Ural Dağları'nın ıssız bir noktasında, 1959 yılında yaşanan bir trajedi bugün hala çözülebilmiş değil. Dokuz deneyimli dağcının hayatını kaybettiği bu olay, aradan geçen uzun yıllara rağmen bilim dünyasının ve araştırmacıların ilgisini çekmeyi sürdürüyor. Dyatlov Geçidi Olayı olarak bilinen vaka, arkasında bıraktığı çelişkili kanıtlar sebebiyle insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biri kabul edilmekte. Modern teknoloji döneme dair yeni veriler sunsa da o dondurucu kış gecesinde yaşananlar gizemini koruyor.
Igor Dyatlov liderliğindeki Ural Politeknik Enstitüsü öğrencisi 10 genç dağcı, 23 Ocak 1959'da Kuzey Urallar'da zorlu bir rota için yola çıkmıştı. Hedefleri, yüksek düzeyde açık hava tecrübesi gerektiren Otorten Dağı'na varmaktı. Fakat yolculuğun henüz başında Yuri Yudin rahatsızlanarak eve dönme kararı aldı. Bu karar, genç dağcının hayatta kalmasını sağlayan bir kadere dönüştü. Kalan dokuz kişi, takvimler 1 Şubat 1959'u gösterdiğinde, yerel halkın "Ölü Dağ" adını verdiği Kholat Syakhl yamaçlarında son kamplarını kurdu. Ne olduysa o gece oldu; dağcılar çadırı kapısından çıkmak yerine içeriden bıçakla yırtarak, büyük bir panikle dondurucu soğuğa kaçtı.
Kamptaki korkunç manzara ve resmi açıklamalar
Arama kurtarma ekipleri, terk edilmiş haldeki kamp alanına ancak 26 Şubat günü ulaşabildi. İlk cesetler çadırın yaklaşık bir buçuk kilometre uzağında, bir sedir ağacının altında bulundu. Diğer gençlerin cansız bedenlerine ise sonraki aylarda ulaşıldı. Yapılan incelemelerde dağcıların bir kısmının donarak can verdiği anlaşıldı. Buna karşın bazılarının vücudunda kafa travmaları, kaburga kırıkları ve yanıklar gibi çok ağır hasarlar mevcuttu.
Ağaç dallarına takılmış kıyafet parçaları ile insan dokuları, durumun vahametini gözler önüne seriyordu. Bazı kurbanların gözlerinin ve dişlerinin eksik olması, elbiselerinde yüksek oranda radyasyon kalıntısı saptanması, komplo teorilerini de beraberinde getirdi. Askeri deneylerden dünya dışı varlıklara kadar pek çok iddia ortaya atıldı. Mayıs 1959'da dosyayı kapatan Sovyet yetkililer, ölüm nedeni olarak sadece "bilinmeyen karşı konulamaz bir kuvvet" ifadesini kullanarak belgeleri mühürledi.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra arşivlerin açılmasıyla birlikte araştırmacılar yeni belgelere ulaştı. Vaka dünya çapında büyük bir popülerlik kazandı; hakkında kitaplar yazılıp belgeseller çekildi. Yoğun baskılar neticesinde Rus yetkililer 2019 yılında dosyayı yeniden açtı. 2020 yılındaki resmi açıklamada, çadırın üzerine çöken bir kar kütlesinin gençleri kaçmaya zorladığı, ardından gelen ağır hava şartlarının ise ölüme yol açtığı duyuruldu.
2021 yılında hazırlanan bilgisayar destekli simülasyonlar ve matematiksel modeller de gecikmeli bir kar tabakası çığının otopsideki kemik kırıklarına neden olabileceğini doğruladı. Tüm bu bilimsel açıklamalara rağmen tartışmalar bitmiş değil. Dağcıların çadırdan çıktıktan sonra izledikleri rota ve olay yerindeki fiziksel kanıtlar, sadece doğa olaylarıyla açıklanmakta yetersiz kalıyor. Sıradan bir kış yolculuğu gibi başlayan bu yürüyüş, insan aklını zorlayan bir bilmece olmayı sürdürüyor.