Soğuk Savaş’ın tozlu raflarından çıkan gizli bir belge, bugünlerde hem tıp dünyasında hem de sosyal medyada büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. CIA tarafından 2014 yılında gizliliği kaldırılan 1951 tarihli bir rapor, ABD istihbaratının tam 75 yıl önce Sovyet bilim insanlarının kanser üzerine yaptığı araştırmaları yakından takip ettiğini gösteriyor.
Belge, özellikle kanserli tümörler ile vücuttaki parazit solucanlar arasındaki biyokimyasal benzerliklere odaklanan bir çalışmanın özeti niteliğininde. O dönemde "gizli" ibaresiyle arşivlenen bu çalışmaların on yıllar boyunca neden gün yüzüne çıkmadığı ise merak konusu.
Sovyet araştırmacı Profesör V. V. Alpatov’un 1950 yılında yayımlanan çalışmasına dayanan rapor, kanser hücrelerinin sıradan vücut dokularından ziyade parazitlere benzediğini ileri sürüyor. Araştırmadaki en çarpıcı detay, hem parazitlerin hem de tümörlerin oksijensiz ortamlarda hayatta kalabilme ve enerji depolama yetenekleri arasındaki benzerlik. Her iki organizma da düşük oksijenli ortamlarda yüksek miktarda glikojen biriktirerek varlığını sürdürüyor. Bilim insanları bu durumu "aerofermantör" tipi bir metabolizma olarak tanımlıyor. Yani bu dokular, kan akışının kısıtlı olduğu bölgelerde bile kendi enerjilerini üreterek büyümeye devam ediyor.
Parazit ilaçları ve tümörle mücadele
Raporun asıl dikkat çeken kısmı, o dönemde yapılan deneysel ilaç testleriyle ilgili verileri içeriyor. Belgedeki bilgilere göre, parazit enfeksiyonlarını tedavi etmek için geliştirilen bazı kimyasal bileşiklerin, kanserli tümörler üzerinde de şaşırtıcı etkiler gösterdiği gözlemlenmiş. Örneğin, 1938 yılında sentezlenen ve parazitlere karşı kullanılan "Myracyl D" adlı ilacın, laboratuvar ortamında kötü huylu tümörlerin büyümesini yavaşlattığı saptanmış. Ayrıca, DNA ve RNA yapımını engelleyen bazı moleküllerin hem mikroorganizmaların hem de farelerdeki tümörlerin kontrolsüz bölünmesini durdurduğu tespit edilmiş. Bu bulgular, kanserin temelinde yatan mekanizmanın parazitlerle ortak bir biyokimyasal zemine sahip olabileceği fikrini o yıllarda güçlendirmiş gibi görünüyor.
Sosyal medyada yayılan bazı iddiaların aksine, söz konusu CIA belgesi kanserin doğrudan parazitlerden kaynaklandığını iddia etmiyor. Ancak tümörlerin biyokimyasal davranışlarının parazitlere benzemesinin, tıp dünyasında yeni tedavi yolları açabileceğine dair o dönemden kalma önemli bir kanıt sunuyor. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında Sovyet tıp dünyasındaki her adımı titizlikle takip eden ABD istihbaratı, bu araştırmayı "kritik önemde" olarak sınıflandırıp kasalara kilitlemiş. Günümüzde modern onkoloji kanseri tam olarak bir parazit gibi görmese de, tümörlerin bağışıklık sisteminden kaçma yetenekleri hala araştırmaların merkezinde.