Kızıl Gezegen'in yüzeyinde keşif turlarını sürdüren Perseverance, bu kez alışılmışın dışına çıkarak jeolojik bir sürprize imza attı. Jezero Krateri çevresinde çalışmalarını yürüten keşif aracı, yüzeydeki sıradan toz ve kaya yığınlarının arasında mikroskobik boyutlarda çok değerli ipuçları yakaladı.
Teksas'ta düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimi Konferansı'nda paylaşılan detaylara göre, toplanan örnekler arasında Dünya'daki kıymetli taşlarla aynı genetiği paylaşan mineraller bulunuyor. Bu keşif, Mars'ın sadece kurak bir çölden ibaret olmadığını, aynı zamanda kristal yapılı cevherlere ev sahipliği yapabileceğini kanıtlar nitelikte.
Bilim insanları, 45 kilometre genişliğindeki eski bir göl yatağı olan Jezero Krateri'nin kıyısında, çevre dokusundan ayrılan soluk renkli çakıl taşlarını inceleme altına aldı. Bu gizemli taşların kimliğini belirlemek için aracın üzerindeki SuperCam adlı lazer sistemi kullanıldı. Lazer darbeleriyle analiz edilen örneklerde, "korindon" adı verilen mineral grubunun izlerine rastlanması heyecanı artırdı. Bilindiği üzere korindon, Dünya üzerinde safir ve yakut gibi değerli mücevherlerin ana maddesini oluşturuyor.
Mars'ın tektonik yapısı, bu tür taşların doğal yollarla oluşması için gereken devasa basıncı üretmekte yetersiz kalıyor. Bu noktada devreye giren araştırmacılar, minik kristallerin kaynağı olarak geçmişteki şiddetli meteor çarpmalarını işaret etti. Çarpışma anında ortaya çıkan muazzam ısı ve basınç, yüzeydeki materyalleri anlık olarak dönüştürerek bu kristal yapılarının doğmasına imkan tanımış olabilir.
Mikroskobik yakutların kimyasal sırrı
Ele alınan kristal taneciklerinin boyutu yalnızca 0,2 milimetre seviyesinde seyrediyor. Bu kadar küçük bir yapıyı analiz etmek zor olsa da lazer verileri, taşların içindeki krom varlığını açıkça doğruladı. Safir ile yakut arasındaki farkı belirleyen temel unsur, barındırdıkları yan elementler. Demir ve titanyum safire mavi rengini verirken, krom ise yakutu kendine has kırmızı tonuna kavuşturuyor.
Perseverance tarafından bulunan örneklerde kroma rastlanması, bu minik parçaların yakut familyasına çok daha yakın durduğunu gösteriyor. Kızıl Gezegen'in envanterine giren bu parıltılı taneler, gezegenin geçmişindeki şiddetli olayların sessiz birer tanığı olarak görülüyor.