Gökyüzünün "banyo küveti" ve nükleer dedektifler: En tuhaf uçaklar
Amerikan Hava Kuvvetleri envanterindeki uçaklar her zaman savaş için üretilmedi. Bazıları havada lazerle füze avlıyor, bazıları ise atmosferdeki nükleer sızıntıları koklayarak iz sürüyor. Havacılık tarihinin en şaşırtıcı ve gizemli modellerini detaylarıyla inceledik.
Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri denilince akla genellikle devasa nakliye uçağı C-130 Hercules veya gökyüzünün en çevik avcılarından F-22 Raptor geliyor. Dünyanın bu en büyük hava gücünün envanterindeki her model, aslında mühendislik dünyasının birer harikası.
Ancak havacılık tarihi sadece bu ikonik uçaklardan ibaret değil. Bazı tasarımlar var ki tuhaflıklarıyla görenleri hayrete düşürüyor. Bu sıra dışı modellerin bir kısmı sadece kağıt üzerinde kalan iddialı projelerden, bir kısmı ise havacılığın sınırlarını zorlayan deneysel çalışmalardan oluşuyor. Tuhaf görünümlerine rağmen bu uçaklar, modern havacılık teknolojisinin bugünkü seviyesine ulaşmasında sessiz ama derinden bir rol oynuyor.
Gökyüzünde lazerle füze avı: YAL-1
Havacılık dünyasında bazen çok tanıdık bir uçağın burnunda devasa bir lazer düzeneği görmek, her türlü fütüristik tasarımdan daha şaşırtıcı sonuçlar doğruabilir. YAL-1 Havadan Lazer Test Yatağı tam olarak böyle bir cihazdı. Bir Boeing 747-400F gövdesi üzerine inşa edilen bu uçağın burun kısmına, megavat sınıfında devasa bir kimyasal iyot lazeri yerleştirildi.
2000'li yılların başında geliştirilen bu sistemin temel amacı, bugün popüler olan dronları avlamak değil, fırlatıldıktan hemen sonra yükselme aşamasında olan balistik füzeleri imha etmekti. 2011 yılında proje çeşitli nedenlerle rafa kaldırılmış olsa da lazer silahları üzerindeki araştırmalar bugün hala küresel bir teknoloji yarışı olarak devam ediyor.
Radyasyonun izini süren nükleer koklayıcı: WC-135R
Bir diğer ilginç model ise "Nükleer Koklayıcı" lakabıyla bilinen Boeing WC-135R Constant Phoenix. Bu uçak, devasa bir nakliye uçağının modifiye edilmiş hali olsa da çok daha spesifik bir göreve sahip. Üzerindeki gelişmiş sensörler sayesinde atmosferdeki radyoaktif bulutları gerçek zamanlı tespit edebiliyor.
Dünyada sadece iki adet aktif örneği bulunan bu uçak, nükleer denemelerin uluslararası standartlara uygun yapılıp yapılmadığını denetlemek için kıtalararası uçuşlar gerçekleştiriyor. Hatta 1986'daki Çernobil felaketi sonrası radyasyonun atmosferdeki hareketini izleyerek felaketin etkilerini azaltmak için kritik veriler sağladığı biliniyor.
Kanatsız uçuşun sınırları: HL-10 ve NT-43A
Uçuş söz konusu olduğunda kanat kavramı genellikle tartışmaya kapalı bir zorunluluk. Ancak HL-10 gibi modeller bu kurala meydan okuyor. "Uçan banyo küveti" olarak da anılan bu kanatsız tasarım, NASA ve Hava Kuvvetleri'nin ortak çalışmasıydı. Amacı, uzaydan dönen bir aracın kanatları olmadan nasıl güvenli bir şekilde manevra yapıp yere inebileceğini test etmekti.
En az onun kadar gizemli bir diğer platform ise RAT55 kod adıyla bilinen NT-43A uçağı. Dışarıdan bakıldığında oldukça yaşlı bir Boeing 737 gibi görünse de uçağın burnu ve kuyruğu devasa radarlarla şişmiş bir yapıya sahip. Bu uçağın asıl görevi, hayalet uçakların radar izlerini havada ölçerek mühendislerin daha gelişmiş "görünmez" araçlar tasarlamasına yardımcı olmak.