Nesnelerin ve hizmetlerin interneti!

Kullandığımız tüm cihazları internete bağlayacak olan Nesnelerin İnterneti'nin temelleri atılıyor!

Nesnelerin ve hizmetlerin interneti!

Yazar: Volkmar Denner

Almanya'nın Reutlingen şehrinde çok önemli şeyler oluyor... Nesnelerin ve hizmetlerin interneti dediğimiz ve henüz çok yeni olmasına rağmen, şimdiden geleceği şekillendirmeye başlayan kavramın temelleri işte tam bu şehirde atılıyor... Artık hepimiz yavaş yavaş, çevremizdeki tüm elektronik cihazların internet üzerinden birbirine bağlanabileceğini biliyoruz. Bu, milyarlarca tek parçanın birleşerek muazzam bir bütün haline gelmesi anlamına geliyor...

Bu devasa bütünün köklerinde ise, 340 sekstilyon gibi telaffuzu güç bir rakam bulunuyor. Her ne kadar bu 39 basamaklı sayı henüz çoğu insan tarafından bilinmiyorsa da, hepimiz bunun dolaylı olarak bir parçasıyız... Günümüzün teknolojisi ile, 340 sekstilyon nesne internet üzerinden birbirine bağlanabiliyor ve bu geniş ağ içinde, bu nesnelerin her birine bir adres verilebiliyor. Yani çevremizde ne var ne yoksa internetin bir parçası haline gelebilir ve her biri diğerleri ile veri alışverişinde bulunabilir. Las Vegas'taki Tüketici Elektroniği Fuarı'nın da bu yılın başında gözler önüne serdiği gibi, ağa bağlı cihazların sayısı hızla artarken ağ oluşturma trendi de hızını kesmeksizin devam ediyor. Teknoloji şirketlerinin bu alana yatırdığı milyarlar bunu net bir şekilde yansıtıyor. Yıllardır arka planda sessiz sedasız gelişen yeni teknolojiler, bugün artık kritik bir kitleye ulaşmış; nesnelerin ve hizmetlerin interneti şimdiden gündeme gelmiş durumda.

Çamaşır makineleri ve kıyafetler iletişim kuracak

Çamaşır makineleri ve kıyafetlerin birbirleriyle iletişim halinde olacağı bir dünya geliyor

İnterneti kullanan herkesin bir telefon numarasına benzer eşsiz bir tanımlayıcısı bulunuyor. Bu tanımlayıcı, bireysel kullanıcıların tutarlı ve doğru bir şekilde diğer herkesten ayırt edilebilmesini ve kendilerine doğrudan ulaşılabilmesini mümkün kılıyor. Bilgisayarlar, cep telefonları, yönlendiriciler ve internet kafeler bu ağın bir parçası haline gelmiş durumda... Bugüne kadar, 4,3 milyar adres mevcuttu. Bu rakam her ne kadar yüksek görünebilirse de, gelecekteki ihtiyaçları karşılamaktan çok uzak durumda. İnternet Protokolü Sürüm 6'ya geçilmesinden bu yana, artık dünya üzerindeki her şey için yeterli sayıda adres mevcut: çamaşır makineleri, ısıtma sistemleri, kıyafetler, pencereler, kapılar, rüzgar türbinleri, ambalajlama makineleri ve elektrik sayaçları bu nesnelere verilebilecek örneklerden sadece birkaçı... Bu muazzam sayıdaki adres, var olan tüm nesnelerin birbiri ile iletişim kurmasını mümkün kılıyor.

Bahçe kapınızdan e-posta var

Bu yeni alanın ikinci unsuru olan modern sensörler, bir gramın çok altında bir ağırlığa ve son derece küçük boyutlara sahip. Bu sensörler, dik mi yoksa açılı bir şekilde mi tutulduklarını anlayabiliyor, hava ve oda sıcaklığını ölçebiliyorlar. Hareketleri, ivmelenmeyi ve parlaklığı kaydediyorlar. Küçücük piller bu sensörlere ihtiyaç duydukları enerjiyi sağlarken küçük vericiler de, verileri internet üzerinden gönderiyor. Bosch, Reutlingen'de üretilen MEMS sensörleri alanında pazar lideri konumunda bulunuyor.

İşte, bir akıllı telefon eğildiğinde, ekranındaki resmin de doğru yönde döndürülmesini sağlayan bu sensörler... Günlük hayatımıza daha da yakın örnekler vermek gerekirse; oturma odası penceresine takılan sensör, ev sakinlerine pencerenin açık kaldığını bildiriyor, gecenin bir vakti kapınız zorlandığında, sensör bir alarm sinyali gönderiyor. Diğer sensörler, çalışan bir rüzgar türbininin normalde olduğundan farklı bir şekilde titreştiğini tespit edip potansiyel bir dengesizliğe dair erken uyarı sağlayabiliyor. Bu sensörler, öylesine düşük maliyetler ile üretilebiliyor ki, çevremizdeki nesnelerin bunlarla donatılması sadece an meselesi...

Nesnelerin interneti geliyor

Nesnelerin interneti bir sonraki sanayi devriminin altyapısını şekillendirecek

Sensörler, piller ve vericiler içeren üniteler artık öylesine küçük ve ucuz ki, milyarlarca nesnenin içine yerleştirilebilirler. Hava basıncı, nem ve sıcaklığı ölçen bileşik sensörler dahi, 2,5 milimetrenin altında kenar uzunluğuna sahip ve sürekli olarak daha da küçülüyor. Dahası, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar bu tür sensörlerin ihtiyaç duydukları enerjiyi nasıl çevrelerinden alabileceğini inceliyor. Titreşimler, sıcaklık veya minik güneş pilleri, pil ve kablonun hükmünü yitirmesine neden olabilir. Aynı zamanda, radyo ağları da neredeyse her yerde mevcut. Bu ise, nesnelerin internetinin temellerinin daha şimdiden atılmış olduğu anlamına geliyor.

Bunun farkına varanlar sadece biz de değiliz. Almanya Federal Ekonomi Bakanlığı olasılıkları şöyle özetliyor: "Nesnelerin internetinde, gündelik nesneler bile akıllı hale geliyor; bunlar programlanabiliyor, bellek ve sensörlere sahipler ve iletişim kurabiliyorlar. Dahası, aralarında bağımsız iletişim kurabiliyor, görevleri başlatabiliyor ve birbirini kontrol edebiliyorlar." Almanya Ulusal Bilim ve Mühendislik Akademisi'nin Başkanı Henning Kagermann ise şöyle ekliyor: "Nesne, veri ve hizmetlerin interneti bir sonraki sanayi devriminin altyapısını şekillendirecek."

Termostatlara milyarlar harcanıyor

Örneğin, Google buradaki olasılıklara öylesine güveniyor ki, yakın zaman önce, uygulama üzerinde kontrol edilebilen termostatlara 3,2 milyar dolar harcadı. Daha açık olmak gerekirse, bu parayı, diğer fonksiyonlarının yanı sıra, ev sakinlerinin ısınma tercihlerini "öğrenen" ve kendini buna göre ayarlayan bu termostatların üreticisi Nest Labs adlı Amerikan şirketine harcadı. Bosch'un da uzunca bir süredir sunduğu benzer bir teknolojinin sadece Hollanda'daki satış rakamı 10 bini buldu. Bu da, evleri internet üzerinden birbirine bağlamaya yönelik trendi yansıtıyor. Örneğin, trafikte sıkışıp kalmış bir kişi, bir akıllı Nesne ve hizmetlerin internetinde telefon uygulaması kullanarak ısıtma sistemine kendini her zamankinden bir saat geç kapatmasını söyleyebiliyor.

Şirketlerin işbirliği şart

Şirketlerin işbirliği şart

İnternetin saf dijital dünyasında, Google birçok açıdan başı çekiyor. Şirket şimdi de gerçekliğe, nesnelerin dünyasına doğru stratejik bir adım atıyor. Sonuç olarak da, bilgisayarların dijital dünyası ile nesnelerin gerçek dünyası bir araya geliyor. Bosch halihazırda nesnelerin dünyasındaki hakimiyetini ilan etmiş durumda: güvenilir ambalaj makineleri, otomobiller için kontrol birimleri ve enerji depolama sistemleri üretiyor ve şimdi de bu teknolojilerin internete erişebilmesini sağlıyor. Bir atılım gerçekleştirilebilmesi için, iş dünyasının birbirinden tamamen farklı alanlarından yeni ortaklar arasında işbirliğine ihtiyaç bulunuyor. Kimse bir başına nesneler arasında iletişimi başarıyla organize edemez. Yeni ittifaklara ihtiyaç var. Bosch, Cisco, LG ve ABB de hali hazırda bu amaçla işbirliği gerçekleştiriyor.

Nesnelerin interneti 1999 yılından bu yana gündemde

Sensör teknolojisi ve radyo frekansıyla tanımlama (RFID) etiketleri üzerine araştırmalar yürüten Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ndeki Otomatik Kimlik Merkezi'nin kurucularından biri ve eski direktörü olan Kevin Ashton "nesnelerin interneti" tabirini 1999 yılında ortaya atmıştı. Ashton bu tabiri, Proctor & Gamble'da tedarik zincirleri ve internetin sunduğu yeni olasılıklar hakkında yaptığı bir konuşmada kullanmıştı. Ashton, eskiden insanların internet üzerinde bulunan, örneğin metin, görüntü ve grafik biçimindeki verilerin ana yaratıcıları olduğuna dikkat çekmişti.

Ancak insanlar kendilerini her zaman tam olarak ifade edemeyebiliyorlar ve önlerinde kısıtlı bir süre oluyor. Ayrıca, muazzam miktarlarda veri de yaratamazlar, diye yazıyor Ashton. Çevremizin fiziki olduğunu, ekonomi ve toplumumuzun bilgi değil nesneler üzerine kurulu olduğunu da ekliyor. Oysa bilişim teknolojisi insanların girdiği verilere bağımlı. İşte bu yüzden, genel olarak bilgisayarlar nesneler hakkında çok az şey biliyor. Bununla birlikte, nesneler hakkında her şeyi bilen bilgisayarlarımız olsaydı, bunlar hakkındaki her şeyi sayabilir, gözlemleyebilir, değerlendirebilir ve analiz edebilirdik. Dolayısıyla, bilgisayarların etraflarındaki dünyayı "görebilmesi", "işitebilmesi" ve "tadabilmesi" için veri toplama mekanizmaları ile donatılması gerekiyor. Bu mekanizmalar, örneğin, sensör teknolojisini içerebilir. Ashton'a göre, sensörler bilgisayarların etraflarındaki dünyayı gözlemleyip anlamasına imkan veriyor.

Dünyanın yüzde 75'inin internete erişimi olacak

1 yıl içinde dünyanın yüzde 75'inin internete erişimi olacak

Bu internete bağlı nesnelerin yeni dünyası güçlü büyüme kaydetmeye devam edecek. Amerikan ağ uzmanı Cisco'ya göre, 2020 yılına kadar, veri üretimi ve alışverişi yapan 50 milyar makine ve sensör bulunacak. 2015 yılına kadar da, insanlığın yüzde 75'inin internete erişimi olacak ve altı milyar nesne internete bağlı olacak.

Her ne kadar donanımları yeterince tanımladıysam da, nesneler ve sensörlerinin yanı sıra belirleyici bir başka etken daha var: yazılım... Yazılım sensörden gelen yüksek veri akışını analiz ediyor. Bir dizi belirlenmiş kural temelinde, makinede meydana gelebilecek mekanik arızaları tespit ederek tamire ihtiyaç olup olmadığını, varsa ne zaman gerektiğini belirliyor. Örneğin, sensörler, çalışan cihazların hareket ve titreşimlerini ölçüyor. Yazılım daha sonra bu verileri yorumlayarak makinenin düzgün çalışırken nasıl davrandığını "öğreniyor." Tahrik ünitesinde anında veya kademeli olarak bir dengesizlik oluşması halinde, sensörler diğer hareketleri de ölçüyor. Bir sonraki adımda, sabit kuralları baz alarak ne yapılması gerektiğine karar veriyor. Büyük değişiklikler yaşanması halinde, bir servis teknisyenini e-posta aracılığı ile uyarıyor. Küçük değişiklikler için ise, kısa süre içinde, hatta mümkünse, vardiya sonunda bakım çalışması yapılmasını öneriyor.

Sensörler, nesnelerin dünyası hakkında iç görüler sağlarken yazılım da değişen koşullar karşısında verilecek doğru tepkiyi belirliyor. Örneğin, güneşli havada bir pencerenin açık olması, ufukta bir fırtınanın göründüğü durumlara kıyasla daha az sorunlu bir durumdur. Ancak, bu tür örnekler, sensör teknolojisinin sunduğu potansiyeli tam olarak gözler önüne sermiyor. Şirketler açısından, asıl soruyu bu teknolojiyi nasıl yeni iş fırsatlarına dönüştürebilecekleri oluşturuyor. Nesnelerin interneti de işte tam bu noktada nesne ve hizmetlerin interneti haline gelecek.

Sektörler birbirine bağlanacak

Daha önce birbiriyle ilişkisi olmayan sektörler birbirine bağlanacak

Bir nakliye şirketi müşterisinin stoklarının azaldığını öğrendiğinde, üzerinde anlaştıkları gibi stokların tazelenmesini organize edebilir. Evin sakinleri yokken oturma odasının ışığı açılırsa, güvenlik hizmetleri bir metin mesajı alarak harekete geçebilir. Kiralık bir taşıt kısa bir süre içinde çok uzun bir mesafe kat ederse, sistem alternatif bir sözleşme önerisi getirebilir. Bunlar, nesneler arası iletişimden geliştirilebilecek iş modellerine verilebilecek örnekler... Bu modeller, internetin 340 milyon sekstilyon adresine de bir amaç kazandıracak, zira bunları sensörler ve yazılımlar kullanacak. Bu adresler, daha önce birbiri ile hiçbir ilişkisi olmayan pazar oyuncularını ve iş sektörlerini de birbirine bağlayacak.

Şirketler, müşterilere fayda sağlayan tamamlayıcı veya yeni teklifler oluşturmak üzere web tabanlı platformlar üzerinden birbirleri ile işbirliği yapabilecekler. Bu ise, mevcut iş sektörlerindeki alışılagelmiş düşünüşü sarsacak.

Geleceğin akıllı evi, nesne ve hizmetlerin interneti için muhtemel uygulama alanlarından sadece birini oluşturuyor. Ağa bağlı mobilite de bir diğerini... Ağa bağlı taşıtlar, enerji santralleri, akıllı telefonlar, konteynerler ve makineler, gündelik yaşamı değiştirecek yenilikçi hizmetlerin önünü açarken muazzam bir iş potansiyeli de yaratıyor.

1,9 trilyon dolarlık katma değer

ABD merkezli teknoloji araştırma şirketi Gartner'dan BT analistleri, nesne ve hizmetlerin internetinin 2020 yılına kadar sektörün birçok dalında 1,9 trilyon dolarlık katma değer yaratmasını bekliyor. Şirketler, sadece Reutlingen'de değil, dünya çapında bu fırsatları yakalayıp inovasyonu şekillendirmeyi kendi üzerlerine almalı. Bunu yapmadıkları takdirde, kısa süre içinde rekabet güçlerini yitirecekler.

Yeni teknolojiler hayata geçirildikçe, veri güvenliği de kilit önem kazanacak; dolayısıyla sürekli olarak veri güvenliğinin sağlanması ve en son teknoloji ile donatılması gerekiyor. Aksi takdirde, bu yeniliklerin kabulü sınırlı olabilir. Bosch olarak, daima müşterilerimizi, verilerini tam olarak nasıl kullanacağımız konusunda bilgilendireceğiz. Bana göre, politika yapıcılar bu teknolojiyi güvenilir bir politika çerçevesi ile desteklemeli. Ne de olsa, nesne ve hizmetlerin interneti, Almanya gibi yüksek maliyetli yerlerde, yeni iş yaratma ve mevcut işleri koruma potansiyeline de sahip.

Okuyucu Yorumları

İlk yorum yapan siz olun
Sen de yorum yaz

 


CHIP'i Takip edin
E-Posta listemize katılın
CHIP Dergi Mobil Cihazınızda

İlginizi çekebilir