İnsanlık tarihinin en sinsi ve etkili savaş stratejilerinden biri olan zehirli oklar, sanılandan çok daha eski bir geçmişe sahip olabilir. Antik Yunan efsanelerinden Çinli savaşçıların taktiklerine kadar uzanan bu yöntem, aslında on binlerce yıl öncesinin avcı-toplayıcı topluluklarında kusursuz bir disiplinle uygulanıyordu.
Güney Afrika'daki kuvars taşından yapılmış ok uçları üzerinde yapılan yeni bir araştırma, bu tehlikeli teknolojinin kökenlerini tam 60 bin yıl öncesine, Pleistosen dönemine kadar götürüyor. Bu keşif, sadece bir av yöntemini değil, aynı zamanda atalarımızın bitkiler üzerindeki derin bilgisini ve karmaşık düşünme yeteneğini de gözler önüne seriyor.
Güney Afrika'nın KwaZulu-Natal bölgesindeki Umhlatuzana Kaya Sığınağı'nda bulunan on adet ok ucu üzerinde yapılan analizler, heyecan uyandıran sonuçlar verdi. İncelenen ok uçlarının yarısında, bölgede “gifbol” veya zehirli soğan olarak bilinen Boophone disticha bitkisine ait kimyasal bileşenler tespit edildi. Bu bitki, aşırı dozda alındığında halüsinasyonlara, komaya ve ölüme yol açabilen oldukça güçlü toksinler barındırıyor.
Bilim insanları, bu antik avcıların bitkinin soğan kısmından elde ettikleri sütümsü sıvıyı güneşte kurutarak veya ateş üzerinde yoğunlaştırarak sakız kıvamında ölümcül bir macun elde ettiklerini tahmin ediyor. Küçük bir dozun bile kemirgenleri yarım saat içinde öldürebildiği bu madde, insanlarda ise akciğer ödemine ve kalp krizine neden olan ağır semptomlara yol açıyor.
Bir av stratejisi olarak sabır ve zeka
Zehirli ok kullanmak, sadece bir silah üretmekten çok daha ötesini, yani uzun vadeli bir planlama yeteneğini gerektiriyor. Bu okların amacı hedefi vurduğu an öldürmek değil; deriyi hafifçe delip zehri kan dolaşımına zerk etmek. Ok ucu darbe anında kırılıp hayvanın derisi altında kalıyor, böylece zehir yavaş yavaş etkisini gösteriyor. Yaralanan hayvan bazen bir gün boyunca kaçmaya devam ediyor, avcılar ise büyük bir sabırla iz sürerek kurbanlarının bitkin düşmesini bekliyor. Bu durum, antik insanların neden-sonuç ilişkisi kurma ve soyut düşünme becerilerinin ne kadar gelişmiş olduğunu açıkça gösteriyor.
Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri de tarihsel süreklilik. Uzmanlar, 60 bin yıllık bu kalıntıları 18. yüzyıldan kalma zehirli oklarla kıyasladıklarında neredeyse aynı zehir formülüne rastladı. İsveç’teki müze koleksiyonlarında bulunan 250 yıllık örnekler ile tarih öncesi uçlar arasındaki bu benzerlik, bitkisel zehir bilgisinin nesiller boyu aktarılan ne kadar istikrarlı bir kültür olduğunu kanıtlıyor.
Bu zehirli soğan bitkisi bugün hala geleneksel tıpta ağrı kesici veya antibakteriyel amaçlarla kullanılsa da, yanlış dozaj nedeniyle kazara ölümlere yol açmaya devam ediyor.