Yapay zeka sistemlerinin hayatımızın merkezine yerleşmesi, küresel çapta devasa bir enerji krizini beraberinde getirdi. Günümüzde teknoloji devleri, aralıksız çalışan veri merkezlerini besleyebilmek adına yönünü alternatif kaynaklara çevirmiş durumda. Bu arayışın en somut adımları ise Amerika Birleşik Devletleri'nde atılıyor.
Washington yönetimi, uzun süredir sessizliğe gömülen nükleer enerji politikasını canlandırmak için harekete geçti. Ülkede halihazırda 98 gigavatlık bir nükleer kapasite mevcut. Geçmişte yaşanan santral kazalarının toplumsal hafızadaki izleri, yüksek yapım maliyetleri ve bitmek bilmeyen bürokratik lisans süreçleri bu sektörün önünü uzun süre tıkadı. Trump yönetimi ise devasa bütçe destekleri, esnetilen katı kurallar ve hızlandırılan tedarik zinciri hamleleriyle bu durgunluğu tersine çevirmeyi hedefliyor. Planın nihai hedefi, 2050 yılına kadar nükleer kapasiteyi tam 400 gigavata ulaştırmak. Bu iddialı hamlenin odak noktasında ise Küçük Modüler Reaktörler (SMR) yer alıyor. Hükümet, bu mini reaktörlerin geliştirilmesi için 900 milyon dolar değerinde bir yatırım fonu ayırdı.
Savunucularına göre SMR teknolojisi ve mikroreaktörler, eski tip dev nükleer santrallere kıyasla çok daha ucuz, güvenli ve esnek bir yapı vaat ediyor. En büyük avantajları ise coğrafi özgürlük sunmaları. Büyük şehirlerin merkezlerinden en ücra kırsal bölgelere kadar her yere kurulabilen bu reaktörler, fabrikada parçalar halinde üretilip tırlarla taşınabiliyor. Böylece inşaat süreleri kısalıyor, ilk yatırım maliyetleri düşüyor. Üstelik elektrik kesilse bile yerçekimi ve doğal ısınma kurallarıyla kendi kendini soğutabilen pasif güvenlik sistemlerine sahipler.
Ancak madalyonun diğer yüzünde ciddi soru işaretleri var. Eleştirmenler, bu reaktörlerin üretilen megavat başına aslında çok daha yüksek maliyet çıkardığını savunuyor. Idaho'da yüksek maliyetler sebebiyle iptal edilen NuScale projesi, rüzgar ve güneş enerjisine kıyasla neredeyse üç kat daha pahalıya patladı. Bilim insanları da sessiz kalmıyor; SMR'lerin gigavat başına daha fazla radikal atık ürettiğini ve pasif güvenlik sistemlerinin doğal afetler karşısındaki tepkisinin henüz sahada test edilmediğini vurguluyor.
Silikon Vadisi parasıyla küresel yarış hız kazanıyor
Dünya genelinde SMR projelerine akan yatırım miktarı 15 milyar doları aşmış vaziyette. Şu an yeryüzünde ticari olarak çalışan sadece iki sistem mevcut: Rusya'nın KLT-40S sistemi ile Çin'in HTR-PM santrali. Küresel ölçekte 74 yeni proje geliştirilirken, 50 ön anlaşma da çoktan imzalandı. Amerika ise bu yarışta geri kalmamak adına nükleer hamlelerini sıkılaştırıyor.
Bu noktada geliştirilen küçük reaktör modelleri, içlerindeki nükleer reaksiyonu soğutmak ve kontrol etmek için kullanılan maddelere göre teknik olarak birbirinden ayrılıyor. Örneğin hafif su reaktörleri, geleneksel şebekeleri desteklemek için suyu kullanıyor ve mevcut sisteme kolayca entegre oluyor. Grafit ve helyum gazıyla çalışan yüksek sıcaklıklı gaz reaktörleri ise endüstriyel tesisler için muazzam bir ısı üretiyor. Sanayi bölgelerine güvenli bir enerji akışı sağlamak amacıyla sıvılaştırılmış tuz kullanan erimiş tuz reaktörleri tercih edilirken, sodyum soğutmalı reaktörler ise su yerine sıvı metal kullanarak yakıt tüketimini çok daha verimli bir seviyeye taşıyor.
ABD genelinde aktif olarak yürütülen 36 SMR projesi mevcut. Sektörün belini büken yüksek maliyet ve tedarik sorunları ise Silikon Vadisi'nin sermayesiyle aşılmaya çalışılıyor. Sam Altman ve Bill Gates gibi isimler bu sektöre devasa fonlar akıtırken; Amazon, Google ve Meta gibi devler de veri merkezlerinin elektrik ihtiyacını nükleerden karşılamak için sıraya girdi. Geçtiğimiz günlerde nükleer denetim kurulunun Texas'taki bir proje için "çevresel olumsuz etki bulunmadı" raporu vermesi sektör için tarihi bir dönüm noktası kabul ediliyor.
Sadece ticari şirketler değil, Amerikan ordusu ve devlet kurumları da vitesi artırdı. Hava ve Kara Kuvvetleri 2027 ve 2030 yıllarında ilk SMR santrallerini açmayı planlarken, Deniz Kuvvetleri kendi prototipleri için harekete geçti. Hatta NASA, ay görevleri kapsamında Ay yüzeyine bir nükleer reaktör yerleştirmenin planlarını yapıyor. Rüzgar ve güneş gibi temiz alternatifler dururken nükleere bu denli yüklenilmesi büyük bir risk olarak görülse de, bu küçük reaktörlerin ülkenin enerji geleceğini ya tamamen kurtaracağı ya da büyük bir krize sürükleyeceği düşünülüyor.