MIO: Memories in Orbit incelemesi. 2026'nın gizli favori oyunu!
Uzayda kaybolmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı. Bu oyun ile içinizdeki Metroidvania aşkı yeniden alevlenecek. Neden yılın gizli favorisi olabileceğini açıklıyoruz.
Yıllardır oyun oynayan ve gençliğinde çok fazla benzer oyuna maruz kalmış biri olarak metroidvania türü aslında beni artık kolay kolay heyecanlandırmıyor. Harita açmak, geri dönmek, güç kazanmak derken çoğu oyun birbirinin aynısı gibi hissettiriyor. Ama arada böyle Fransız mutfağından çıkma, tanıdık tatları doğru baharatla sunan bir yapım ile karşılaşınca işler değişiyor. MIO ile geçirdiğim ilk saatlerde, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Hollow Knight’ın yalnızlığını, Ori’nin zarafetini ve Nier’in melankolisini aynı potada eriten bir ruhla karşılaştım. Gelin detaylara birlikte göz atalım.
Uzayda arızalı bir yalnızlık hikâyesi
MIO: Memories in Orbit, oyuncuyu La Nave adı verilen devasa bir uzay yapısında sıkışıp kalmış bir androidin yerine koyuyor. Yıllardır kontrolsüz şekilde sürüklenen bu metal yığını, artık kendi kendini bile idare edemez hale gelmiş durumda. Merkez sistemler arızalanmış, yapay zekâlar kontrolden çıkmış ve bir zamanlar düzeni sağlayan robotlar şimdi sebepsiz yere saldırıyor. Eğer bazı kritik bileşenler onarılmazsa La Nave sonsuza dek uzayın karanlığında kaybolacak.
Tanıdık hisler, yabancı bir duygu
Türün müdavimleri için MIO’nun ilham kaynakları saklanmıyor. Hollow Knight, Ender Magnolia ve Ori gibi modern klasiklerin izleri net biçimde hissediliyor. Hikâyenin bazı kırılma anları ise insanın aklına Nier serisinin varoluşsal tonunu getiriyor. Yine de MIO bunları kopyalamıyor, daha çok sevdiği gruplardan parça alıp kendi albümünü yapıyor.
Sulu boya uzay gemisi olur mu demeyin
Teknik tarafta oyunun ilk darbeyi görsel tasarımla vurduğunu söylemek gerek. 2D sulu boya estetiği, soğuk bir uzay gemisine beklenmedik bir sıcaklık katıyor. Geliştirici ekip, La Nave’yi tekdüze bir metal yığını gibi göstermek yerine, farklı mikro iklimler ve biyomlarla bölümlere ayırmış. Üst kısımlar görece düzenliyken, aşağı indikçe yıkım, kontrolden çıkmış flora, ipliksi yapılar ve çürümüş alanlar dikkat çekiyor. Ortaya çıkan renk paleti gerçekten etkileyici.