NASA Başkanı Jared Isaacman, ajansın 2028 yılında Mars'a fırlatılmak üzere "ilk nükleer enerjili gezegenler arası uzay aracını" geliştireceğini duyurdu. Space Reactor-1 (SR1) Freedom adı verilen bu iddialı proje, sadece Mars'a ulaşma hedefinin çok daha ötesine geçecek; eğer her şey planlandığı gibi giderse, nükleer itki sistemleri üzerinde 60 yılı aşkın süredir devam eden ancak bir türlü sonuca ulaşamayan çalışmaların zirve noktası olacak.
SR1 Freedom, "nükleer elektrikli itki sistemi" kullanarak derin uzayda ağır yüklerin çok daha verimli taşınmasını amaçlıyor. Aslında nükleer enerji uzayda yeni bir kavram değil; ancak bu yeni sistem, NASA'nın on yıllardır kullandığı yöntemlerden temelden ayrılıyor. Geçmişte, radyoizotop termoelektrik jeneratörler (RTG) yardımıyla plütonyum-238'in doğal bozunmasından elde edilen ısı, Voyager sondalarından Mars robotları Curiosity ve Perseverance'a kadar pek çok araca güç verdi. Ancak RTG'ler sadece düşük miktarda elektrik üretiyor. Yeni nesil SR1 Freedom ise Dünya'daki nükleer santrallerin minyatür bir kopyası gibi çalışan bir nükleer fisyon reaktörü barındırıyor. Bu reaktörden elde edilen devasa elektrik enerjisi, iyon motorlarını besleyerek uzay aracını muazzam hızlara ulaştıracak.
Derin uzayda güç ve verimlilik dengesi
Güneş sisteminin iç kısımlarında, uzay araçları ihtiyaç duydukları elektriği devasa güneş panelleriyle topluyor. Ancak Jüpiter'in ötesine, Güneş'ten uzaklaştıkça bu paneller işlevsiz hale geliyor. Nükleer elektrikli itki sistemi (NEP) tam da bu noktada devreye giriyor. Güneş ışığına ihtiyaç duymayan bu sistem, standart güneş enerjili motorlara kıyasla on kat, hatta yüz kat daha fazla güç üretebiliyor. Bu da uzay aracının çok daha ağır bilimsel ekipmanları veya insanlı modülleri taşıyabileceği demek.
SR1 Freedom tasarımı, radyasyonu mürettebattan ve hassas cihazlardan uzak tutmak için uzun bir gövdenin ucuna yerleştirilen 20 kilovatlık bir reaktörden oluşuyor. Güneş panellerinin yerini ise reaktörden gelen fazla ısıyı tahliye eden devasa soğutma kanatçıkları alıyor.
Endişeler ve gelecek
Nükleer kelimesi, doğal olarak güvenlik endişelerini de beraberinde getiriyor. 1997 yılında Satürn'e gönderilen Cassini görevinde kullanılan nükleer malzeme büyük protestolara neden olmuştu; ancak o günden bu yana tüm nükleer görevler sorunsuz tamamlandı. NASA, olası bir fırlatma kazasında radyoaktif maddenin çevreye yayılmasını önlemek için grafit ve iridyum katmanlarından oluşan, aşırı dayanıklı koruma kalkanları kullanıyor. Yine de uzaya nükleer reaktör fırlatmak, hem teknik hem de etik açıdan büyük sorumluluklar demek. Uzay boşluğuna veya başka gezegenlerin atmosferine radyoaktif atık taşıma fikri, gelecekteki astronotlar ve olası yabancı biyosferler için risk oluşturabilir.
NASA’nın nükleer itki konusundaki geçmişi pek de istikrarlı değil. 1965’te fırlatılan SNAP-10A, uzayda başarıyla çalışan tek nükleer reaktör olarak tarihe geçmişti; ancak o tarihten bu yana benzer projeler hep bütçe veya teknik engellere takılarak iptal edildi. En son 2025 başında durdurulan DRACO projesi bunun en taze örneği. Şimdi ise NASA, SR1 Freedom ile bu sessizliği bozmaya kararlı görünüyor. 2028 hedefi oldukça yakın ve zaman ajansın aleyhine işliyor. Eğer nükleer elektrikli itki sistemi bu kez gerçekten çalışırsa, Mars'a yapılacak insanlı seferler hayal olmaktan çıkıp birkaç yıl içinde gerçekleşebilecek bir rutin haline gelebilir.