Eczaneden aldığınız minik bir plastik çubuğun üzerine birkaç damla idrar damlatıp dakikalar içinde hayatınızı değiştirecek haberi almak, modern dünyada sıradan bir işlem kabul ediliyor. Oysa anneannelerimizin gençlik yıllarında, yani 1960'lı yıllara kadar hamilelik haberini almak hiç de kolay değildi.
Evlerin konforunda yapılan testlerin öncesinde insanlık, yeni bir hayatın müjdesini alabilmek için laboratuvarlardaki canlı kurbağaların biyolojik sistemlerine güvenmek zorundaydı. Kulağa ürkütücü bir koca karı hikayesi gibi gelen bu yeraltı tıp tarihi, Wellcome Collection arşivlerini inceleyen Dr. Isabel Davis’in Londra Doğal Tarih Müzesi için yaptığı araştırmalarla yeniden gündeme geldi.
Süreç aslında her dönemde aynı biyolojik temele dayanıyordu. Döllenme gerçekleştikten sonra kadının vücudunda hızla artmaya başlayan beta-HCG hormonu, sağlıklı bir doğum öncesi bakım planlamak adına teşhis edilmek zorundaydı. Ancak bugünün aksine, geçmişte her canı isteyen kadın bu testi kolayca yaptıramıyordu. Doktorların onay vermesi için ciddi bir hastalık şüphesi ya da çok genç yaştaki hastaların durumları gibi katı ve özel gerekçeler aranmaktaydı.
Sistem tamamen posta yoluyla ilerliyor, gizlilik içinde laboratuvara gönderilen idrar örneklerinin sonuçları asla doğrudan kadına söylenmiyordu. Dönemin muhafazakar tıp otoriteleri, sonucun kadınlar tarafından doğrudan öğrenilmesinin bir "kürtaj salgını" yaratmasından korktuğu için haberi verme yetkisini sadece doktorlara tanımıştı.
İngiltere'de 1948 yılında kapılarını açan Aile Planlaması Derneği laboratuvarı, bu işin ana üssü haline geldi. Her sabah Kraliyet Postası ile gelen binlerce numune, içeride hazır kıta bekleyen amfibilerle buluşuyordu. "Hogben testi" adı verilen bu yöntemde, Güney Afrika pençeli kurbağası (Xenopus laevis) başroldeydi. Şüpheli idrar örneği dişi kurbağanın arka bacağına enjekte edildiğinde, eğer kadın hamileyse hormona tepki veren canlı 24 saat içinde yüzlerce yumurta bırakıyordu. Diğer türler de denendi fakat hiçbiri bu Güney Afrika yerlisi kadar net ve hızlı bir yanıt vermedi.
Kesilen farelerden kurtulan doğaya çıkan fatura
Kurbağaların tıp sahnesine çıkışından önce laboratuvarlarda fareler ve tavşanlar kurban ediliyordu. Üstelik kesin sonucu görebilmek adına o canlıların ameliyat masasında kesilmesi şarttı. Kurbağalar ise yumurtalarını doğrudan dışarı bıraktıkları için hayatta kalıyor, böylece aylarca tekrar tekrar kullanılabiliyordu. Dönemin şartlarında hayvan kesimi lisansı gerektirmeyen bu yöntem büyük bir tıp devrimi olarak görüldü.
Bugün kurbağalar bebek müjdesi verme görevinden tamamen emekli olsalar da genetik araştırmalarda hala model organizma olarak yer alıyorlar. Ancak bu canlıların onlarca yıl boyunca kıtalararası taşınması doğaya çok ağır bir fatura çıkardı. Güney Afrikalı çevrecilerin zamanında yaptığı uyarılar kulak ardı edildi ve ticari amaçla dünyaya yayılan bu istilacı tür, zamanla Galler ve Orta Amerika'da doğaya kaçarak vahşi popülasyonlar kurdu. Gittikleri bölgelerdeki yerel kurbağaların yaşam alanlarını işgal eden ve ölümcül bir mantar hastalığı yayan bu canlılar, insan sağlığını korumaya çalışırken yaban hayatına nasıl kalıcı zararlar verebileceğimizin en somut kanıtı olarak duruyor.