Beyin dalgalarındaki gizli kod: Yapay zeka disleksiyi saniyeler içinde saptıyor

Bahçeşehir Üniversitesi tarafından yürütülen çalışma, disleksi teşhisinde manuel testlerin yerini yapay zekanın alabileceğini gösterdi. Beyin dalgalarını analiz ederek %99,6 doğruluk oranına ulaşan bu yöntem, çocukların eğitim hayatını değiştirecek erken teşhis imkanları sunabiliyor.

Beyin dalgalarındaki gizli kod: Yapay zeka disleksiyi saniyeler içinde saptıyor

Okuma ve yazma gibi temel becerileri etkileyen nörogelişimsel bir durum olan disleksi, genellikle uzun süren klinik gözlemler ve testler sonucu teşhis ediliyor. Ancak Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından yürütülen yeni bir araştırma, bu süreci tamamen dijital bir boyuta taşıdı. Dyslexia Dergisi’nde yayınlanan çalışmaya göre, beyin dalgalarını analiz eden bir AI algoritması, disleksiyi %99,6 gibi yüksek bir doğruluk payıyla tespit edebiliyor.

Araştırma ekibi, yaşları ve gelişimleri farklı 200 çocuktan alınan QEEG (beyin haritalama) verilerini incelemeye aldı. Yapay zeka destekli analizler sonucunda, disleksi tanısı alan çocukların beyin yapılarında "Theta" dalgalarının normalden daha yüksek, "Beta-1" dalgalarının ise daha düşük seyrettiği belirlendi. Bu dijital parmak izi, uzmanların insan gözüyle fark edemeyeceği karmaşık sinyalleri makine öğrenimi sayesinde net bir şekilde ayrıştırmasına imkan tanıyor.

Teknoloji desteğiyle beyin yapısı değişebilir mi?

Çalışmada sadece teşhis değil, iyileştirme süreçlerine dair veriler de yer alıyor. "Nöro geribildirim" (neurofeedback) adı verilen yöntemle takip edilen çocuklarda, 100 seanslık uygulama sonrasında dikkat çekici bulgulara ulaşıldı. Deneye katılan çocukların %48’inin beyin dalgaları, yapay zeka tarafından yapılan sınıflandırmada "normal" seviyeye ulaştı. Bu durum, kişiye özel müdahalelerle beynin işleyişinin yeniden düzenlenebileceğine dair somut bir kanıt sunuyor.

Auto Train Brain CEO’su Günet Eroğlu, bu teknolojinin en büyük avantajının belirsizliği ortadan kaldırması olduğunu belirtiyor. Makine öğrenimi sayesinde, hangi çocuğun hangi yöntemden daha fazla verim alacağı terapi başlamadan önce öngörülebiliyor. Bu sayede aileler, hem zaman hem de maliyet açısından daha bilinçli adımlar atabiliyor. Disleksinin sabit bir engel olmadığını vurgulayan araştırma, erken teşhisin akademik ve sosyal hayattaki etiketlemelerin önüne geçebileceğini gösteriyor.