Gökbilimciler, uzayda yalnız mıyız sorusuna yanıt ararken on yıllardır süren derin sessizliğin nedenini çözmüş olabilir. SETI Enstitüsü bünyesinde çalışan araştırmacılar, bugüne kadar "boşluk" olarak tanımlanan sinyallerin aslında teknik bir engel nedeniyle gözden kaçmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Astrophysical Journal’da yayımlanan yeni bir çalışma, "uzay havası" olarak adlandırılan doğa olaylarının, gelişmiş medeniyetlerden gelebilecek güçlü radyo yayınlarını tanınmaz hale getirdiğini savunuyor. SETI uzmanları, bugüne kadar yaptıkları taramalarda genellikle çok dar bantlı ve net sinyallere odaklanıyordu. Ancak gökbilimci Vishal Gajjar ve ekibine göre, yıldız rüzgarları veya koronal kütle atımı gibi şiddetli patlamalar bu net sinyalleri frekanslar arasına dağıtarak bozuyor. Bu durum, aslında var olan güçlü bir mesajın Dünya’daki detektörlerin hassasiyet eşiğinin altına düşmesine yol açtı. Mesajlar bu deformasyon nedeniyle birer gürültü yığını gibi algılanıyor. Kısacası uzaydaki sessizlik, sinyal yokluğundan değil, sinyalin yolculuğu sırasında uğradığı yapısal bozulmadan kaynaklanıyor.
Eski uzay araçları kanıt sundu
Araştırmacılar bu hipotezi test etmek için rotayı uzak galaksiler yerine insanlığın uzay geçmişine çevirdi. Pioneer, Helios ve Viking gibi emektar uzay araçlarından gelen verileri inceleyen ekip, güneş sistemindeki yerel uzay havasının bu yayınları nasıl etkilediğini analiz etti. 1960’lı yıllarda fırlatılan Mariner IV ve Pioneer 6 gibi sondaların, Güneş'ten yaklaşık 6 milyon kilometre uzaklıktayken gönderdikleri sinyallerde ciddi bir "frekans yayılması" tespit edildi. Özellikle güneş fırtınaları yaşandığında bu etkinin çok daha belirgin hale geldiği görüldü.
1970’li yıllarda Güneş yörüngesine gönderilen Helios 1 ve 2 araçlarından elde edilen bilgiler de bu durumu pekiştiriyor. Güneş’e yaklaştıkça radyo sinyallerindeki bozulma artış gösterdi. Hatta bu araçlar, güneş aktivitesinin en düşük olduğu dönemlerde bile benzer engellerle karşılaştı. Mars’a gönderilen Viking araçlarından gelen devasa veri setleri ise bozulmanın Güneş'ten uzaklaştıkça kademeli olarak azaldığını ve belirli bir mesafeden sonra sabitlendiğini ortaya koydu.
Bilim insanları şimdi kendi güneşimizden öğrendikleri bu dersleri evrenin derinliklerine uyarlamaya hazırlanıyor. Başka yıldız sistemlerindeki olası yayınların, o sistemin merkezindeki yıldızın enerjisine göre nasıl şekilleneceği üzerine karmaşık modeller oluşturuluyor. Özellikle evrende en çok bulunan "kırmızı cüce" yıldızların etrafındaki yaşam izlerini ararken bu yeni hesaplama yöntemleri büyük bir fark yaratacak.