SS Warrimoo: Aynı anda iki farklı yüzyılı yaşayan gemi

Pasifik Okyanusu'nda yol alan bir gemi, kaptanının sıra dışı manevrasıyla aynı anda hem farklı günlere hem de yüzyıllara mı ayak bastı? Denizcilik tarihinin en çok konuşulan bu efsanesi, zaman kavramının nasıl esnetilebileceğine dair büyüleyici bir hikaye sunuyor.

SS Warrimoo: Aynı anda iki farklı yüzyılı yaşayan gemi

Denizcilik tarihinin en bilindik efsanelerinden biri olan SS Warrimoo, zaman ve mekan kavramlarını zorlayan hikayesiyle unutulmazlar arasındaki yerini asla kaybetmiyor. 1899 yılının son saatlerinde Pasifik Okyanusu üzerinde yol alan bu yolcu gemisi, bir kaptanın kusursuz zamanlamasıyla farklı yüzyılları ve mevsimleri aynı anda yaşadığı iddiasıyla anılıyor.

Modern navigasyon araçlarının bulunmadığı bir dönemde ortaya atılan bu hikaye, gerçeğin ve kurgunun iç içe geçtiği ilginç bir örnek olarak kabul edilebilir. Dünya üzerindeki zaman dilimlerini belirleyen uluslararası tarih değiştirme çizgisi, 180. meridyen üzerinde uzanıyor. Bu hayali hat, devletler arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla okyanusların boşluklarında konumlanıyor.

Çizginin bir tarafında gün değişirken, diğer tarafında zaman akışı farklı ilerliyor. Ünlü yazar Mark Twain, 1895 yılındaki bir seyahatinde bu durumu esprili bir dille kaleme aldı. Twain, geminin burnu ve kıçının farklı günlerde olması sayesinde elmanın yarısını bir günde, diğer yarısını ise ertesi günde yediğini söylemişti.

Efsanenin doruk noktası ise SS Warrimoo gemisinde yaşandı. Kaptan John Duthie Sydney Phillips yönetimindeki ekip, rotalarını ekvator çizgisi ile 180. meridyenin tam kesişim noktasına ayarlıyor. Hesaplamalara göre saatler 00.00'ı gösterdiğinde, geminin ön kısmı yeni bir yıla ve yüzyıla giriş yaparken, kıç tarafı bir önceki yüzyılın son gününde kalarak adeta zamanın ikiye bölündüğü bir ana tanıklık ediyor. Ek olarak geminin ekvator üzerinde durması, kuzey ve güney yarım kürelerdeki farklı mevsimlerin aynı anda yaşanması ihtimalini doğuruyor.

Efsanenin arkasındaki gerçekler

Büyüleyici detaylarına rağmen bu hikaye, bilimsel ve tarihsel kanıtlardan yoksun durumda. Dönemin resmi kayıtları veya gemi jurnalleri incelendiğinde, söz konusu olaya dair herhangi bir veri yok. Hikayenin basında yer bulması ancak 1942 yılında, yani olaydan çok daha sonra gerçekleşiyor.

Dönemin denizcilik teknolojisiyle böyle milimetrik bir koordinatı tutturmanın neredeyse imkansız olması ise diğer bir gerçek. Ayrıca 20. yüzyılın teknik olarak 1901 yılında başladığı gerçeği, bu anlatıyı bilimsel temelden uzaklaştırıyor.

Yine de bu efsane, insanın zamanı ölçme ve sınırlandırma çabasını yansıtan keyifli bir anlatı olarak tarihteki yerini korumaya devam edecek...