İnsanlık tarihinin en eski tartışmalarından biri olan dünyanın şekli, modern bilimle net bir cevaba kavuşsa da coğrafi sınırların nerede başlayıp bittiği hala merak uyandırıyor. Eğer elimizde katlanabilir bir harita olsaydı, bu haritanın en üst ve en alt köşelerine hangi isimleri yazardık?
Bu sorunun yanıtı bizi kurgusal düz dünya teorilerine değil, dondurucu soğuklarla mücadele eden gerçek şehirlerin hikayesine götürüyor. Medeniyetin izlerini sürebileceğimiz en uç noktalar, sadece konumlarıyla değil, bir yerleşimin "şehir" sayılması için gereken nüfus kriterleriyle de birbirine meydan okuyor.
Güney Yarımküre'de haritanın en altına doğru ilerlediğinizde, kara parçalarının yerini hırçın sulara bıraktığı dar koridorda üç önemli aday öne çıkıyor. Şili ve Arjantin arasındaki bu rekabet, yıllardır turizm tabelalarını süsleyen "Dünyanın sonu" unvanı üzerine kurulu. 54°56’ güney enlemiyle Puerto Williams, coğrafi olarak tüm rakiplerinin önünde yer alsa da 2 bin kişilik mütevazı nüfusu buranın bir şehir mi yoksa büyük bir köy mü olduğu tartışmasını beraberinde getirdi.
Bu belirsizlik, gözleri biraz daha kuzeydeki Punta Arenas’a çeviriyor. Ancak 120 bini aşan nüfusuyla gerçek bir metropol havası sunan Punta Arenas, rakiplerinden 200 kilometre daha kuzeyde kaldığı için "en uç nokta" olma özelliğini kaybediyor. İşte bu noktada Arjantin’in meşhur yerleşimi Ushuaia, hem 80 bini geçen kalabalığı hem de Puerto Williams'a sadece 15 kilometrelik yakınlığıyla altın orta yolu buluyor. Gelişmiş şehir altyapısı ve uç noktadaki konumu, Ushuaia'yı güneyin tartışmasız bitiş noktası haline getirdi.
Kuzey yarımkürede yerleşim sınırı çok daha yukarıda
Gezegenin kuzey kısmına geçtiğimizde ise durum güneyden oldukça farklı bir manzara sergiliyor. Güneyde 54. paralelden sonra yaşam neredeyse biterken, kuzeyde aynı noktada henüz Avrupa'nın merkezlerinden yeni uzaklaşmış oluyorsunuz. Kuzey Kutbu’na yaklaştıkça karşımıza çıkan Grönland fiyordları veya Kanada'nın araştırma üsleri, geçici nüfusları nedeniyle kalıcı yerleşim kategorisine girmekte zorlanıyor. Norveç'e bağlı Svalbard takımadalarında yer alan Longyearbyen ise 2 bin 800 kişilik nüfusuyla kuzeyin en sağlam kalesi gibi görünse de yasal olarak kasaba statüsünde kalıyor.
Eğer kriterimizi resmi bir şehir statüsü olarak belirlersek, rotamızı Amerika kıtasının en tepesine, Alaska’nın Utqiagvik bölgesine çevirmemiz gerekli. 5 bin civarındaki kalıcı sakiniyle bu yerleşim, medeniyetin kuzeydeki en uç sivil kalesi unvanını taşıyor. İlginç bir tesadüf eseri, dünyanın her iki ucundaki "son şehirler" Amerika kıtasının uç noktalarında birleşiyor. Bu durum, aradaki aşılması zor doğa koşulları bir kenara bırakılırsa, teorik olarak dünyanın bir ucundan diğerine kara yoluyla ulaşılabileceği gerçeğini karşımıza çıkarıyor.