Denizaltıların gizemli dünyasından 5 şaşırtıcı detay
Denizaltılar, aslında kimsenin tam olarak bilmediği, oldukça şaşırtıcı detaylara ev sahipliği yapıyor. Şimdi gelin, bu detaylardan 5 tanesine birlikte göz atalım…
Amerika Birleşik Devletleri Donanması, denizaltı birimini tamamen gizlilik üzerine kurulu yapısından dolayı "Sessiz Hizmet" olarak isimlendiriyor. Dalgaların arasında kaybolmak üzere tasarlanan bu devasa savaş makineleri, okyanusun derinliklerinde istihbarat topluyor ve potansiyel rakiplerin kıyılarında görünmez birer caydırıcı güç olarak nöbet tutuyor. Bir uçak gemisinde binlerce asker görev yaparken, modern bir denizaltıyı tamamen operasyonel tutmak için sadece 130 ila 150 kişilik bir mürettebat yeterli. Evlerinden uzakta, gün ışığı görmeden aylarca su altında süzülen bu araçlara dair daha önce hiç duymadığınız bazı çarpıcı gerçekler de var. İşte onlardan beşi…
Denizaltılar aslında suyun içinde uçar
Denizaltıların su yüzeyine çıkma ve dibe dalma prensibi, safralarındaki su ve hava dengesine dayanır. Araç dalış yapmak istediğinde tanklarına kasıtlı olarak su alır, yüzeye çıkarken ise bu suyu sıkıştırılmış hava yardımıyla dışarı üfler. Ancak gemi suyun altında dengesini bulduktan sonra derinliğini değiştirmek için tıpkı uçaklar gibi kanatçıkları kullanır. Havacılıkta yön vermeyi sağlayan elemanlara benzer şekilde, denizaltılarda da gövdenin dışına monte edilmiş hidroplan adı verilen küçük kanatlar bulunur. Bu kanatların çalışma verimliliği tamamen aracın hızına bağlıdır ve hız düştükçe kanatçıkların etkisi azalır. Manevra kabiliyetini artırmak adına gövdenin ön ve arka kısımlarında iki set halinde bulunan bu mekanizmaları yönetmek eski tip modellerde üç farklı denizciyi gerektirirken, yeni nesil denizaltılarda gelişmiş elektronik sistemler sayesinde bu süreç çok daha az personelle kontrol ediliyor.
Gökyüzünü görmeden milimetrik konum hesabı yaparlar
Günlük hayatta hepimiz akıllı telefonlarımızdaki GPS teknolojisine güveniyoruz. Denizaltılar da su yüzeyindeyken uydu navigasyonundan yararlanır ancak derin sulara daldıklarında bu sinyaller okyanus tabanına nüfuz edemez. Yakalanma riski nedeniyle yukarı çıkıp gökyüzüne bakarak yön bulma şansları da olmadığı için zorluğu aşmak adına ataletsel navigasyon sistemleri (INS) adı verilen teknolojiyi kullanırlar. Cihaz, jiroskop ve ivmeölçerler vasıtasıyla ilk hareket noktasından itibaren ne kadar mesafe ve hangi yöne gidildiğini hesaplar. GPS kadar kusursuz olmasa da konumu birkaç yüz metrelik yanılma payıyla bulmayı başaran bu sistemde zamanla biriken küçük hataların büyük sapmalara yol açmaması için jiroskopların her 150 saatte bir diğer seyir cihazlarıyla kalibre edilmesi gerekir. Okyanusun zifiri karanlığında yollarını görebilmek için aktif sonar ses dalgası gönderip geri toplayarak çevreyi haritalandırır ancak bu ses düşman gemileri tarafından fark edilme riski doğurduğu için mürettebat çoğunlukla sadece etraftaki sesleri dinleyen gizli pasif sonarları tercih eder.
Nükleer denizaltıların menzilini yakıt değil yiyecek sınırlar
Klasik dizel-elektrikli denizaltılar düzenli olarak yakıt ikmali yapmak zorundadır ancak Amerika Birleşik Devletleri tamamen nükleer enerjili bir filoya sahip. Bu gemilerdeki nükleer reaktörler, araca yirmi ila otuz yıl boyunca kesintisiz yetecek kadar enerji sağlar. Su tedariği konusunda da bir sınırları yoktur çünkü denizaltılardaki gelişmiş arıtma tesisleri, tuzlu deniz suyunu içme ve temizlik suyuna dönüştürür. Bu sistemler sayesinde aracın okyanusta kalma süresini belirleyen tek şey, personelin tüketmesi gereken gıdalardır. Küçük bir mutfakta her gün mürettebat için dört öğün yemek hazırlanır ve gemide genellikle 77 günlük bir devriye için yeterli stok bulundurulur. Görevin uzaması gerektiği durumlarda ise devreye hava kuvvetleri veya helikopterler girer ve dikey ikmal operasyonlarıyla okyanusun ortasındaki gemiye havadan taze gıda bırakılır.