Uzayda astronotları bekleyen tehlikeler: Kaslar eriyor, kemikler zayıflıyor
Uzaya yapılan yolculuklar sadece macera değil, biyolojik bir yıkımı da beraberinde getiriyor. Mikro yerçekimi ortamında bir ay geçirmek, kemik yoğunluğunun %1,5’inin yok olmasına neden olurken; yerçekimsizliğin yarattığı "bebek ayağı" gibi ilginç durumlar astronotları zorluyor.
Uzay yolculuğu, sadece havasız bir boşluğa saatte 40 bin kilometre hızla fırlatılmaktan ibaret değil; aynı zamanda insan biyolojisinin sınırlarını zorlayan tehlikeli bir sınav. İnsan vücudu, milyonlarca yıldır yeryüzündeki koşullara uyum sağlamış bir makineye benzetilebilir. Yerçekiminin koruyucu kucağından uzaklaştığımızda, kas erimesinden şiddetli mide bulantısına kadar pek çok sıra dışı sağlık sorunuyla karşı karşıya kalırız. Bu yüzden astronotlar, yörüngede hayatta kalabilmek için sağlıkları konusunda dünyadaki insanlardan çok daha titiz davranmak zorunda.
Dengenin kaybolduğu an: Uzay tutması ve kafa karışıklığı
Saatte on binlerce kilometre hızla giden bir metal yığınının içinde fiziksel bir dengesizlik yaşanması kulağa doğal gelebilir. Ancak asıl sorun, mikro yerçekimi ortamında bulunmanın beyinde yarattığı derin karmaşa. Normalde gözlerimiz, iç kulağımız, kaslarımız ve eklemlerimiz beyne sürekli veri göndererek bir denge hissi oluşturur. Yerçekimi ortadan kalktığında bu veri akışı birbiriyle çelişmeye başlar. Vücut, alışık olduğu uyaranları bulamadığı için sürekli bir hareket hastalığı ve yön duygusu kaybı yaşar. Astronotlar zamanla bu duruma alışsa da Dünya’ya döndüklerinde tüm bu süreci en baştan tecrübe etmek zorunda kalıyorlar.
Kemik ve kas dokusundaki hızlı erime
Dünya üzerinde spor yapmak, kemik ve kas yapısını güçlendirmenin en etkili yolu. Ancak ağırlık kaldırmak, sadece yerçekimi olan bir gezegende işe yarayan bir yöntem. Mikro yerçekimi ortamında vücudu hareket ettirmek veya nesneleri taşımak neredeyse hiç çaba gerektirmez. Bu zahmetsiz yaşamın faturası ise ağır. NASA verilerine göre, uzaydaki bir astronot her ay kemik yoğunluğunun %1,5’ini kaybediyor; özellikle kalça ve bacak kemikleri bu durumdan en çok etkilenen bölgeler olarak öne çıkıyor. Kaslar da benzer bir hızla köreliyorr. Bu yıkımı yavaşlatmak için ISS’deki mürettebat her gün ağır egzersizler yapsa da dönüş yolunda her şeyin olduğundan çok daha ağır hissedilmesine engel olamıyorlar.
"Bebek ayağı" sendromu ve sinüs sorunları
Ayaklarımızın altındaki deri, vücudumuzun en dayanıklı bölgelerinden biri. Çünkü tüm ağırlığımızı o taşıyor. Ancak uzayda yürümek yerine sürekli süzülen astronotların ayak tabanları, zamanla bu direncini kaybeder. Birkaç ay sonra nasırlar dökülür ve ayak altındaki deri bir bebeğinki kadar yumuşak hale gelir. Öte yandan, yerçekimi olmadığı için vücuttaki sıvılar aşağı doğru çekilmez. Bu durum, sinüslerdeki mukusun kafanın içinde serbestçe dolaşmasına ve astronotların sürekli bir tıkanıklık hissi yaşamasına neden olur. Bitmek bilmeyen baş ağrıları ve doluluk hissi, uyku kalitesini düşürerek bağışıklık sistemini zayıflatabilir.