Modern teknolojinin vazgeçilmez bir parçası olan lityum iyon piller, sundukları yüksek enerji kapasitesinin yanında ciddi bir güvenlik riskini de beraberinde getiriyor. Akıllı telefonlardan dizüstü bilgisayarlara, hatta gelişmiş insansız hava araçlarına kadar her yerde karşımıza çıkan bu piller, içerdikleri uçucu elektrolitler nedeniyle her an yanıcı bir maddeye dönüşme potansiyeline sahip.
Bunun en somut ve korkutucu örneklerinden biri, 4 Şubat 2026 tarihinde ABD’nin Rhode Island eyaletinde yaşandı. Tiverton bölgesindeki bir otoyolda römork üzerinde taşınan yaklaşık 4 metre uzunluğundaki bir insansız denizaltı aracı, içindeki lityum iyon pillerin aniden alev almasıyla büyük bir paniğe yol açtı. Olay yerine gelen ekipler, otoyolu saatlerce trafiğe kapatarak yangını kontrol altına almaya çalıştı.
Aslında bu olay karada gerçekleşmiş olsa da, su altı araçlarının neden her zaman birer "saatli bomba" riski taşıdığını açıkça gösteriyor. Yaygın kanının aksine, lityum iyon pillerin suyla teması yangın riskini azaltmıyor, aksine durumu çok daha tehlikeli hale getiriyor. Kimyasal yapısı gereği su molekülleriyle şiddetli tepkimeye giren lityum, temas anında hızla ısı üretiyor. Ortaya çıkan bu enerji önce kısa devreye, ardından da durdurulması neredeyse imkansız olan patlamalara neden oluyor.
Isıl kaçak: Kendi kendini besleyen yangın döngüsü
Tiverton'daki kazada ekiplerin en büyük mücadelesi "ısıl kaçak" adı verilen kimyasal zincirleme reaksiyonla oldu. Bir lityum iyon pil aşırı ısınmaya başladığında sadece dışarıya alev püskürtmekle kalmıyor, aynı zamanda yangını besleyecek yanıcı gazlar da salıyor. Bu durum, yangının kendi kendini beslediği ve dışarıdan müdahalenin çoğu zaman sonuçsuz kaldığı bir döngü yaratıyor. İtfaiye ekipleri, otoyol kenarında üç saat boyunca pilleri soğutarak bu kimyasal kaosu durdurmak için uğraştı. Eğer benzer bir durum derin sularda, bir denizaltı aracının içinde yaşanırsa, müdahale imkanı olmadığı için araç saniyeler içinde metal bir yığınına dönüşüyor.
Günümüzde dron ve taşınabilir cihaz pazarının büyük bölümünü lityum iyon teknolojisi domine ediyor. Bu hakimiyetin temel sebebi pillerin yüksek performansı olsa da kullanıcıların güvenlik standartlarını göz ardı etmemesi gerekiyor. Özellikle internet üzerinden alınan uygun fiyatlı cihazlarda "UL Sertifikası" gibi güvenlik onaylarının olup olmadığını kontrol etmek hayati önem taşıyor. Bu piller ömrünü tamamladığında onları evsel atıklarla birlikte çöpe atmak sadece çevre için değil, çöp kamyonları ve tesisler için de büyük bir yangın riski doğuruyor. En güvenli yöntem, bu pilleri şeffaf bir poşete koyarak yetkili geri dönüşüm noktalarına ulaştırmaktan geçiyor.
Bilim dünyası, bu riskleri ortadan kaldırmak için sodyum iyon piller gibi daha güvenli alternatifler üzerinde çalışıyor olsa da şimdilik bu enerjiyi dikkatli kullanmaktan başka bir seçeneğimiz yok. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, cebimizde taşıdığımız ya da gökyüzünde uçurduğumuz bu küçük paketlerin devasa bir kimyasal güce sahip olduğunu unutmamalıyız.