Doğadaki "sessizlik" sistemin çöküşü anlamına mı geliyor?

Koruma altındaki doğa rezervlerinde bile böcek kütlesinin yüzde 75 oranında azalması, modern tıbbın yeni gündemi oldu. Vitamin ve mineralleri soframızdan eksiltecek olan bu sessiz krizin, diyabetten bağışıklık sistemi sorunlarına kadar pek çok kronik hastalığı tetiklemesinden endişe ediliyor.

Doğadaki "sessizlik" sistemin çöküşü anlamına mı geliyor?

Doğa üzerindeki sessizlik her geçen gün derinleşirken, tıp dünyasından ürkütücü bir benzetme geldi. Yoğun bakım uzmanı Dr. Joseph Varon, Dünya genelindeki böcek popülasyonunun hızla yok olmasını, bir hastanın sistem çöküşünden hemen önce aniden sessizleşmesine benzetiyor.

Arılardan kelebeklere, sineklerden böceklere kadar pek çok türün sessiz sedasız ortadan kaybolması, tıp literatüründe hayati bir alarmın kesilmesiyle eşdeğer bir tehlike arz ediyor. Dr. Varon’a göre, bir hastanın şikayet etmeyi bırakması ya da monitördeki seslerin kesilmesi çoğu zaman iyileşmeyi değil, sistemin iflasını temsil ediyor ve ekolojideki bu derin sessizlik de tam olarak böyle bir felaketin habercisi olabilir.

Böceklerin yok oluşu sadece doğanın dengesini bozmakla kalmıyor, doğrudan tabağımızdaki gıdayı ve sağlığımızı hedef alıyor. Meyveler, sebzeler, yemişler ve baklagiller gibi temel besin kaynaklarımızın varlığı bu küçük canlıların tozlaşma faaliyetlerine bağlı. Böceklerin sahneden çekilmesi, gıda sistemimizin hem nicelik hem de nitelik olarak çökmesi anlamına gelecek. Bu durum, bağışıklık sistemimizi ayakta tutan vitamin, mineral ve antioksidanların da soframızdan eksilmesine yol açıyor.

Dr. Varon, bu besin eksikliğinin kronik hastalık riskini artıracağını ve insan sağlığının dengesini henüz tam olarak kavrayamadığımız bir boyutta sarsacağını vurguluyor.

Doğanın korunmuş alanları bile alarm veriyor

Böcek ölümleriyle ilgili en sarsıcı veriler, sanayi bölgelerinden değil, aksine vahşi yaşamı korumak için ayrılan doğa rezervlerinden geliyor. Almanya'da yapılan ve yaklaşık 30 yılı kapsayan bir araştırma, koruma altındaki alanlarda bile uçan böcek kütlesinin yüzde 75’ten fazla azaldığını gösteriyor. Küresel ölçekte ise böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlası şu an gerileme döneminde. Uzmanlar, 2030 yılına gelindiğinde böcek türlerinin dörtte birinin tamamen yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağını öngörüyor. Bu durum, insanlığın bağımlı olduğu yaşam destek ünitelerinin teker teker devreden çıkmasıyla benzerlik gösteriyor.

Bir hekim gözüyle bakıldığında, böceklerin ortadan kaybolması çevresel stres ve toksisitenin toplumsal ölçekteki bir “biyogöstergesi” sayılabilir. Dr. Varon, modern insanın boğuştuğu kronik hastalıklar, metabolik bozukluklar ve bağışıklık sistemi sorunlarının, yaşadığımız ekolojik bağlamdan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyor. Örneğin, böceklerin sinir sistemini hedef alan pestisitlerin, benzer yolaklara sahip memelilerde de sinirsel gelişim ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler yarattığına dair kanıtlar mevcut. Tozlaştırıcı böceklerin kaybı nedeniyle azalan C vitamini ve çinko gibi mikro besinler, diyabetik bir hastanın yaralarının iyileşmemesi gibi çok somut sağlık sorunları olarak karşımıza çıkıyor.

Kısacası böceklerin sessizce sahneden çekilmesi, insanlığın üzerine kurulu olduğu biyolojik zeminin yavaş yavaş parçalandığını gösteriyor. Medeniyetlerin sadece savaşlar ya da ekonomik krizlerle yıkılmadığını hatırlatan Dr. Varon, kendilerini ayakta tutan yaşam sistemleri sessizce dağıtıldığında toplumların asıl çöküşü yaşadığını söylüyor. Hekimlerin ve sağlık profesyonellerinin, ekolojik sağlığı insan sağlığı değerlendirmelerine dahil etmesi artık bir tercih değil, sürdürülebilir bir gelecek için zorunluluk haline gelmiş durumda...