1930'ların 'akıllı evi' görenleri şaşkına çeviriyor

Akıllı ev teknolojisinin 100 yıl önce Michigan'ın küçük bir kasabasında doğduğunu biliyor muydunuz? Mucit W.J. Moore'un bilgisayarlar icat edilmeden çok önce kurduğu otomatik kapılar, uzaktan kumandalı ışıklar ve hırsız alarmları, American Pickers programıyla yeniden gün yüzüne çıktı.

1930'ların 'akıllı evi' görenleri şaşkına çeviriyor

Günümüzün yapay zeka destekli akıllı evleri, sesli komutlar ve mobil uygulamalarla hayatımızı kolaylaştırırken, bu teknolojinin kökleri aslında düşünülenden çok daha eskilerde gizli. Popüler televizyon programı "American Pickers", 2025 yılı başlarında yayımlanan bir bölümünde, 1930’lu yıllardan kalma ve dönemi için adeta bir "büyücü kulesi" sayılabilecek sıra dışı bir evi izleyicilerle buluşturdu.

Michigan’ın Caro kasabasında bulunan yapı, telekomünikasyon mucidi W.J. Moore’un dehasını yansıtıyor. Programın sunucuları evi "Amerika'da gördüğümüz en özelleştirilmiş mülk" olarak tanımlarken, yapının yaklaşık bir asır öncesinden bugünün akıllı ev konseptine nasıl göz kırptığına hayretle şahitlik ediyoruz.

Moore’un teknolojiye olan merakı bir tesadüf değil; kendisi 1800’lerin sonunda Moore Telefon Üretim Şirketi’ni kurarak yenilikçiliğin temellerini atan bir isim haline geldi. Bu vizyon, yaşadığı evi de sıradan bir barınak olmaktan çıkarıp erken dönem yüksek teknoloji laboratuvarına dönüştürdü. Bugünün dijital dünyasıyla kıyaslandığında bu çözümler kulağa basit gelebilir; ancak Moore’un henüz bilgisayarlar ortada yokken geliştirdiği analog sistemler, ışıkların uzaktan kontrolünden otomatik garaj kapılarına kadar pek çok ihtiyaca o günlerde cevap veriyordu.

Analog mekanizmalarla dijital geleceğin provası

Moore, evindeki işleri otomatize etmek için karmaşık bir makara sistemi kurarak bugünkü akıllı cihazların atalarını geliştirdi. Örneğin, atölye olarak kullandığı müştemilat binasında, günümüzün otomatik garaj kapılarına benzer şekilde çalışan bir çekme sistemi bulunuyor. Hatta bu yaratıcı zeka eğlenceyi de ihmal etmedi; arka bahçedeki havuzun üzerine kurduğu bir teleferik hattı sayesinde, bir model uçaktan havuza atlayış yapabiliyordu. 1950’li yıllardan kalan fotoğraflar, mucidin bu düzenekleri aktif olarak kullandığını doğruluyor.

Evin asıl büyüleyici kısmı ise kapı kilitlerinden aydınlatmaya kadar her şeyi kontrol eden özel kablolama sistemi. Moore’un sesli asistanları veya dokunmatik tabletleri yoktu ama o dönem için devrim niteliğinde bir kontrol paneli tasarladı. Bu panel, günümüzün akıllı ev merkezlerine benzer şekilde çalışıyor ve her bir fiziksel düğme evin belirli bir bölgesini yönetiyor. "Güney koridoru" gibi isimlerle bölgelere ayırdığı sistemi nasıl kullanacağına dair daktilo ile yazdığı talimatlar, bugün hala evin duvarlarında birer tarihi belge gibi duruyor.

Moore’un öngörüsü basit otomasyonların çok ötesine geçerek bir güvenlik sistemine kadar uzanıyor. Kendi imkanlarıyla yaptığı "akıllı alarm", bir hırsızlık durumunda kapıları kilitleyebiliyor, ışıkları yakabiliyor ve telefon hattı üzerinden acil servislere haber verebiliyor. Üstelik bunun için herhangi bir abonelik ücreti ödenmesi de gerekmiyor. Panel üzerindeki gösterge ışıkları; su pompalarının durumundan hangi kapının açık olduğuna kadar pek çok bilgiyi anlık iletebildiği için aslında bugünün mobil bildirimlerinin fiziksel bir benzerini kullanıyordu.

Şu an bu mekanizmaların çoğu çalışmasa da evi orijinal haline döndürmek için ciddi restorasyon çalışmaları var. Teknolojik açıdan bakıldığında bu yapı, akıllı ev fikrinin aslında ne kadar köklü olduğunu ve insan zekasının kısıtlı imkanlarla bile neler başarabileceğini kanıtladı.