Uzayda yalnız olup olmadığımızı anlamak adına gökyüzünü tarayan SETI enstitüleri, uzun süredir sessizce kozmik sinyalleri takip ediyor. Ancak bilim camiası şimdilerde sadece dinlemekle yetinmeyip uzaya aktif mesajlar gönderme fikrini tartışmaya başladı.
SETI Enstitüsü bünyesinde çalışmalarını yürüten astronom Dr. Vishal Gajjar, konuya ilişkin önemli noktalara parmak bastı. Yaygın kanının aksine uzaylılarla karşılıklı bir diyalog yürütülmediğini belirten Gajjar, devasa mesafeler yüzünden insan ömrünün bu tür bir haberleşmeye imkan tanımadığını ifade etti. Mevcut çalışmaların tamamı, radyo dalgaları üzerinden teknolojik izleri süren pasif bir dinleme sürecinden ibaret kalıyor.
Varlığımızı evrene haykırma amacı taşıyan METI projeleri ise bilim insanlarında ciddi kaygılara yol açıyor. Dr. Gajjar, derin uzayda nasıl bir tehditle karşılaşılacağının bilinmediğini aktardı. İnsanlığın galaktik ölçekte henüz çok yeni bir tür olduğunu hatırlatan uzman, tehlikeli bir maceraya atılmamak gerektiği konusunda uyardı. Güvenlik endişelerinin yanı sıra, dünya adına kimin hangi mesajı göndereceği konusunda da küresel bir mutabakat sağlanabilmiş değil. Ortak bir karar olmadan uzaya resmi bir çağrı bırakmak, büyük bir sorumsuzluk olarak değerlendiriliyor.
Teknolojinin evrene sızan görünmez izleri
Sessiz kalma çabalarına rağmen insanlık, farkında olmadan uzun süredir kozmosa varlığını belli eden sinyaller yayıyor. Güneş Sistemi'ndeki uzay sondalarıyla iletişim kurmak amacıyla gönderilen güçlü radyo dalgaları, hedefine ulaştıktan sonra durmayarak derin uzayda ilerlemeyi sürdürüyor. Dolayısıyla biz sustuğumuzu düşünsek bile, dijital teknolojilerimizin ürettiği kozmik sızıntıların geri dönüşü artık mümkün değil.
Gerçekleştirilen bilimsel incelemeler, Dünya'nın radyo sessizliğinin çoktan bozulduğunu net bir biçimde gösteriyor. Yakın bir yıldız sisteminde benzer teknolojiye sahip bir medeniyet bulunuyorsa, cep telefonu baz istasyonlarından çıkan sinyalleri 10 ışık yılı uzaktan tespit etmesi işten bile değil. Havalimanlarındaki radar sistemleri ise çok daha güçlü bir sızıntıya neden oluyor. Bu radarların gökyüzüne yaydığı dalgalar, teknolojik bir yaşamın varlığını 200 ışık yılı öteye kadar taşıyabilecek potansiyele sahip.
Radarlar dünyada henüz 200 yıldır kullanılmadığı için sinyaller o sınıra ulaşmadı ama gelecekte bir gün kapımızın çalınma ihtimali masada. Uzmanlar, olası bir ilk temasın kasıtlı bir mektuptan ziyade, yabancı bir medeniyetin kendi arasındaki telefon görüşmelerine ya da radar dalgalarına denk gelinerek gerçekleşeceğini öngörüyor.