Cep telefonlarının tarihi: "Nereden nereye"

1900'lü yıllarda başlayan devrim tüm dünyayı sardı. İşte cep telefonlarının müthiş serüveni...

Cep telefonlarının tarihi: "Nereden nereye..."
Cep telefonunun mucidi Dr. Martin Cooper: "Ben bile herkesin bir telefona sahip olacağını en azından ömrü hayatımda göreceğimi ummuyordum."

Bugün elimizden düşürmediğimiz cep telefonları 7'den 70'e tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılıyor. Cep telefonun mucidi olan Dr. Martin Cooper da geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şaşırtıcı bir itirafta bulunmuş ve yaşarken geliştirdiği bu icadın bu kadar yaygınlaşacağını tahmin edemediğini dile getirmişti.

Şüphesiz bugün kamerası, Bluetooth'u, WiFi'ı ve diğer üstün teknolojileri kullanan cep telefonları, pratikte iki kişinin farklı noktalarda görüşebilmeleri için tasarlanmıştı. Ancak bugün gelinen noktada iletişimde adeta çığır atlandığı su götürmez bir gerçek. Peki ama cep telefonu bu noktaya nasıl geldi? İlk geliştirilen cep telefonunun özellikleri nasıldı? Bugünkü teknolojilerle donatılan üstün cep telefonları bu hale gelmek için hangi aşamalardan geçti?

Bu makalemizde cep telefonunun akıl almaz serüvenini masaya yatırıyoruz.

Walkie Talkie'den Handie Talkie'ye...

Cep telefonları birçok icatta olduğu gibi "gereksinim" duyulduğu için geliştirilen bir üründü. Mobil iletişimin sağlandığı ilk aygıtlar ise bugün için pek de adını duymadığımız Walkie-Talkie cihazlarıydı. 1900'lü yılların başında mobil düzeyde iletişim, bu araçlarla sağlanabiliyordu.

1930'lu yıllarda bilinen ilk ismiyle iki yönlü radyo sistemi ABD'de ortaya çıktı. 1940 yılına gelindiğinde ise Motorola'nın atası Galvin Manufacturing Company, kablolu iletişimi sağlayan çift yönlü mobil radyo sistemini devreye sokmuştu. SCR-300 adını taşıyan Walkie Talkie isimli bu cihazları geliştirilen isimler ise sırayla Marion Bond, Henryk Magnuski, Lloyd Morris, Dan Noble, Bill Vogel ve Raymond Yoder idi.

Geliştirilen bu Walkie Talkie'lerin ağırlığı 18 kilogramı buluyordu. Kapsama alanı ise (bugün için son derece gülünç bir mesafe olsa da) 4 kilometre civarındaydı. Daha sonra Motorola, SCR-536 model yeni Walkie Talkie'siyle (daha doğrusu Handie Talkie) görücüye çıktı. Bu yeni model cihazların geliştirilmesinin bir numaralı amacı ise o yıllar devam etmekte olan İkinci Dünya Harbi'nde bu teknolojinin ABD ordusunda gereksinim duyulmasıydı. Motorola'nın sadece bu savaş boyunca 100 bin adet Handie Talkie cihazı sattığı bilinir.

Dünyanın ilk cep telefonu New York caddelerinde...

Ancak cep telefonunun asıl mimarı elbette Motorola'nın o yıllardaki başkan yardımcılığı görevini yürüten Dr. Martin Cooper oldu. 3 Nisan 1973 yılında eline aldığı ilk mobil telefonuyla New York caddelerinde yürüyen Cooper, rakibi olan AT&T Bell Labs'ı arayarak görüşme yapmıştı. "Ben caddede yürüyerek telefonla görüşürken, insanlar hayretle beni izliyorlardı" diyen Cooper, 73'lü yıllarda henüz telsiz telefonların dahi bulunmadığına dikkat çekmiş, ancak kullandığı cep telefonuyla çeşitli noktaları ayarak görüşme yapabildiğini ifade etmişti.

DynaTAC isimli cep telefonunun üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Cooper'ın başında olduğu grup, bu telefonları tüketiciye göre hazırlayabilmek için 10 yıl süresince 100 milyon dolar harcamada bulundu.

6 Mart 1983'te Motorola nispeten daha ufak bir yapıda olan DynaTAC 8000X model telefonuyla ortaya çıktı. 3.5 inç'lik ahizesiyle dikkat çeken telefon, üzerinde 21 adet buton barındırıyordu. Bunların arasında ise "Recall" (Tekrar arama), "Clear" (Temizle), "Send" (Gönder), "Store" (Depola), "Function" (Fonksiyon), "End" (Sonlandır), "Power" (Güç), "Lock" (Kilitle) ve "Volume" (Ses seviyesi) butonları başı çekiyordu.

Ayrıca LED bir ekranı olan DynaTAC 8000X'te 9 karaktere kadar kelime sığabiliyordu. 30 dakikalık görüşme yapılabilmesine olanak tanıyan telefonun stand by süresi ise 8 saati geçmiyordu. Telefonun fiyatına gelince... Bugün için en son teknolojinin kullanıldığı akıllı telefonlardan bile pahalı olan DynaTAC 8000X, 3 bin 995 dolardan kullanıcılara satılıyordu.

Ve Nokia doğuyor

ABD'den çok uzaklarda, bir İskandinav ülkesinde ise yeni bir dev doğuyordu. Nokia, 1980'li yılların başında mobil radyo üreticisi Salora Oy'u satın alarak bünyesine kattı. Daha sonra yavaş yavaş telekominikasyona daha da ısınan Nokia, ilk portatif telefonunu çok geçmeden kullanıcılarına sunmasını bildi. Mobira Talkman ismini taşıyan ve birkaç saat boyunca konuşma yapılabilmesini sağlayan telefonun ağırlığı ise 5 kilogramı buluyordu.

Bu andan itibaren ürün yelpazesini hızla genişletmeye başlayan Nokia, 3 yıl sonra Mobira Cityman 900 model telefonuyla görücüye çıktı. NMT network'üne bağlı ilk mobil telefon olma özelliğini de taşıyan telefona Gorba adı verildi.

Daha sonraki yıllar Motorola, MicroTAC isimli yeni telefonuyla kullanıcılarını selamladı. 9 inç ebatlarında olan ve nispeten diğer telefonlara göre hafif yapısıyla dikkat çeken telefon, ABD pazarını da salladı. Yıllar geçtikçe pazar payını artıran Motorola, ABD'de 3 milyon aboneye ulaşarak büyük bir başarıya imza attı.

İlk GSM görüşmesini bir Başbakan yaptı

1982 yılında DynaTAC serisi telefonlarının üretimini durduran Motorola'yı bir yana bırakacak olursak, European Conference of Postal and Telecommunications Administration's Electronic Communications Committee, sesli arama ve veri iletişiminde ikinci jenerasyona geçmeye hazırlanıyordu. Ardından ilk Groupe Special Mobile ağı Radiolinja ve Ericsson önderliğinde 1991 yılında devreye sokuldu.

1 Temmuz 1992 tarihinde Finli Başbakan Harri Holkeri, dünyanın ilk GSM görüşmesini bir Nokia cep telefonuyla yaptı. 10 Kasım 1992 yılına gelindiğinde ise şirket Nokia 1011 model telefonuyla görücüye çıktı. Telefon, 90 dakikalık görüşme süresi ve metin mesaj gönderimini de mümkün kılıyordu.

GSM'in hızla yaygınlaşmaya başladığı o yıllarda Avrupa'dan sonra Asya da 1995 yılında GSM'i kullanmaya başladı.

Rekabet kızışıyor

Cep telefonları artık temelde aynı işlevi yerine getiriyor ve kullanıcıların saatlerce görüşme yapabilmesini sağlıyordu. Ancak zaman geçtikçe rakiplerin sayısı da artmaya başladı. ABD'de Motorola rüzgarı eserken, Avrupa'da ise Nokia kasırgası çoktan patlamıştı bile. Uzak Doğu'dan Samsung'u da aynı paralelde değerlendirmek mümkün.

Rakiplerin artmasıyla birlikte ise üreticiler, tüketicilere ulaşmak için farklı çözümler aramaya başladı. Pratikte telefon görüşmesi yapılabilmesi dışında telefonların bir diğer dikkat çekici yönü, tasarımıydı. Nokia da bu anlamda 3210 model telefonuyla kullanıcılara sunuldu. Nispeten ucuz fiyatıyla dikkat çeken 3210'un kullanıcılarla buluşması 1999 yılına tekabül ediyordu. Farklı renk alaşımlarından oluşan telefon, bu sayede gençlere hitap ediyor ve renkli görüntüsüyle rakiplerinin arasından sıyrılmayı başarıyordu.

Avrupa'da bunlar olurken Japonya da boş durmuyordu. Bu Uzak Doğu ülkesinde faaliyet gösteren Sharp, J-SH04 isimli telefonuyla ortaya çıkmıştı. Renkli ekranıyla öne çıkan telefon, bu anlamda sektörü de hareketlendirmişti; zira renkli ekrana sahip ilk telefon olma özelliğini bu telefon sayesinde Sharp elinde bulunduruyordu. Daha sonra Siemens, 4 renkli ekrana sahip S10 model telefonuyla Sharp'ı izledi.

Kamera, renkli ekran ve Bluetooth artık telefonlarda aranan özelliklerdi. Ancak o yılar bu özellikleri bir araya getiren telefonların sayısı son derece azdı. Sony Ericsson ise, T610 model telefonuyla kullanıcıların kalbine girmeyi başarmıştı. Dünyanın ilk Bluetooth teknolojisine sahip cep telefonu olarak da bilinen T610, Sony Ericsson'ı rakiplerine göre bir adım öteye taşımıştı. Oyunlar, melodiler ve basit düzeyde navigasyon özelliğiyle T610, şüphesiz kullanıcılar için o yıllar çok şey ifade ediyordu.

Akıllı telefonlar boy gösteriyor

Telefonların gelişmiş özelliklerle donatılmasıyla birlikte yıldan yıla PDA'lar ile aralarındaki uçurum da kapanmaya başladı. 1994 yılına döndüğümüzde, IBM'in tüketicilere sunduğu cihaz, PDA işlevini telefonlara kazandırıyordu. Ancak Simon dokunmatik ekranı, üretim hatası nedeniyle ciddi sıkıntılara yol açmıştı.

2002 yılında kullanıcılar smartphone olarak da bilinen akıllı telefonlarla karşılaşmaya başladı. Sony Ericsson, bu anlamda ilk dokunmatik ekranlı telefonu olan P800'ü ile kullanıcılarını selamladı. Yazılım geliştiricileri için üçüncü parti uygulamaların geliştirip bu telefonlara uyarlanmasını da mümkün kılan P800'den sonra Research In Motion (RIM), 5810 model telefonuyla bu akımı devam ettirmesini bildi. GSM desteğinin yanında daha büyük bir ekrana sahip olan 5810, buna rağmen hala monokrom bir ekranı kullanıyordu.

Daha sonra e-mail fonksiyonunu destekleyen, QWERTY klavyeye sahip cihazlar sektörde boy göstermeye başladı. Cep telefonlarıyla PDA'lerin bu şekilde bir arada olması, uzun vadede kullanıcıların işine yaradı ve bugün bu beraberliğin meyvesini kullanıcılar yemeye devam ediyor.

3G ortaya çıkıyor

İnternet erişimi CDMA2000 ağlarında ortalama 150 kbit/s idi (2G altında ortalama 56 ila 114 kbit/s). 2.5G network'leriyle birlikte ise cep telefonu web tarayıcıları da yeni bir boyuta taşındı. Artık daha yoğun metinler ekrana yansıtılabiliyor ve yüksek hızda internet erişimi mümkün oluyordu.

2001 yılının sonlarına gelindiğinde Japonya merkezli servis sağlayıcı NTT DoCoMo şirketi, CDMA-tabanlı ilk 3G network'ü devreye soktu. Ardından Güney Kore'deki FOMA (Freedom of Mobile Multimedia Access)isimli şirket de bu Japon devini takip etti. ABD'de ise 3G ilk olarak Manhattan'da kullanıldı ve internet hızı 2.4 m/bit seviyelerine kadar çıkabiliyordu.

Yine bu yıllarda Japon devi NTT DoCoMo, i-mode'u geliştirerek e-mail, web erişimi, finansal servisler ve çok daha fazla bilgiye tek tuşla ulaşılabilme imkanını kullanıcılarına sunuyordu. Her ne kadar i-mode büyük bir devrim olarak da nitelendirilse, Apple ile başlayan yeni "i" devrimi i-mode'u bile unutturacaktı.

Apple bombayı iPhone ile patlatıyor

9 Ocak 2007 yılına gelindiğinde Apple, üç büyük gücü tek cihazda toplayarak kullanıcıların karşısına geçti. Apple'ın patronu Steve Jobs, eline "iPhone"u alarak yeni bir akımı başlattı. iPhone, cep telefonu olmasının dışında hem geniş hem de dokunmatık ekranlı bir iPod'u ve interneti bir araya getiriyordu. iPhone'un sektöre girmesiyle birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

3.5 inç'lik ekranıyla dikkat çeken iPhone, yumuşak bir klavye takımına sahipti. 599 dolarlık fiyatla satışa sunulan ilk iPhone'un 3G modelinin gelmesi ise sadece 1 yıl sürdü. Daha sonraki aylar Samsung, Nokia ve LG gibi dünya devlerinden de benzer telefonlar gelmeye başladı.

2008 yılında ise Tayvanlı üretici High Tech Computer Corporation (HTC), ise Google'ın Android işletim sistemini kullanan ilk telefonuyla bir anda tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. HTC Dream (diğer adıyla T-Mobile G1) olarak da bilinen telefon, web tarayıcı, Gmail, Google Claendar, Google Maps ve Google Talk gibi uygulamalarla birlikte sunuluyordu.

Android'in gelmesiyle birlikte Apple cephesi de artık daha temkinli hareket etmeye başladı. Her ne kadar Apple, uygulama mağazası App Store üzerinden kendi işletim sistemi için milyonlarca uygulama satsa da, uygulama geliştiricileri açık kaynak uygulaması Android'i de hiçbir zaman görmezden gelmedi. Daha sonra iPhone 3G ve 3G S modelleriyle milyonlarca kişiye ulaşan Apple, geçtiğimiz haftalarda da yoğun eleştiri alan iPhone 4'üyle yeniden kullanıcılarını kucakladı.

3G'den sonra sırada ne var

iPhone 4 ile satışa çıktığı 3 günde 1.7 milyon satarak kendi rekorunu kıran Apple, bir önceki iPhone serisindeki başarıyı ise yakalayamadı. Zira özellikle basit hatalar nedeniyle kullanıcıları canından bezdiren iPhone 4, sinyal çekememe sorunu yüzünden binlerce habere konu oldu, şirketler iPhone 4'lerin toplatılması için kampanyalar başlattı.

3G ile özdeşleşen iPhone'u bir yana bırakacak olursak, 3G teknolojisi her ne kadar ülkemizde henüz oldukça yeni olsa da, gelişmiş ülkeler 4G internet için yolun sonuna yaklaşıyor. LTE network'lerinin 12 ay içinde devreye girmesine kesin gözüyle bakılırken, AT&T ve Verizon'un bu sürede çalışmalarına hız verdiği biliniyor.

Okuyucu Yorumları

Toplam 7 Yorum

dahada ilersi çıkacak bu bilişim kafayı yemiş gibi her zaman şu da olsa ne okur der.
birde bakmışsınız ışınlanma :D
yada tv yi 3d sisteminde duvara yansıtma yada videoda o özelliği kullanma..
düşünsenize küçük ekrandan koca duvara geçiş :D

dünden bu güne çok güzel bahsedilmiş ama kısada olsa baz istasyonlarındanda bahsedilse fena olmazdı. Zira ilk baz istasyonlarından birisini bir köpeğin boynuna asıp parkta dolaşırken hizmet vermesi planlanmış ama köpek su içerken yakalandığı için bu fikirden vazgeçilmiştir. İşin komedisi bir yana aynı ölçüde baz istasyonlarıda gelişmiştir bunuda belirtmekte fayda var.

Cep telefonlarında asıl devrim Renkli Ekran telefonların çıkmasıyla oldu.O zamana kadar cep telefonları arasında çok fazla bir fark yoktu.
1 veya 2 tane yeni bir özellik ekleyip piyasaya sürülüyordu.Eee tabiki bizler de hayranlıkla bakıyorduk o zamanlar buna.Örn Nokia larda kendi melodini besleyebilmen veya tek renkli ekranda resimli mesaj gönderilebilmesi vs. gibi.Aslında pratikte bunlar kullanıcıların işine yaramayan sadece GSM servis sağlayıcıları zengin eden uygulamardı.Hatırlayın örn Resimli mesaj görderme özelliğinin ilk çktgığı zamalarda bir resimli mesaj veya istediğiniz bir melodiyi göndermek kaç kontör idi.
Fakat renkli ekranlar ile birlikte Symbian gibi işletim sistemlerinin çıkmasını asıl devrim olarak nitelendirebiliriz.Bu şekilde eski nesil telefonlara nazan bir cep telefonunda çok daha fazla özellik barındırabiliyorsunuz.Burada en önemli etken kamera ve rekli ekran dışında 3. parti uygulamalar yüklenebiliyor olmasıdır(Buna yüklenebilir Java oyunları da dahil edebiliriz).Örn buna en iyi örnek Nokia 6600 ın MP3 çalarının olmayıp 3. parti bir yazılım ile bu telefona MP3 çalar özelliğinin kazandırılması örnek gösterilebilir.

Guzel bir makale olmus.

ilk mp3 yüklenip dinlenilebilen ceptelefonunu siemens'in çıkardığını unutmamak lasım

bence hiç bir şey anlatmıyor

çok sağolun çok güzel anlatmışsınız performans ödevi için çok lazım oldu

Sen de yorum yaz

 


CHIP'i Takip edin
E-Posta listemize katılın
CHIP Dergi Mobil Cihazınızda

İlginizi çekebilir