İş dünyasında bir süredir hakim olan teknolojik iyimserlik, yerini somut verilerin soğuk gerçekliğine bırakmaya başladı. Globalization Partners (G-P) tarafından paylaşılan son veriler, küresel ölçekteki şirketlerin büyük umutlarla bütçe ayırdığı sistemlerin beklenen finansal dönüşü sağlamadığını kanıtlıyor.
ABD'den Singapur'a kadar geniş bir coğrafyada binlerce üst düzey yetkili, bu harcamaların boşa gittiği endişesini taşıyor. Geçen yıl yapılan yatırımlar incelendiğinde, her on şirketten birinin doğrudan zarar ettiği, kazanç sağlayanların ise hedeflerinin çok uzağında kaldığı görülüyor. Bu durum, yakın gelecekte teknoloji bütçelerinde büyük kesintilerin kapıda olduğunun habercisi niteliğinde.
Şirketlerin yaşadığı sorun sadece rakamlarla sınırlı değil; sistemin ürettiği bilginin kalitesi de büyük bir tartışma konusu haline geldi. Yöneticilerin çok az bir kısmı bilgisayar çıktılarına tam güven duyarken, büyük bir çoğunluk bu verileri kontrol etmek için mesaisinin önemli bir kısmını feda ediyor. Özellikle hukuki süreçler gibi hata payı olmayan alanlarda duyulan tereddüt, operasyonel hızı artırmak yerine yavaşlatıyor. Hataları düzeltmekle uğraşan liderler, teknolojinin sağladığı kolaylıktan ziyade, onun yarattığı yeni iş yüküyle mücadele etmek zorunda kalıyor.
Yetenek krizi ve değişen bakış açısı
Araştırmanın belki de en çarpıcı yönü, insan gücüne yönelik değişen tutumda gizli. Liderlerin büyük bir bölümü, dijital araçların yaygınlaşmasıyla birlikte çalışanların öneminin azaldığını düşünüyor. Ancak bu yaklaşım, ironik bir çelişkiyi de beraberinde getirmiş durumda.
Şirketler bir yandan çalışanlarını daha az önemsediklerini belirtirken, diğer yandan projelerin başarısız olma sebebini kalifiye personel yokluğuna bağlıyor. Personelin bu sistemleri sadece "vakit öldürmek" için kullandığına dair şüpheler ise iş yerindeki karşılıklı güven ortamını zedelemeye devam ediyor. Günün sonunda, pahalı sistemleri yönetecek yetkin insan kaynağı bulunamadığı sürece, yapılan harcamalar birer mali yük olmaktan öteye geçemeyecek.