Yeni alternatif: Ezoic

AdSense'e iyi bir alternatif, reklam konumlarını otomatik olarak belirleyen Ezoic olarak karşımıza çıkıyor. Ezoic'i sitenizle bütünleştirdikten sonra reklamların görüneceği potansiyel tüm alanları belirlemeniz gerekiyor. Bunun ardından sistem, reklamları bu alanların hangilerinde göstereceğini, yapay zeka yardımıyla kendi belirliyor. Sistemin kendini optimize etmesi birkaç hafta sürebiliyor, ancak sonunda normalde AdSense'te kazandığınızdan daha fazlasını kazanmanız oldukça muhtemel.

Ezoic'in belki en önemli dezavantajı, DNS seviyesinde entegrasyona ihtiyaç duyması. Bu, kontrolü elinizden kaçırıyormuş hissi verebilir ancak herhangi bir sözleşme yapmadığınızı ve dilediğiniz zaman vazgeçeceğinizi belirteyim. Ben şimdiye kadar bu konuda herhangi bir sorun yaşamadım. Entegrasyon işleminde Ezoic temsilcisi, size adım adım yardımcı oluyor. Tabi bu noktada İngilizce bilmeniz veya bilen birinden yardım almanız gerekecek.

Buradan kaydolabileceğiniz Ezoic, ödemeleri Payoneer üzerinden gerçekleştiriyor.

AdSense alternatifi olarak başka önerileriniz varsa, yorumlarda deneyimlerinizle beraber paylaşabilirsiniz!

Galiba IoT da öldü

Nesnelerin interneti, hala gelemedi

Yabancıların her şeyi bizden iyi yaptığını veya yapacağını düşünmek ile bizim kabiliyetsiz olduğumuzu düşünmek farklı şeyler. Birincisinde doğru veya yanlış bir durum tespiti, ikincisinde ümitsizlik var. Dolayısıyla ikincisinde durmayın, çünkü sonu yılların kaybı ve bu düşüncenizden dolayı utanmak olacaktır.

Buradan yola çıkarak, söyleyeceğimi hemen söyleyeyim: Önde gelen yabancı teknoloji yayınları, yeni teknolojilerin büyüsüne kapılıp, kendini kaybedebiliyor. Yani eğer "bunlar bu işi bizden daha iyi biliyor" diye düşünüp, her dediklerine inanan bir teknoloji yazarıysanız, yanıldınız demektir.

Blog köşemde yaptığım, tahmin değil tespit olduğuna inandığım yazılara gelen yorumlar, büyüye bizlerin de kapılmaya yatkın olduğunu gösteriyor. Teknolojinin büyüyeceğine ve şimdi aklımıza gelmeyecek noktalara geleceğine inanmak elbette güzel. Ancak biraz da gerçekçi olmak kaydıyla.

Bunun son örneği IoT (nesnelerin interneti) oldu. Birkaç yıldır konuştuğumuz, hakkında onlarca yazı yazdığımız nesnelerin interneti, evimizdeki bütün cihazların (ya da en azından bazılarının) internete bağlı olmasını, birbiriyle iletişim kurmasını sağlayacak, bizi yepyeni bir nesle taşıyacaktı. Ancak bugün baktığımızda IoT'un heyecanını kaybettiğini, çoğumuzun evinde de böyle cihazların olmadığını görüyoruz.

IoT günün birinde bize ilk tanıtıldığı haliyle hayatımıza girebilir mi? Belki, ancak şu an kimse su ısıtıcısının internete bağlı olmasını umursamıyor.

Teknoloji Dünyası Büyüye Neden Kapıldı?

Bazı teknoloji şirketlerinin ve yayınlarının yeni gelen teknolojileri büyük bir kucaklamayla kabul etmeden önce bazı şeyleri atlayabildiği açık. "Milyon veya milyar dolarlık şirketler böyle hataları nasıl yapar" demeyin, insanoğlu etkiye kapılmayı seven bir varlık ve bu büyüyü kaybetmemek için bazen gerçekleri duymak istemeyebiliyor. Microsoft, akıllı telefonların büyüsüyle adeta her yeri kutucuk yaptı ve neredeyse masaüstü PC'lerden pencereleri kaldıracak, masaüstünde mobil arayüz sunacaktı! Windows 10'da kutucuklardan biraz vazgeçti, şimdi tamamen kaldıracak deniyor. Tabi her şeye rağmen, teknoloji alanında bazı diğer alanlara nispeten daha zararsız bir durum söz konusu.

Elbette bir teknolojinin birkaç sene sonra büyük bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceğini kesin olarak söylemek mümkün olmayabilir. Mesela Bitcoin dünyayı değiştirebilecek bir buluş, ancak bir rakibinin çıkıp çıkmayacağı veya günün birinde hack'lenip, beklentileri değiştirip değiştirmeyeceği bilinmiyor.

Ancak bir teknolojinin yükselmesinin önünde barikatlar varsa, bunları atlamamak gerekiyor. Örneğin IoT için vadedilen "tüm cihazların birbiriyle konuşmasına" bakalım. Bugün bilgisayarlar birbirleriyle bizim gibi konuşmuyorlar, ancak bu cihazlardan bir anda birbirleriyle kusursuza yakın bir biçimde anlaşmalarını bekliyoruz. Dolayısıyla birkaç sene önceki "4G gelecek ve IoT hayatımızı saracak" sözleri, bugün bize 4G'yi satmak için kullanılan reklam sözcükleri olmaktan ileri gitmiyor. İşin ilginç yanı, şu sıralar bu cümledeki 4G'nin yerini 5G'nin almış olması.

Bu kapsamda daha önce söylediğim birkaç şeyi hatırlatmak istiyorum.

- Herkes programcı olmamalı (buna çok kızıldı, halbuki iktisadın kuralı olarak neyin arzı yükselirse, zamanla o şeyin değeri düşüyor; ayrıca programcılık, bolca alaka ve sabır isteyen bir iş)

- Yapay zeka insanı geçmeyecek (Google'ın tepesindeki isim "yapay zeka ateşten derin" gibi garip karşılaştırmalar yaparken, söylediğim saçmaydı. O halde ben de "monitörüm senin midenden derin" desem?)

- Telefonu etraftaki Wi-Fi sinyalleriyle anten üzerinden şarj ettiğini iddia eden firma, biraz hayal görüyordu. Ses getirerek reklam yapmaya çalıştığı veya dolandırıcılığa adım attığı bile iddia edilebilirdi. Zira telefonlar, güneşle çalışan hesap makinesinden "biraz" daha fazla güce ihtiyaç duyuyor. (devri daim makinesini yaptığını söyleyen birine hemen inanmalı mıyız?) 

Bir de sansasyonla gerçeği karıştırarak bize satan kişiler ve firmalar var. Elon Musk ve Apple gibi. 

Sansasyondan ibaret mi, değil mi... Bu kararı doğru vermek, biraz geriye baktığımızda görebileceğimiz üzere, her şeyi değiştirebilecek bir etkiye sahip olabilir.

Instagram öldü mü?

Merak edilen soruya özet bir cevap

Instagram ve Facebook ölüyor mu veya öldü mü mü? Sorunun cevabı ölmekten ne anladığınıza bağlı. 

Kısa cevap: Eskisi gibi değiller.

Bütün gizlilik fiyaskolarına rağmen günümüzün en çok kullanılan uygulamaları arasında Facebook ve ona bağlı Instagram ve WhatsApp var.

Birçok şeyde olduğu gibi bu üç hizmet de bir süre önce üzerindeki kullanıcıların aşırı yüksek heyecanını kaybetmeye başlamış durumdalar (Facebook çoktan kaybetti). Mark Zuckerberg'in bunu kabullenecek bir karaktere sahip olmadığı anlaşılıyor ve şunları rahatça söyleyebiliriz:

Üçü de aşırı büyük ve şişman bir şirketle birlikte ölme yolunda ilerliyor.

Facebook'un her zaman büyük kalma ve daha da büyük olma sevdası, bu yolda adeta "her şey mübah" demesi, tam olarak onun sonunu getirecek şey olabilir. Dahası internet alanında yepyeni bir hizmet veya uygulamanın bir anda parlayabildiği biliniyor.

Bu arada Instagram'ın beğenme sayılarını kaldırma denemelerinin asıl sebebi, bence uygulamadaki etkileşimin çok düşmüş olması ancak bu, firma tarafından doğal olarak bu şekilde açıklanmıyor.

DSmart iptal fiyaskosu 2019

Aboneliğe gelince tamam, iptale gelince çağ dışı istekler

Güncelleme:  

İadeyi yalnızca Dsmart ile ilgilenen bir bayiden yaptığımı eklemek istiyorum.

Güncelleme (02.01.2019):

İptal fiyaskosu, cihazı geri iade etme sürecinde de sürüyor. Gelen SMS üzerine Dsmart cihazını teslim etmek için İstanbul trafiğinde toplu taşımayla boğuşarak bir Dsmart bayine gittim. Söz konusu Dsmart bayi, "sayım" nedeniyle cihazı bugün "kesinlikle" geri alamayacağını söyledi. Böylece cihazla ikinci kez eve geri dönmek zorunda kaldım.

Aslına bakarsanız "külüstür" diyebileceğim bu büyük ve son derece yavaş çalışan cihazı geri götürmeye meraklı değilim, ancak bu eski cihazı teslim etmezsem, bana kesecekleri faturayı bilmiyorum.

Dsmart'a geçecekseniz, düşünmeniz için bir neden daha... Bana sorarsanız hiç geçmeyin, aklınız sizde kalsın.

--

18.12.2018

İnternet, TV yayını gibi hizmetlerine yeni abone olurken yüzünüze gülen, evinize kadar koşa koşa gelen firmalar, iş iptale gelince size gerçek yüzlerini gösterebiliyorlar.

Dsmart aboneliğimi iptal ettirmek için aradığım müşteri hizmetleri, beni ilgilenmediğim tekliflerle dakikalarca oyaladı. Telefondaki müşteri temsilcisi en sonunda "ben iptal yetkisine sahip değilim" diyerek bombayı patlattı ve iptal dilekçemi yollamam bana bir faks numarası (!) ve posta adresi verdi (eposta adresi değil). Bu kısma geldiğimizde müşteri temsilcisi birden bire çok hızlı konuşmaya başladı.

İptal dilekçemi verilen faks numarasına yolladığımda kısa süre sonra bir SMS geldi. SMS'te nüfus fotokopisinin okunaklı olmadığı, dilekçeyi kendilerine ulaştırmam gerektiği yazılıydı. Sanırım buradan dilekçeyi postayla göndermem gerektiği anlaşılıyor.

Teknolojiyle yakından ilgili olan bu firmaların günümüzden bu kadar uzak ve habersiz kalmış olmaları gerçekten üzücü. Bunu kullandıkları yöntem nedeniyle değil, gitmek isteyenleri tutmak için bu yöntemden medet ummaları nedeniyle söylüyorum. Bu tür yöntemlere başvurduklarında sıkıntı yaşayanların internette birçok platformda sesini duyurabileceğini düşünememeleri, kendileri adına çok üzücü. 

Sizlere tavsiyem yaşadığınız bu tür sıkıntılarda sesinizi mutlaka çıkarmanız ve hakkınızı aramanız. Aksi halde bu tür sorunların peşinin kesilmeyeceğinden emin olabiliriz.

Karar özürlü

Kendi lehine karar verememek...

Bence insana, dolayısıyla topluma ve insanlığa en çok zararlı olabilecek şeylerden bir tanesi, kendini olduğundan akıllı ve kendini üstün görmek. Gerçekten akıllı olan birçok "şeyin" yolunu hemen kapatan bu durum, zaten ilk baştan "alçakgönüllü" olmanın "aptalca" olduğunu ileri sürerek, ilk "zeka ürününü" ortaya koyuyor. Gerisinin ne kadar zekice olduğunu siz düşünün.

Kısa yoldan para

"Kısa yoldan para" kazanmaktan bahsedip, bunun "herkesten zekice" olduğunu düşünmek arasında bence tezat var. Bu durumda herkes zeki olsaydı ve herkes kısa yoldan, fazla üretmeden ve hiçbir şey yapmadan mevcut para kaynaklarını üzerine çekebilseydi, dünyaca fakir olurduk, daha doğrusu aç kalırdık.

Bu basit mantığı anlamak için ekonomi okumuş olmaya veya para uzmanı olmaya gerek yok. Buradan bahsedilen "zekiliğin" en iyimser açıklamayla bir serap olduğu söylenebilir. Son zamanlarda "kısa yoldan çok para kazanmak" adına yaşananlar ve tekrar tekrar düşülen haller, bu "zekanın" bir ürünü olsa gerek.

Kısa yoldan para kazanmak isteyebilirsiniz. Ancak bunu hiçbir şey yapmadan istiyorsanız, bu durumda herkesten ileri değil, gerisiniz. Yani birileri çabalarken, yapacak iş bulamazken veya daha kötüsü açlıktan ölürken, yattığınız yerden para gelsin istiyorsanız, bunun adı akıllılık elbette değildir. Kısa yoldan elbette iyi niyetle ve gayet haklı yollardan para kazanmak isteyebilirsiniz, mesela oturup yeni bir saat işletim sistemi yazabilirsiniz; ancak bu durumda da "kısa yol" fikrinizin o kadar kolay olmadığını kavramanız gerekiyor.

Bir insan olarak, üreterek kazanmanın sadece "idealist" veya "erdemli" bir yol değil, aynı zamanda zorunlu bir yol olduğunu kavramamız gerekiyor.

Tepki koyamayan bir toplum, hack'lenmiş beyin

Facebook hepimizin verilerini arakladı; sonuçta kullanıcı sayısı artmaya devam ediyor. Evet karlarında ciddi bir düşüş var, ancak firma büyük kitlesi sayesinde ölü gibi de olsa yaşıyor! "Ölü gibi" çünkü etkileşimi artırmak için başvurduğu yöntemler öyle ilginç ki, bence durumunun çok kötü olduğunu gösteriyor (örneğin mobilde siteyi bilerek yavaş yüklemek ve sizi gözetleyecek uygulamayı yükletmeye çalışmak, gizlilik ayarlarını gözünüzün önünde saklamaya çalışmak).

Sosyal ağların sahiplerinin bize direkt kötülük yapmıyor olduklarını bir an varsaysak dahi, zamanımızı araklayarak birçoğumuzun hayatını "like sayısı", "ne yapsam daha çok like alırım", "şunu hemen paylaşayım" gibi şeylere indirgediği açık. Hayatımızda pek yapmadığımız gülücüğü Instagram'a yapıyor, sosyal ağlarda mutluluk saçıyoruz. "Bunları zaten biliyorum" diyorsanız diyeceğim şu:

Hayatımızı ele geçiren şeylere karşı koyacak gücümüz olmalı. Onlarca restoran varken her gün, ayaklarınızın "x" restoranına gittiğini ve arkadaşlarınız size yemeğin güzel olup olmadığını sorduğunda "iğrenç" dediğinizi, üstelik diğerlerindeki yemeklerin hem daha güzel, hem de aynı fiyatlarda olduğunu düşünün. Bu durumda sizi o sevmediğiniz "x" restoranına götüren nedir, bunu da bir düşünün. Ayrıca herkes sizin gibi yaparsa, toplumdaki hayatın "x" restoranına gidip gelmek gibi olup olmayacağını da sorgulayabilirsiniz. Burada mesele, elbetteki kendinizi kabahatli hissetmeniz değil, sadece biraz düşünmek.

Sahibi aynı olduğuna göre Instagram, WhatsApp için de Facebook'ta yaşanan gizlilik riskleri geçerli. Ve bunları kullanmıyorsanız, garip karşılanma riskiniz var. Yani kendinizi korumak istediğiniz, verilerinizin alınıp satılmasını istemediğiniz için ve gözetlenmek istemediğiniz için garip karşılanabilirsiniz. Hatta hepsi bir yana, herkes yapıyor diye herhangi bir şeyi yapmak zorunda değilsiniz (bakınız akıllı telefon kullanmak).

Kısacası, herkes ne yapıyorsa aynısını yapmak, bazen doğru olmayabilir, ama belki biraz dışlanacak olsanız bile kendi fikrinizi, kendinizi sergileyecek gücünüz var mı?

Telefon akıllı da, hangi anlamda akıllı?

Akıllı telefonlar elbette hayatı sadece sosyal medyadan ibaret olanların işini görmüyor, telefonlar sayesinde bilgi edinebiliyor, birçok konuda eğitimlere ulaşabiliyor, oyun oynayabiliyorsunuz. Ancak gizlilik konusunda işe yarar bazı işlevler sunulsa da, bunların bir kısmı göz boyamadan ibaret. Örneğin Google Maps'i kullanırken uygulama durmadan "bana mikrofon izni ver" diye adeta ağlıyor. Bununla Google'ın casusluk yapacağını söylemiyorum, ama toplanan sesler üzerinde araştırma yapılmayacağı ne malum? Google Asistan da aynı şekilde çalışıyor. Bunlar sadece iki örnek, piyasada onlarca popüler uygulama var. Kısacası uygulamaların "çalışması için gerekli" diye istenen her tür iznin başka hangi amaçlarla, ne kadar kullanıldığını bilmiyoruz, bilmemizin de pek yolu yok. Bu, alışverişinizi tamamlarken kasiyere parayı vermek yerine, cüzdanınızı uzatmaya, "içinden gerekeni al" demeye benziyor. İnternette Android'li telefonunuzun sürekli dinleme özelliğinin reklam amaçlı kullanıldığına dair teoriler var. Mesele bunun gerçek olup olmaması değil; gerçek olmasa bile, biraz daha fazla para kazanmak isteyen bir firmanın bunu "çaktırmadan" yapmasının önünde ne var? Düşünsenize, bu firmanın yöneticisi, bizde de sevgi açısından karşılık bulan "kısa yoldan para kazanmayı seven, çok zeki" birisi olsun?

Kısacası aslında telefonlar henüz o kadar akıllı değiller, ama kişisel ve çok özel verileri bir bahaneyle, kuralları fazla çiğnemeden toplama konusunda inanılmaz derecede akıllılar (elbette bu akıl, arkalarındaki devasa firmalardan geliyor).

https://defkey.com/tr/2018/08/24/editoryal-beynimiz-hack-lendi-mi