İnsanlık tarihinin en ikonik anlarından biri olan Apollo 11 görevi, 1969 yılında başarıyla tamamlandığında, Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in Ay yüzeyinde bıraktığı ayak izleri kadar, orada bıraktıkları ekipmanlar da planın bir parçasıydı.
Yakıt tasarrufu sağlamak adına her bir gramın hesabını yapan NASA, astronotlara işe yaramayan her şeyi Ay modülünde terk etmelerini emretmişti. Ancak Armstrong, tarihin en büyük "evrak çantası" operasyonuna imza atarak, "McDivitt Kesesi" olarak bilinen beyaz bir çantayı gizlice Dünya’ya geri getirdi. Bu çanta, 2012 yılında astronotun vefatından sonra eşi tarafından bir dolapta bulunana dek, uzay tarihinin en kişisel detaylarını içinde sakladı.
Çantanın içinden çıkan parçalar, Smithsonian Müzesi uzmanlarını şaşkına çeviren bir hikayeyi de beraberinde getirdi. Normalde acil durumlarda astronotları birbirine bağlamak için tasarlanan emniyet kemeri, Armstrong’un elinde bir "uyku aparatına" dönüşmüştü. Ay modülünün daracık, gürültülü ve aşırı parlak kabininde uyumaya çalışan Armstrong, yer darlığını aşmak için bu kemerden kendine bir bacak hamağı yaptı. Bacaklarını yukarı asarak kendine hareket alanı yaratan efsanevi astronot, insanlığın Ay’daki ilk gecesini bu derme çatma düzenek sayesinde bir nebze de olsa dinlenerek geçirdi.
Tarihin en değerli kamerası çöpten çıktı
McDivitt Kesesi’nin içindeki asıl hazine ise, insanlığın Ay’a iniş anını saniye saniye kaydeden 16 milimetrelik veri kayıt kamerasıydı. Talimatlara göre Ay yüzeyinde bırakılması gereken bu cihaz, Armstrong tarafından son anda çantaya atılarak kurtarıldı. Bu kamera olmasaydı, iniş anına dair en net ve teknik görüntülerden mahrum kalabilirdik.
Armstrong’un bu değerli eşyaları neden yıllarca bir dolapta sakladığı ve ailesine bile bahsetmediği ise hala bir gizem. Belki de bu parçalar, onun için sadece tarihi birer kanıt değil, uykusuz ve daracık kabinde geçen en zorlu gecenin çok kişisel birer hatırasıydı.