Güneş kremi icat edilmeden önce insanlar nasıl korunuyordu?

Cilt kanseri vakalarının arttığı günümüzde, güneş kremleri en büyük dostumuz. Ancak tarih öncesi çağlarda yaşayan Homo sapiens toplulukları, modern koruyuculara sahip olmamalarına rağmen güneşin ölümcül radyasyonundan kurtulmayı başardı. İşte tarihe geçen korunma yöntemleri.

Güneş kremi icat edilmeden önce insanlar nasıl korunuyordu?

Güneş koruyucuların modern eczane raflarını süslemesinden çok önce, insanlık kendi yöntemleriyle güneşin yakıcı etkisine karşı kalkanlar oluşturuyordu. Bugün cilt kanseri oranlarındaki hızlı artış karşısında tavsiye edilen güneş kremleri, aslında tarih öncesi dönemlerde toprakla ve el becerisiyle yürütülen bir mücadelenin modern bir yansıması.

İnsanoğlunun erken dönemlerinde nüfusun büyük kısmı koyu ten rengine sahipti. Bu, yüksek melanin miktarıyla ultraviyole radyasyonuna karşı doğal ve güçlü bir savunma hattı sağlıyordu. Açık ten rengi ise çok daha geç bir tarihte, Demir Çağı ile birlikte gün yüzüne çıktı. Güneş ışığının sınırlı olduğu kuzey bölgelerine göç eden topluluklar, D vitamini sentezleyebilmek adına zamanla açık tenli bir yapıya kavuştu.

Bilim dünyası uzun süre, koyu ten renginin temel nedenini cilt kanserinden korunma ihtiyacı olarak görüyordu. Ancak Avustralya’daki güncel araştırmalar bu görüşü sorguluyor. Yapılan incelemelerde, melanin oranı düşük bireylerin bile üreme çağına ulaşana kadar cilt kanserine yakalanma oranının düşük kaldığı fark edildi. Bu durum, melanin seviyesini belirleyen temel unsurun sadece kanser olmadığını gösteriyor. Asıl belirleyicilerin, vücuttaki folat gibi hayati besinlerin korunması ve şiddetli güneş altında sıvı kaybının önlenmesi olduğu düşünülüyor.

Eski dünyada güneşten korunma sanatı

Koyu ten rengi tek başına yeterli gelmeyince, insanlık doğanın sunduğu en etkili araçlardan biri olan demir oksit içerikli aşı boyasına (okra) yöneldi. Özellikle İsrail’deki Qafzeh Mağarası’nda yapılan keşifler, ilk insanların ince taneli aşı boyasını 60 kilometrelik mesafelerden getirttiğini kanıtlıyor. Malzemenin koruyucu gücünün farkında olan bu topluluklar, pigmenti hayvansal yağlarla karıştırıp ciltlerine sürüyordu. Bugün bile Afrika’nın çeşitli bölgelerinde bu geleneksel yöntem varlığını sürdürüyor.

Aşı boyası kullanımında günümüzden 40 bin yıl önce gözlenen büyük artış ise dikkat çekici bir zaman dilimine denk geliyor. Dünya’nın manyetik alanının zayıfladığı ve radyasyon seviyesinin zirveye ulaştığı "Laschamp jeomanyetik olayı" sırasında, korunma ihtiyacı had safhaya çıktı. Modern insanın ataları, kemik iğnelerle diktikleri vücuda tam oturan giysilerle bu dönemi atlattı. Neandertallerin ise postları sadece üzerlerine gevşekçe sarmakla yetindiği ve bu yüzden hayatta kalma konusunda zorlandığı tahmin ediliyor.