Yapay zeka hakkında doğru sanılan 5 büyük yanılgı
Yapay zekanın tamamen tarafsız olduğu ya da kendi başına öğrenebildiği gibi efsaneler, aslında günlük kullanımda bizi yanıltan unsurların başında geliyor. İşte dijital dünyada karşılığı olmayan popüler şehir efsaneleri...
Yapay zeka bugün kimileri için korkutucu bir gelecek senaryosu, kimileri içinse hayranlık uyandırıcı bir devrim niteliği taşıyor. Geliştiricilerin her gün yeni bir yetenek müjdelediği bu baş döndürücü hız, teknoloji hakkında büyüleyici olduğu kadar yanıltıcı efsanelerin de doğmasına zemin hazırladı. Ancak hem teknolojiyi daha verimli kullanmak hem de yersiz korkulardan arınmak için bu dijital efsaneleri anlamak büyük önem taşıyor. Yapay zekanın aslında ne olduğunu ve daha da önemlisi ne olmadığını anlamak, geleceğe daha gerçekçi bir pencereden bakmamızı sağlıyor.
Bu yazımızda, yapay zeka hakkında ortalıkta dolaşan 5 şehir efsanesine ve doğru olup olmadıklarına göz atacağız...
İnsansı bir düşünce yapısı mı, yoksa istatistiksel bir oyun mu?
Yapay zekanın karmaşık sorulara anlamlı yanıtlar vermesi nedeniyle tıpkı bir insan gibi “düşündüğü”, en yaygın yanılgılardan biri. Bir makinenin bu kadar akıcı ve mantıklı cümleler kurması, onun bir bilinci olduğu izlenimini uyandırıyor. Oysa karşımızda duran devasa dil modelleri, aslında etraflarını kavrayan bir zihne sahip değil.
Bu sistemler, kendilerine sunulan devasa veri yığınları içindeki istatistiksel kalıpları analiz ederek bir sonraki adımda ne gelmesi gerektiğini tahmin ediyor. Yani bir yapay zeka sizinle sohbet ederken aslında derin bir anlama sürecinden geçmiyor; sadece olasılığı en yüksek kelimeleri bir araya getiriyor. İnsanlar yarım yamalak bilgilerden anlam çıkarabilir, bağlamı sezebilir ve yaratıcı çözümler üretebilirken, yapay zeka yalnızca eğitildiği sınırlar içinde hareket ediyor. Ortada bir motivasyon veya bilinç değil, sadece matematiksel bir model bulunuyor.
Zihin okuma yanılsaması
Reklamlarda veya ürün tanıtımlarında yapay zekanın biz daha söylemeden ne istediğimizi anladığına dair bir imaj çiziliyor. Bu durum, teknolojinin gizemli bir şekilde niyet okuma yeteneğine sahip olduğu efsanesini besliyor. Gerçekte ise yapay zeka sistemlerinin zihin okuma gibi bir yeteneği bulunmuyor.
Siz eksik veya belirsiz bir talimat verdiğinizde, sistem bu boşlukları en makul görünen verilerle dolduruyor. Bu durum bazen isabetli bir tahmin gibi görünse de çoğu zaman hatalı sonuçlara yol açabiliyor. Bu illüzyona kapılmak, kullanıcının sistemin gerçek derinliğini olduğundan fazla görmesine neden oluyor.
Objektiflik ve tarafsızlık meselesi
Yapay zekanın bir insan olmadığını kabul edenler bile bazen başka bir hataya düşüyor: Onun tamamen tarafsız ve objektif olduğuna inanmak... Yazılım ve kodlardan oluşan bir yapının duygulardan arınmış, dolayısıyla her zaman adil olacağı düşünülüyor. Ancak gerçek şu ki, bir yapay zeka modeli ancak eğitildiği veri kadar “temiz” kalabiliyor.
Eğer sistemin beslendiği verilerde toplumsal önyargılar veya tarihsel hatalar varsa, yapay zeka bu kalıpları devralıyor ve hatta bazen daha da büyüterek sunuyor. Geliştiriciler ne kadar çabalarsa çabalasın, Dünya’daki mevcut eşitsizliklerin ve bakış açılarının dijital modellere sızması kaçınılmaz hale geliyor. Bu yüzden robotik bir soğukkanlılığın her zaman mutlak doğruyu getireceğini varsaymamak gerekiyor.