Highguard inceleme - Herkes gömmüştü, ama aslında gerçek öyle değil!
Game Awards sahnesinde adı anıldığında homurdanmalar yükselmişti. Apex ve Titanfall ekibinden gelen Highguard oynadıkça fikrinizi değiştirebilir. Önyargılar çöküyor, ama her şey güllük gülistanlık da değil.
WildLight Entertainment denince kulaklar ister istemez kabarıyor. Kadrosunda yıllarca Apex Legends ve Titanfall üzerinde çalışmış isimler var. Yani beklenti büyük, sabır ise düşük. Highguard’ın The Game Awards 2025’te duyurulması tam da bu yüzden ters tepti. İnsanlar sürpriz bir şov beklerken, free to play bir çevrimiçi nişancı görünce hayal kırıklığı yaşadı. İnternette dolaşan yorumlar oyunu daha çıkmadan mezara koymuştu.
Şimdi dürüst olalım. Bu türü yıllardır oynayan bir editör olarak ben de klavyenin başına biraz burun kıvırarak oturdum. Live service, üç (beş) kişilik takımlar, loot, sezon planı… Kulağa tanıdık geliyor. Ama birkaç saat sonra şunu fark ettim: Highguard kendini oynattırıyor. Apex’in akıcılığıyla Rust benzeri bir yağma ve üs yıkma fikrini harmanlamak cesur bir iş. Herkese hitap etmeyebilir ama “tamamen fiyasko” demek de büyük haksızlık.
Peki nedir bu Highguard?
WildLight oyunu tanıtmak konusunda fazlasıyla ketum. Steam sayfasındaki muğlak açıklamalar ve kısa bir fragman dışında elde pek bir şey yoktu. Oysa oynayınca tablo netleşiyor. Highguard, üçer kişilik iki takım olarak başlayan ancak daha sonra oyunculardan gelen tepki ile beşerli olarak güncellenen takımların karşı karşıya geldiği, üs yıkmaya dayalı bir PvP raid shooter. Ama düz gir çık vur değil.
Maçlar dört ana evreden oluşuyor. Önce hangi üssü savunacağını seçip duvarları güçlendiriyorsun. Ardından haritaya dağılıp sandıklar ve kristallerle karakterini geliştiriyorsun. Sonra kritik an geliyor: Shieldbreaker aktif oluyor. Bu artefakt olmadan rakip üssüne delik açmak imkansız. Son aşamada ise içeri girince jeneratörleri patlatmaya çalıştığın saldırı savunma bölümü başlıyor. Burada ister istemez Valorant ve Counter-Strike havası alıyorsun.